Kendi kendinize hiç ne işe yaradığınızı sorduğunuz oldu mu? Bu aleme hiçbir şey sebepsiz ve yersiz yere gönderilmemişken, her varlığın mutlaka bir vazifesi varken, hayvanların, nebatatın ve hatta eşyaların dahi aleme katkı sağlayan görevi mevcutken kendi vazifenizi sorguladığınız oldu mu? Koskoca alemde bir zerre olan bedeninizin bu hayata ne tür bir katkısı olduğunu merak ettiniz mi?sElbette etmişsinizdir. Elbette kendinizi sorguya da çekmişsinizdir. Hatta şeytan bu durumu vazife bilip sizi hiçbir işe yaramadığınıza dair bunalıma da sürüklemiştir. Etrafınızdaki pek çok hayatları, özellikle kendini parlatan, her durumda reklamını yapmayı başaran pek çok yüzleri önünüze koyup size, onların çok çok gerisinde kaldığınızı hissettirmiştir. Hayatta kendine bir yer tutmuş, yürüdüğü yollarda izler bırakmış, aleme faydalar sağlamış nicelerini sadece izlemekle kalmanızı sağlamış, onlara ulaşmanız için fırınlar dolusu ekmek yemeniz gerektiğini düşünmenize sebep olmuştur. Bu bunalım halini devam ettirerek sizi gündelik işlerinizi bile yapamayacak, yapmak istemeyecek bir ruh haline sürükleyip sefil bir hayat yaşamanıza sebep olmuş da olabilir. Zaten “Sen işe yaramazsın!” derken asıl yapmak istediği de budur. “Sen kim, onlar kim?” derken asıl amacı bizi işe yaramaz hale getirmektir. Ve “Onlar” diyerek bize gösterdiği o kişilere de tıpkı bize fısıldadığı gibi vesvese vermiştir zaten! Hem de defalarca kez...

Bu, şeytanın namazdan, oruçtan, tesettürden, iyilik ve doğruluktan soğutmak için mücadele verdiği insanı faydalı olmaktan, işe yaramaktan, cihad etmekten de soğutmak için başvurduğu bir yöntemdir. Ve elbette ki bu tuzağını boş bir hayatı yaşayanlar üzerinde değil ucundan kıyısından dinine faydası dokunanlar üzerinde kullanacaktır. Cennete gidebilmeyi, Allah’ın rızasına erişebilmeyi çok çok zor işler gösterecek ve bizi, yaptığımız hiçbir amelin bizi cennete götürmeye yetmeyeceğine dair bir umutsuzluğa sevk edecektir. Öyle ki bir süre sonra bu umutsuzluk hali ile biz kıldığımız namazlarımızdan bile lezzet almazken ve kendimizi alabildiğine değersiz görürken o vazifesini yerine getirmenin gururuyla işlerine devam edecektir. Oysa bu dünya da cennet de bizim içindir. Cennete gidebilme donanımlarıyla yaratılmış olan bizlerin bu yolda kullanabileceği bir kabiliyeti ve dünyasını imar etmeye yarayan bir becerisi de mutlaka mevcuttur. Bize düşen bu kabiliyeti keşfetmek ve gereği gibi kullanmaya gayret etmektir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem bize bu ince çizgiyi bir hadisiyle çok güzel müjdelemiştir. Efendimiz, Allah’ın, hayır yolunda kullanılması maksadıyla bir oku yapan, o oku Allah yolunda düşmana atan ve atılan o oku toplayıp atana tekrar ulaştıran üç kişiyi de tek bir ok sebebiyle cennete koyacağını taahhüt emiştir. (Ebu Davud, Cihad 24; Tirmizi, Fedailu’l-Cihad 11)

Evet, herkes ok yapamayabilir, herkes ok atamayabilir, herkes o oku toplayamayabilir. Herkesin fıtratı, kabiliyet ve kapasitesi farklı farklıdır. İnsandan kapasitesi ölçüsünde eylem beklenmektedir ve herkes bu kabiliyetine göre hesaba çekilecektir. Herkes başkanlık yapacak kapasitede olmayabilir. Ama çayları dağıtacak da birine ihtiyaç vardır. Herkesin her zaman gülen ve halkla muhatap olmaya yatkın bir yüzü olmayabilir ama monitörlerin ardında iş yapanlara da ihtiyaç vardır. Herkesin kalemi kuvvetli olmayabilir ama binlere hitap edecek etkili bir konuşmacıya da ihtiyaç vardır. Herkes saha görevi yapamayabilir ama arkayı toplayacak birilerine de ihtiyaç vardır. Herkesten aynı beceriyi, aynı gayreti, aynı enerjiyi beklemek zulmetmekten ötesine geçmeyecektir.

Birisi uykusundan fedakarlık ederek dinine faydalı olurken bir diğeri yarım saat az uyumaya tahammül edemeyebilir. Birisi malından harcayarak faydalı olurken bir diğeri malına kıyamayabilir. Birisi ailesinden kısarak hizmet ederken bir diğeri evini geride bırakamayabilir. Birisi sayfalar dolusu yazılar yazabilirken bir diğeri tek bir cümle kuramayabilir. Birisi saatlerce boğazı kurumadan konuşabilirken bir diğeri on dakika hitabet yapamayabilir. Birisi günlerce aç kalsa sesini çıkarmadan ayakta durabilirken bir diğeri açlığa dayanamayabilir. Birisi çizdiği bir kareyle binlerce anlam oluştururken bir diğeri eline kağıt kalem alıp basit bir ev çizemeyebilir. Birisi sert bakışlarıyla, sağlam duruşuyla mesajlar verirken bir diğeri güler yüzünden tatlı dilinden yararlanır. Bizimse bu noktada kendimize soracağımız üç önemli soru vardır: Rabbim bana hangi yeteneği bahşetti, ben bu yeteneği nerede kullanıyorum ve kapasitemi zorluyor muyum? İşte asıl imtihanımız bu sorulara verdiğimiz ve vereceğimiz cevaplardır...