Lisede öğrenciyken kimya hocamın, “Gelecekte çocuklarınıza bugünlerden bahsedecek ve araçların su ile yıkandığını anlatacaksınız” ifadesini zihnimde bir yere koyamamıştım. Kar şehrin üzerine pamuk tarlası gibi serpilmişken böyle bir şey nasıl gerçekleşecekti ki! Fakat insan sadece kendisinin değil ayak bastığı toprağın da katili ve elini attığı her şeyin mizacını değiştiriyor. Nitekim bir kış mevsimini daha geride bıraktık ancak toprağa bir damla yağmur düşmedi… Başımızı cama yaslayıp gün boyu bekledik yağmuru… Islanmayı, evlerimizin bacalarından aşağı doğru boşalan suları özledik ve kış mevsiminin bizi üşüten değil besleyen bir mevsim olduğunu şimdi fark edebildik…
Biz dedelerimizin bulaştığı hataların bedelini ödüyoruz, bizim hatalarımızın bedelini de çocuklarımız ödeyecekler… Ne garip bir döngü değil mi? Ne yapabiliriz demek yerine ne yaptık sorusu ile meşgulüz… Hepimiz kapitalist sistemin gönüllü öğrencileri olmuşuz ve verileni hiç itiraz etmeden alıyoruz…
Dinimiz bize dirilişi, cihadı, hareketi tavsiye ediyor onlar ise, “Sizin harekete ihtiyacınız yok, başınızı çevirin ve atalarınızın elde ettiği başarılara bakın, övünün bunlarla” diyorlar. Bize bilim üretmeyin, sanat üretin ve soyunuzla övünün diyorlar… Tamam da bizim sanatla meşgul olmamız bilimsel keşifler yapmamıza engel değil ki?
Bizi masallarla avutanlar teknolojinin ürünlerini pazarlarken üzerimize adeta ölü toprağı serpiyorlar. İdrakimiz kapanıyor, tıkandıkça başarı öykülerimizi tekrarlıyor ve yüce bir millet olduğumuzu haykırmaya devam ediyoruz. En yüce millet olduğumuzu, Avrupa’nın bizi kıskandığını tekrar tekrar telkin ediyoruz kendimize. Kuyruğu dışarıda olan bu hikâyeye kendimizi o kadar kaptırmışız ki, hayatın gerçeklerinden yavaş yavaş uzaklaşıyoruz.
Kaderimiz bir avuç katilin eline terk edilmiş ve katiller karanlık perdeler ardından açıklamalar yapıyor, dünya nüfusunu virüslerle, savaşlarla, afetlerle azaltılabileceklerini ileri sürüyorlar. Efendiler iklimsel değişimin yakın tarihte insan yaşamını tehdit edecek en büyük tehlike olabileceğini açıklıyorlar… Peki, biz ne yapıyoruz? Karşı koyacak gücümüz yok o yüzden başımızı arkaya çeviriyor ve hamaset yapmaya devam ediyoruz. Dünyaya hükmettiğimiz günlerden bahsediyor ve hayal dünyamızda başarıdan başarıya koşuyoruz.