Erkeklerin kadınlardan ne beklediklerini merak etmemiz
gerekmez. Erkek de kadın gibi bir kuldur. Kul, kuldan bir şey bekleyemez.
Beklerse o, muhakkak bekleyenin menfaatini yansıtacaktır. Erkeğin beklentisi,
erkeğe hizmet eden kadındır. Kadının beklentisi de, kadına hizmet eden erkek
olur büyük oranda. İkisi de kul olduğuna göre, erkek de kadın da, kulluğunu
yerine getirmekle sınırlı bir anlayışa sahip olmalıdır ki, kulların birbirleri
üzerinden beklenti seviyesini aşmış olalım. Erkek kadını koruyup kollarken,
Allah ın emri gereği bunu yapmalıdır. Kadın da erkeğinin gönlünü hoş tutarken,
nikâh akdi ile bağlandığı bir insanın ekmeğini yemekten kaynaklanan
zorunluluğun sonucu olan itaati yapmamalıdır. Bu, kadın adına bir kayıptır.
Erkeğinin gönlünü hoş tutarken, onu ve erkeğini yaratan Allah tan karşılığını
bulacağı bir iş yaptığına iman etmelidir. Böyle bir iş, ibadet düzeyinde
görülebilecek iştir. Böyle bir kadın için mücahide vasfını kullanmakta
tereddüt etmeyiz.
Böylece kadından beklenenin, Allah Teâlâ nın kulları için
kurduğu düzenin içindeki rolünü oynamak olduğunu belirlemiş oluruz. Bu rol,
çocuk doğurmak, erkeğin gönlünü hoş etmek, çamaşır yıkamak, yemek yapmak
şeklinde tezahür eden işlerden oluşmuş olsa bile kulluk kavramı ile
anlatılabilecek işlerden oluşur. Bu sayede kadının, bedenini örttüğü kıyafeti,
bizim dilimizde tesettür, giyinme, kıyafet gibi kelimelerle anlatılır olsa
da, Allah ın dininde kendi çapında bir cihat olarak kabul edilen işler şeklinde
kaydedilir.
Kadın, erkeğinin beklentilerini cevaplarken takındığı
tavır hiçbir zaman, Rabbinin ona emirlerini yerine getirirken aynı tavır
olmayacaktır. Bu tavır farkı, kadın için de, ondan beklentisi olan erkek için
de daha kazançlı olma durumudur. Kadın adına özel cihat olarak çizdiğimiz
çizgi bu çizgidir.
Bugünkü kadının, onca gelişen hak hukukuna rağmen bu
noktayı yakalamakta zorlanması üzücüdür. Müslüman kadının, kendisini bir
erkek/kadın savaşının içinde bulması, tam anlamıyla bir enerji ve kimlik
israfıdır. Kadından beklenenlerle, kadının yoğrulup kaybolduğu dünyası tamamen
farklıdır. Bebeklik günlerinden itibaren yetiştirilirken başlayan bu yanlış
yönlendirme elbette, kadının fıtratında var olan meyilleri desteklemektedir.
Zaten var olan meyillerin üzerine, önceki kadın enerjisini israf eden
uygulamalar eklenince karşımıza böyle bir tablo çıkmış oluyor.
Kadının tesettürü nasıl olmalı, şu kıyafet mi yoksa bu
kıyafet mi daha dine uygun olurdan önce kadından asıl beklenenin ne olduğunu
anlamak zorundayız. Kadının Kur an hafızı olması da çok şey değiştirmiyor.
Hafız ama kendisinden mükemmel bir kulluk olan cihat etmesi beklenen kadın
olamıyorsa eksiklik giderilememiş demektir. Ayrıntılardan önce kadının aslını,
ondan asıl bekleneni kurallaştıralım. Bu noktada ilk başlanması gereken de
kadının kompleksini gidermek olmalıdır. Kadını, onun karşı cinsi olan erkeğe
göre değerlendirme yerine Allah a kul olmaya göre değerlendirebilmeliyiz.
Allah a kul olmada başarılı olmak, erkeğin beklentisinin üstünde bile olmaktır.
Yeni Çizgide İzler
Kadın adına ortaya konan bu yeni çizgiyi, cihat düzeyine
taşıyabilmek için kadın dünyasında yeniden ele alınması gereken şu hususları
öne çıkarabiliriz:
Kadın ve sabır kavramını, kadının hamileliğin ağırlığına,
erkeğinin çekilmezliğine sabrından alıp kulluk uğruna katlanma düzeyine
yükseltmeliyiz. İmtihan için bulunulan bu dünyada, Allah Teâlâ nın her şeyi
bilip yarattığı gerçeğinin tabii sonucu olarak kadın, Rabbinden beklemeli,
Rabbi için sabretmelidir. Onun sabrı, bir çaresizlik sonucu bekleme değil ödülü
hak etme şartı olarak bekleme sabrı olmalıdır. Bu çizgideki sabır da, kadın
dünyasının binlerce yıllık birikiminin etkisinden kurtulmakla başlamalıdır.
Kadından kadına aktarılarak taşınan felsefeden kurtulmak, kadın adına
hürriyettir. Çünkü kadını esir eden en ağır zincir, kadın dünyasının peşin kanaatleridir.
Bu kanaatler, erkeklerin aleyhine oluşturulmuş kimi doğru kimi yanlış var
sayımlardan bedensel zafiyetlerin doğurduğu basit tesellilere kadar pek çok
alanda kendini gösterir. Sonra da evliliğe ve çocuk doğurup büyütmeye bakış, bu
asrın maddeci bakışından arındırılıp cennetlerde aslı yaşanacak olan evlilikler
seviyesine yükseltilmelidir. Çocuğuna sarılırken bir anne, doğurduğu yavrusuna
sarılma sıradanlığından cennetine sebep olacak umuduna sarılma yüksekliğine
terfi etmelidir. Biz bunun adına, kuldan beklemek yerine kulu Yaratan dan
bekleme, kula veya kendine sığınma yerine her şeyin Yaratıcısına sığınma
diyebiliriz.
Kadın ve zaman ayarları yeniden yapılmalıdır. Eşine
hizmeti, bebeğine bağlılığı, ev işlerinin yoğunluğu veya başka bir neden kadının,
sayılı saatlerini hesabını veremeyeceği şekilde israf nedeni yapmamalıdır.
Kadın, kadınla bir araya gelince birbirlerinin işini biraz daha hafifletiyor
olmaları gerektiği hâlde bilinen tam aksidir. Kadının hayatını, değersiz sözler
ve anlamsız işler etrafında helak eden tutum hiç şüphesiz bir eğitim sorunudur.
Kadına hayatın asıl maksadını yanlış anlatma hatasının sonucudur bu. Kadın,
mücevherlerinden çok dakikalarını hesaplayabildiği zaman önemli bir mesafeyi
kat etmiş olacaktır Allah ın izni ile. Müslüman kadınlar, çocuklarının
üzerindeki titizliklerini vakit üzerinde gösterebilirlerse, kadınlar arasından
Ebu Hanifeler, Selahaddinler çok rahatlıkla çıkacaktır. Zaten kadın, eylem
olarak cihadın ortasındadır.
Kadın, insan üzerinden hakkı tanıma ve öğrenmeyi
bırakmalıdır. Hakkı insana ölçme yerine insanı hakka ölçmesi kadının da
kurtuluşudur, kadının elinden kurtuluş bekleyen toplumun da kurtuluşudur. Din
adına veya siyasi bir maksat etrafında ortaya çıkan şahsiyetlerin alt yapısını
kadın kitlelerinin oluşturduğuna dikkat edilirse ne demek istendiği daha iyi
anlaşılacaktır. Her hâlde, siyaset ve ekonomi başta olmak üzere pek çok alanda
kadın üzerinden planların yapılması, kadına ayarlı bir dünyada yaşıyor olmamız
bu mantığa dayanmaktadır. Kadın, duygusal olabilir. Bu tabii bir neticedir.
Tabii olmayan o duygusallığın kontrol dışı tutulmasıdır.
Sorunumuz, kadının eğlenmesi, neşelenmesi, dostları ile
bir arada olması üzerine kurulu değildir. Bunlar olsun, olması da gereklidir.
Kadın mesela düğününde neşelensin, güzel giyinsin, eşine karşı nazlansın,
ziynet eşyası kullansın, eşinden özel ev istesin. Bunların hiç biri tek başına
veya tamamı bir arada kadın adına ayıp ya da günah değildir. Kadının bütün
gayesi ve yegâne gündemi bunlardan oluştuğu zaman, meleklerle arasındaki
mesafeyi büyütmektedir.
Bunlar cihada mani değil, kadının mücahide olmasına engel
değildir. Bunların varlığına, kadının kadınımsı kimliğine rağmen kadın
mücahidedir.