Bizimle samimi olan bir kardeşimiz bizi şaşırtmak için bir soru sorar
Soru: Hocam neml suresindeki karıncalar dişi miydi Yoksa erkek miydi
Cevap: Soruyu biraz muhabbet olsun diye soruyorsun ama aslında onun cevabı var.
Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir karınca dedi ki: “Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin. Neml 18
Ayette karınca kalet diyor. Yani dişi sigasıyla konuşuyor. Nemletun ifadesinde de karınca (neml) sonunda dişilik tesi var. Bir de bu ayetin mealinde baktığım kadarıyla Ali Bulaç’ın dışında doğru meal veren olmamış.
Ayrıca ayette heteme kelimesi geçiyor. Ali Bulaç’ın dışında tüm mealler bunu ezmek olarak çevirmişler. Buna göre karıncalar Süleymanın ordusu tarafından ezilmeyin demiştir. Ama aslında hateme ezmek değil kırılmak anlamına gelir. Gerçekte de karıncalar ezilmez kırılır, ufalanır, parçalanır, bölünür. Bu da karıncaların anatomisini bilen bir gücün bu ayeti yazdığını bize gösteren en önemli delillerden birisidir.
Ayrıca karınca dünyasında erkek karıncalar çiftleşmenin dışında hiç bir işe yaramazlar. Yuvadan çıkmazlar. Diğer karıncalar işçi ve dişi karıncalardır. Savunma ve gıdayı bulmayı dişi karınca yapar. Yalnız erkekleri çiftleştikten sonra ölür. Hayvanlar âleminde insanlar âleminden farklı olarak dişiler hep daha revaçta ve aktiftir. Birçok hayvan familyasında liderlik dişilerdedir. İnsanlarda sadece erkekler kadınlardan güçlü kılınmıştır.
Mesela Hz. Süleyman’da nasıl bir kulak varmış ki karıncaların sesini duymuş. Bu da ilginç. Ama genelde buna âlimlerimiz rüzgârın ona sesleri özellikle getirdiğini söylerler. Bu da karıncaların frekansının ileride algılanabileceğini bize gösterir. Bu ayet aynı zamanda karıncaların ve birçok hayvanın mantık ve akıl sahibi olduğunu da bize göstermesi bakımından ilginçtir.
Bazı âlimler çok karıncanın geldiği, karıncaların bastığı evde karıncaların geldiği yere bu ayetin konulması durumunda gelmeyeceklerini söylemişlerdir. Biz Arabistan’da öğrenciyken bunu denedik. Fakat bizim karıncalar yine geliyorlardı. Arkadaşlarla bu konudaki yorumumuz şöyle oldu: “Bu karıncalar okuma bilmiyorlar herhalde. Bu tür şeyler zayıf rivayetlerdir. Kur’an’ın ve ayetlerin faziletleriyle ilgili yapılan rivayetlerdir. Ayrıca bizimkisi öğrenci evi. Malum etraf karıncalar için bir cennet misali. Bu tembellik karıncalar da etrafı temizliyorlar/rızıklarını temin ediyorlar. O gözlemimin en büyük faydası karıncaları yakından tanımış oldum. Çok temiz ve disiplinli bir canlı. Tek sıra halinde gelirler. Geri dönenler de mutlaka yolda karşılaştıklarına selam verirler.
Yazıma Ebu Suud’dan bir fetva ile bitirmek istiyorum karıncayla ilgili: Bir gün Kanunî Sultan Süleyman, sarayın bahçesinde armut ağaçlarını kurutan karıncaların telef edilmesi için Şeyhülislâm Ebussuûd Efendi’den aşağıdaki beyitle fetva istedi:
“Dırahta ger ziyân etse karınca / Zararı var mıdır ânı kırınca ”
Yani: “Eğer ağaca karınca zarar verse, onu öldürmek caiz midir ” diye sordu.
Padişahın bu fetva talebi üzerine, Ebussuûd Efendi de şöyle bir beyitle cevap verdi:
“Yarın Hakk’ın dîvânına varınca / Süleyman’dan hakkın alır karınca!”
Bir karıncayı bile incitmekten çekinecek kadar mükemmel bir manevi terbiyeden geçmiş bulunan Kanunî hem dirayetli bir kumandan, zeki ve teşkilatçı bir devlet adamı ve hem de âlim ve edip bir şahsiyetti.
İbn Abbas’tan (r.anhümâ) rivayet edilen bir hadis ise şöyledir:
“Rasûlüllah (s.a.v.) dört hayvanın öldürülmesini yasakladı: Karınca, arı, hüdhüd, surad (sarı ve yeşil renkli ağaçkakan kuşu).” (Ebû Dâvud, Sünen, Edeb 176)