Baştan söyleyelim; biz Yusuf Kaplan gibi Türkiye’nin Gazze’de bulunduğunu düşünenlerden değiliz. Keşke öyle olsa, emin olun Yusuf Kaplan’dan daha fazla mutlu oluruz.

Zaten biz şu an Gazze’deysek de orayı terk edelim, çünkü ne yapıyorsak yanlış yapıyoruz.

O da ayrı bir konu.

Derdimiz telaşemiz, sadece muhalefet olsun asla değil.

Sadece içimiz paramparça, çaresiziz…

Gazze’deki çocuklara bir yudum su veremedikten sonra gök kubbe başımıza geçse yeridir.

Peki biz akşam sabah bu köşelerden eleştiride bulunacağız, iktidar sahipleri de hayal mi satacak?

Çeyrek asırdır benim tanıdığım her bir Millî Görüşçü sadece eleştirmedi, yol da gösterdi.

Ama ne hikmetse hemen hiçbir tavsiye dikkate alınmadı.

Peki, bugün yaşadığımız zillet haline şahit olmamak mümkün müydü ve bunun için 25 senede ne yapılabilirdi? Dilerseniz kısaca bir kez daha üzerinden geçelim.

IRAK'IN YIKILMASI, SADECE IRAKIN YIKILMASI DEĞİLDİ

Mevcut iktidarın ilk icraatı Irak’ın işgaline balıklama dalmak oldu. Düşünün, kendilerinden önce koalisyon hükümetinin başbakanı olan Bülent Ecevit’in dahi müsaade etmediği Irak’ın işgal edilme girişimine ortak oldular. “Nasılsa Amerika Irak’ı işgal edecekti, biz de oyun kuran aktör olalım dedik” diyen olursa gidip tövbe etsin.

Peki ne yapılabilirdi; işgal hazırlığındaki Amerika’ya “Irak’ı neden işgal etmek istiyorsunuz, bahaneniz nükleer silahsa İsrail’de tonlarca nükleer silah var, gidin orayı işgal edin. Biz asla komşumuz ve din kardeşimiz olan bir ülkenin işgal edilmesine ortak olmayız ve hatta müsaade etmeyiz” denebilirdi.

Tüm bunlara rağmen “Amerika, Irak’ı işgal edebilir miydi” derseniz inanın çok zorlanırdı. Hatta bu işgale karşı Türkiye öncülüğünde bir blok oluşturularak Amerika’nın eli boşa çıkartılabilirdi.

Ama tam tersi bir vebale boylu boyunca balıklama daldılar. YANLIŞ YAPTILAR!

D-8, SADECE EKONOMİK DEĞİL, ASKERİ DE BİR BİRLİKTELİKTİ

D-8, sadece ekonomik değil, askeri de bir birliktelikti.

Mevcut iktidarın ikinci en büyük hatası, hazır kurulmuş olan D-8’e ciddiyetle yaklaşmayıp hatta gereksiz görüp, bekleme odasına almak oldu.

İktidarın ilk günlerinde Avrupa sevdası gözleri kör etmişti.

Cennetmekân Erbakan Hocamız, çok kısa sürede D-8’i kurarken ümmetin başına gelecekleri tahayyül etmiş, ekonomik ve askeri olarak Müslüman ülkelerin ayakta kalabilmesi için canla başla mücadele vermişti.

D-8’in aktif olarak işletilmesi ve atılan temelin üzerine devasa bir bina yapılması mümkündü, yapılmadı.

İslam ülkeleri arasında güçlü bir askeri ve ekonomik birliktelik oluşturularak ABD ve avenesi karşısında hiçbir İslam ülkesi tek bırakılmazdı.

Çünkü yaptıkları çok basit ve bilindik bir tarzları var.

Önce bir ülkeyi hedefe koyuyorlar, tek düşürüyorlar ve paramparça ediyorlar.

Ve Allah muhafaza, sıranın bize gelmeyeceğinin hiçbir garantisi yok.

Ez cümle bir kez daha YANLIŞ YAPTIK!

SURİYE Mİ, LİBYA MI KARAR VERMEK GÜÇ... MISIR İSE BAŞKA BİR FELAKAET

Farkındaysanız yine İslam coğrafyasından bahsediyoruz. Son çeyrek yüzyılda bir tek ecnebi toprağında savaş ya da katliam yaşanmazken bizim topraklarımız kanla sulandı.

İnanılır gibi değil! Irak’ın işgalinden zerrece ders alınmamıştı. Hem bir İslam ülkesinin parçalanması hem din kardeşlerimizin yaşadığı vahşet hem de komşumuzda yaşanan savaşın ülkemize verdiği zarar kimsenin umurunda değildi.

Suriye’de yaşanan yerel sorunlar Türkiye’nin de araya girmesiyle çok çok daha küçük zararlarla atlatılabilecekken yanlış tutumumuz nedeniyle bir ülkenin daha paramparça olmasına katkıda bulunuldu.

Hem burnumuzun dibinde asla onaylamadığımız oluşumlar devletleşti hem de ABD ve Rusya’nın başını çektiği sayısız yeni komşularımız oldu.

Bu komşular da başımıza çorap örmeye devam ediyor.

Suriye’den kopan milyonlar ise ülkemize yöneldi, Avrupa yollarında heder oldu.

Libya ve Mısır’da ise yanlış yerde durduk. Libya’da mutlaka Kaddafi’nin yanında durup dünyaya da bu durumu ilan etmemiz gerekirken NATO’nun işgal konvoyuna katıldık. Mısır’da önce laiklik telkin ettik sonra da Müslüman Kardeşler’e doğru yolu gösteremedik. Ülke kan gölüne dönünce de barışmanın yolunu aradık.

… VE YİNE YANLIŞ YAPTIK.

Bu kadar yanlıştan sonra ise Gazze’ye istesek de sahip çıkamayız. Hatta öyle bir hale gelirsiniz ki; Gazze’ye Mavi Marmara’yı gönderemezken İsrail’e gemi turları düzenlemek size düşer.

Ne patates ne de soğan… Ne köprü ne de havalimanı umurumuzda!

NE PATATES NE DE SOĞAN... NE KÖPRÜ NE DE HAVALİMANI UMRUMUZDA!

Emin olun 3. köprü ve 3. havalimanı umurumuzda değil. Bir müteahhit gelir, aynılarını ve hatta daha iyilerini birkaç yıl içerisinde tekrar yapar. Zaten yapılmış 2 tane havaalanı, 2 tane köprü vardı. Ama yıkılan İslam ülkelerinin hiçbirini geri getiremeyiz.

Batan ekonomi de bir noktadan sonra önemini yitiriyor. Gazze’de bir yudum su bulamayan evlatlarımız açlıktan ölürken içtiğimiz su boğazımıza diziliyor.

Sizin batırdığınız ekonomiyi işi bilen birileri gelir 6 ayda ya da bir yılda düzlüğe çıkartır ama o çocukların susuz kuruyup gittiği boynunuzda asılı kalır.

Nokta

Artık kınayanları da kınama zamanı...