Bazen yazmak için malzeme bulmak zorlaşır. Sporda da böyledir. Maçlar olmaz, yönetici konuşmaz, ekranlarda eğitici programlar olur, gazeteler gerçekten de okunmak için alınır... Tabii ki bu koşullar bizim ülkemiz için geçerli değildir.
Bu koşullar genelde medeni ülkelerde vardır. Bizde ise bir gazeteci veya ekran yorumcusu asla ve asla malzemesiz kalmaz. Mutlaka birileri çıkıp, “Sakın üzülme ben varım. Al sana sayfa sayfa yazacak malzeme der...” Bizim Milli Gazete veya hayatta kalmış bir iki adet daha bu sınıfa girmezler Allah’a şükürler olsun!
Neyse sadede gelelim. Değerli okurlarım, 2 Şubat 2015 pazartesi akşamı yatma saatim yaklaşırken şöyle bir turlarım ekranı... Bu arada Beyaz TV de girer turnikeye... Hah işte malum orta oyunu var. Bir iki dakika bakayım dedim. Ve kendini devrimci spiker olarak lanse eden Ertem Şener’in sözleri ile hem üzüldüm, hem yandım, hem ülke futbolu, sporu adına utanç duydum. Diyor ki kendini devrimci spiker sanan bu zat; “Fenerbahçe ve futbol tarihimizin gelmiş geçmiş bir numaralı futbolcusu Rıdvan Dilmen’dir...” Bu arada ekranın bir bölümünde de Fenerbahçeli Lefter, Selçuk, Cemil ve Aykut var... Yani Rıdvan onlardan daha büyük demeye geliniyor. Sana yuh olsun devrimci kardeş! Rıdvan Fenerbahçe’de kaç sene oynadı Belki de bir yıldan fazla, ama sadece bir sezon yararlı oldu. Lefter mi Sen önce kulüplerin tarihi bir oku... Hayatta kalmış futbolcudan, gazeteciden, varsa yöneticiden Lefter’in ne olduğunu öğren... Hatta zamanın varsa, Nice’e uzan, Floransa’ya yani Fiorentina’ya uzan, bir de oralarda sor... Bak daha gol kralı olmuş ve uzun zaman oynamış diğerlerine de girmiyorum haaa... Ne o , yoksa Rıdvan ağabeyin seni gizli müdürü olduğu ekrana mı taşır umuduyla mı Ey Melih Gökçek ve mahdumu Osman Bey; ben utanıyorum, ya siz Sahibi olduğunuz ekran daha ne kadar bu ülkeye gerçek anlamda katkı yapan insanları inkâr etmeye devam edecek
Devam edelim dostlar! Benden başka kimse bunları yakalayamaz, ya da yakalasa da yazmaya cesaret edemez. Yazmaya kalksa da sansürle karşılar. İşte benim gazetem burada da fark atar...
Evet, Rıdvan Dilmen ekranda anlatıyor. Diyor ki, “Şota ve bir kaç arkadaş birlikte yemek yedik. Şota, gündüz maçlarından yakındı. Futbolcularının kahvaltıdan sonra öğle yemeği arızası yaşadıklarını ve bunun da maça güçsüzlük olarak yansıdığını söyledi. Haklı da...” Vay be! Demek ki Sevgili Rıdvan; Şota’nın yakınmalarını sen de onayladığına göre İngiltere’de ve başka Avrupa ülkelerinde insanlık suçu işleniyor. Öyle ya, Hristiyan dünyasının önemli günlerinden olan 31 Aralık, yani yılbaşı denen gün sonrası 1 Ocak’ta herkes tatil yaparken, İngiliz takımları saat 12.00’da maç onuyorlar. Yani tam öğlen saatinde... Hem de Manchester United’inden Chelsea’sına kadar... Arsenal’ından Liverpool’una kadar. Almanya’da Bayern de oynuyor, İspanya’da Real Madrid-Barcelona maçını hatırlamıyor musun Örnek tonla... Haaa şunu de bari; “Yahu bu Kasımpaşa da büyüklerle oynadığı maçlar hariç, bir sezonda bir kaç defa da gece oynasın...” Bak buna tamam... Ama ötekine hayır!
Galatasaray’ın hukuk profesörü başkanı yine Aziz Bey’in davasına dalmış. Bendeniz de yine hayretten kalakaldım. Sonra aklıma bir şey takıldı. Dedim ki kendi kendime; “Yahu Kemal, her şeyi araştırıyorsun da, bu konuda neden yayasın...” Hemen kolları sıvadım. Ve de Galatasaray’ın hali hazırdaki ikinci başkanı yine hukukçu Prof. Dr. Hamdi Yasaman’ın şu sözleriyle karşılaştım: “Sayın Yersuvat, Balyoz da dâhil, Silivri’de birçok davaya katıldı... “ Şimdi oldu işte... Bozacı ile şıracının hikâyesini bilir misiniz Vallahi bir şey kastetmedim... Öyle aklıma geldi de...
Duru bir ortamda yetmez mi, değerli okurlar