Yağışların azalması ile birlikte su, tüm dünyada gündemi işgal eden stratejik bir kaynak haline geldi. Bilim insanları yakın gelecekte kuraklığın daha tehlikeli boyutlara ulaşacağını ve kıtlık sorunu ile karşı karşıya kalabileceğimizi ifade ediyorlar. Küresel ısınmanın yaşamsal kaynaklara ulaşımı zorlaştıracağına dair açıklamalar yapan uzmanlar su savaşlarına tanık olabileceğimizi ifade ediyorlar. Zira ekolojik dengenin korunması ve tüm canlıların hayatlarını sürdürebilmeleri için su kaynaklarının gereksinimleri karşılayabilecek miktara ulaşması gerekiyor. Fakat mevsimler değişiyor, toprak çölleşiyor ve kaynaklar yavaş yavaş kuruyor.

Biliyorsunuz son birkaç yıldır afetlerle birlikte yaşıyoruz ve işin içinden bir türlü çıkamıyoruz. İnsan eliyle üretilen kötülükler büyüdükçe büyüyor ve üretilen tehlikelerden bahsedildiğinde “hangi önlemleri alabiliriz” demek yerine komplo teorisidir deyip geçiştiriyoruz. Peki, kirletilen atmosferin, kurutulan su kaynaklarının, zehirlenen toprağın üzerimizde hiç mi hakkı yok? Ve… Tehlike ayaklarımızın ucuna kadar ulaştı peki şimdi ne yapacağız? Kış mevsimi toprağa bir damla yağmur düşmeden geçip gitti, su kaynaklarımız kurudu ve tehlikenin ayak sesleri kulaklarımıza çarpmaya başladı.

Sıcaklığın artışıyla ortaya çıkan kuraklık, toprağın çölleşmesi, deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı buharlaşma bütün dünyada siyasi ve ekonomik dengelerin değişimine yol açacak gibi görünüyor. Küresel aktörler iklim değişikliği anlaşmaları adı altında düzenledikleri toplantılarda üçüncü dünya ülkeleri olarak ayrıştırdıkları toplumların yeterli kaynakları olmadığını dolayısıyla ısınmadan çok fazla etkileneceklerini ifade ediyor ve dünyaya hâkim olacak tek gücün kendileri olduğunu ima ediyorlar. Bu zihniyetin kontrolünde olan bilim ise artık virüsler ve doğayı tahrip edecek silahlar üretiyor ve bu silahları sadece kurban olarak seçtikleri halkların üzerinde değil doğanın tahrifatında da kullanıyorlar.

Peki, şimdi kimyasalları kontrolsüzce kullanarak Allah’ın koyduğu düzeni bozan ve dünyayı yaşanmaz hale getiren bu zorba zihniyete boyun eğmeye devam mı edeceğiz yoksa başımızı kaldıracak ve bilimsel keşiflerde yol kat edip bu karanlık zihniyetin yıktığı duvarları onarmaya mı çalışacağız? Ne yapacağız?

Bilindiği üzere fıtrat düzeninde güneşin ve dünyanın sistemi insanın ve tüm canlıların hayatını devam ettirecek şekilde düzenlenmiştir ki, bu yaradılış yasası olan sünnetullahtır. Hâkim sistem bu düzeni sağlayan bileşenleri bozarak işleyişi etkiledi ve dengenin ortadan kalkmasına yol açtı. Peki, bu, Allah’a bir başkaldırı değil midir?

Hatırlarsınız 2000’lı yıllarda ABD’de Pentagon küresel ısınma raporu hazırlanmıştı ve rapor gizli tutulmuştu. İngiliz The Observer gazetesinin ele geçirdiği raporda iklimsel değişim sonucu çok sayıda insanın hayatını kaybedeceği, dünya çapında nükleer çatışmaların olacağı, büyük kuraklıkların, açlığın, çatışmaların yaşanacağı, Hindistan, Güney Afrika, Endonezya gibi ülkelerde kuraklık yüzünden karışıklıkların ortaya çıkacağı, su savaşlarının yaşanacağı açıklanıyordu. Söz konusu raporda 2020’den itibaren yıkım ve çatışmaların ortaya çıkacağından ve insanların artık onurları için değil hayatta kalmak için savaşacaklarından ve enerji kaynaklarını korumak için nükleer programların geliştirileceğinden bahsediliyordu. Görüyorsunuz değil mi? Efendiler kötülüğü bütün dünyaya yayabilmek için büyük bir hınçla çalışıyor, öngörülerde bulunuyor ve küçük bir azınlığın tüm dünya kaynaklarına sahip olabileceğini savunuyorlar. Efendiler dijital dünya düzenini kurmak ve tek güç, tek para, tek din ve tek dünya devleti hayallerine ulaşmak istiyorlar… Onlar bunu istiyorlar ancak biz şunu biliyoruz ki, yer gök Allah’a ait ve O ne dilerse o olur.

Peki, havalar ısınıyor, toprak çatlıyor, ürünler bire bin vermiyor şimdi ne yapacağız? Bu rehavetten ne zaman ve nasıl kurtulacağız? Kürsülerden ahkâm kesen hoca efendiler sürüleşen halklara ve ülkenin geleceğini bu karanlık zihniyetlerin inisiyatifine terk eden yöneticilere söyleyebileceğiniz bir sözünüz yok mu? Rahat olun artık istediğimiz ilmihali istediğimiz yerden indirip okuyabiliyoruz, orucu nelerin bozduğunu ve nelerin mubah, nelerin mekruh olduğunu biliyoruz… Şu an bizim bilincimizi uyandıracak seslere ihtiyacımız var… Sanırım neyi kast ettiğimi anladınız…