Bazı laikçiler son zamanlarda öylesine bir öfkeye kapılmışlar ki ne dediklerinin farkında bile değiller. Bu kadar öfkeyi anlamak da mümkün değil. Belli ki bunların akılları başörtüsüne dolanıp kalmış, bir türlü dolandığı yerden kurtulamıyor, kurtulamadıkça da öfkeleri artıyor. İnsan bir kere öfkeye teslim olduktan sonra da kolay kolay sakin düşünemez. Çünkü  öfke onu teslim almıştır. Öfke sadece insanın aklını teslim almaz kişiyi her bakımdan güçsüz ve savunmasız hale getirir.

Başörtüsünün sadece üniversitelerde serbest bırakılması Daha serbest bırakılıp bırakılmadığı kesinlik kazanmış değil- çalışmalarının başlaması bile bazı laikçileri ayağa kaldırdı. Elbette bir taraf başörtüsü serbest bırakılsın derken bazılarının da karşı çıkmalarının fazlaca  yadırganacak bir yanı yoktur. Kimileri başörtüsünden rahatsızlık duyabilir, göz zevklerinin ihlali(!) gibi algılayabilirler. Ancak demokratik bir sistem söz konusu ise tartışmaların ardından son sözü Millet Meclisi söyleyecektir. Ondan sonraki safhalar da bellidir. Bunun Anayasa Mahkemesi vardır. Oraya müracaat edilebilir. Ancak, olayın darbe olarak nitelendirilmesi, halkın seçtiği kişilerin yaptığı bir düzenlemenin darbe olarak takdim edilmesinin mantığı olur mu Farklı düşünmek ayrı, mantık dışı nitelendirmeler yapmak ayrı şeydir. Eğer bu ülkede Meclis in çoğunluğu bir karar alamayacaksa kim ya da hangi kurum ve kişiler alabilecektir

Bir Meclis eğer bir konuda Anayasal ve yasal düzenleme yapamayacaksa o Meclis in fonksiyonu kalır mı Elbette çoğunluğun azınlığa tahakkümüne de karşı çıkarız. Ama, çoğunluğun azınlığa tahakkümüne karşı çıkarken azınlığın çoğunluğa tahakkümü anlamına gelen bir takım uygulamaların savunulmasına ne demeli Bunun savunulacak bir yanı olabilir mi

Öfkenin aklı devre dışı bırakışına iki açıklama ile örnek vermek istiyorum. İlk açıklama Sayın Baykal a ait.

Baykal başörtüsü ile ilgili olarak son düzenlemeleri ,"Laik Cumhuriyete karşı darbe"olarak nitelendiriyor ve soruyor:

"Türkiye İran ve Suudi Arabistan gibi mi olacak yoksa çağdaş bir ülke mi olacak "

Bir ülkenin çağdaş olup olmadığını bazı hanımların başörtüleri mi belirleyecek Böyle bir yaklaşımın anlaşılması mümkün olabilir mi Bununla İslâm dininin emirlerine uygun davranmak ilerlemeye ve çağdaşlığa mani oluyor mu denmek isteniyor Söylenemeyen böyle gizli bir niyet var ise başörtüsünü Cumhuriyete darbe olarak nitelendirenler neyin peşin olduklarını açıkça ilan etmelidirler. Eğer düşünceleri halk tarafından ilgi görürse ne ala, görmezse yapacakları bir şey kalmaz.  Halka rağmen bir dayatmayı yıllardan beri sürdürenler bugün geldikleri noktada sanıyorum  mağlubiyetin verdiği öfkeyi yaşıyorlar. Şaşkınlıkları ve ağızlarından çıkanı kulaklarının duymaması bundan olsa gerek.

Ya Prof. Mesut Parlak ın, "Anayasa bu kadar ayağa mı düştü " sözlerine ne demeli Bir Anayasa değişikliği yapılıp Meclis e getirilmesi Anayasa nın ayağa düşmesi olarak nasıl nitelendirilir Böyle bir nitelendirme hem Meclis e hem de o Meclis in oluşması için oy verenlere saygısızlık olmaz mı Bana göre öncelikli konu milletin temsilcilerinin yeni bir anayasal ve yasal düzenleme yapmak için çalışmalarını "darbe" ve "Anayasa nın ayağa düşmesi" şeklinde nitelendirmenin yasal yollardan hesabının sorulması gerekir.  Bu ülkede bazılarının kendilerini anayasa ve yasaların üzerinde görmek gibi bir hakları olmadığının hatırlatılması gerekir. Özellikle de bu Meclis in yeni bir Anayasa yapamayacağını, bunun için Kurucu Meclis e gerek olduğunun savunulmasının halkın seçtiklerine değil de darbecilere evet dedikleri anlamına gelip gelmeyeceğini kendi kendilerine yeniden gözden geçirmeleri gerekir.