Müslümanların bu denli dağınık olduğu bir başka zaman olmadı. Zor dönemler geçirildi, kuşatmalar altında kalındı, on yıllarca soluk alınamadı ama hiçbir zaman ruhta, kalp ve gönülde ayrı düştükleri, birbirilerinin kuyularını kazdıkları olmadı. Üslup farkları oldu. Mezhep farklılıkları uçurumların nedeni değildi, tarikatların aralarında tatlı bir rekabetleri vardı, dağınıktılar ama birbirilerini tekfir etmiyorlardı. Üzerlerinde baskılar vardı, gizli ve kalpten kalbe geçen bir sevgi bağları vardı.
Dünyanın bir ucunda bir Müslüman’ın başı ağrısa bunu hissederlerdi, toplu bir kıyamları olurdu, güçleri oranında.
Batı ruhunun özünü oluşturan bir oyunla demokrasi putu gölgesi altında bir seçim yapıldı. Bu seçimde insanlar tercihlerde bulundu. Bu tercihlerin elbette nedenleri ve gerekçeleri vardı. Ne yazık ki çıkan sonuçtan sonra, ayrışma ve kopmaların nedenleri üzerinde durulmaksızın iktidar partisinden muhalefet partilerine oylar kayınca iktidar çevresinde bulunanların hâlleri değişti. Irkçı iki parti var. Bunlar, ne yazık ki Batı düşüncesi içinde oluşan kurumlar. Diğerleri de öyle. Partiler demokrasi içinde bir çekişme içindedirler. Demokrasi oyunundaki vaatler ile dava bilinci içinde olanların ayrışma sürecinde, sistemi tahkim eden, güçlendiren, güç kazandıranların bir mücadelesidir yaşanan. Hâl böyle olunca iktidara gelmiş olanlar İslâm milletinin mücadelesini sergilemiyorlar. Oyunun kurallarına uyarak sistemin bir parçası olmaktan öte bir iş yapmıyorlar.
İktidar şansını yitirenlerin hallerinde bir tuhaflık oldu. Bunu bütüne teşmil etmesek de genel bir kanaat giderek yaygınlaşıyor. Hatta bu durum genele yayılıyor. Bir dedi kodu alanı olan sosyal medyada insanların azgın davranışları gözlerden kaçmıyor. İki ırkçı partiye oy verenlerin tekfir edilmesi ve küfür ile suçlanması korkunç bir durum. Zaten on yıllardır Türkiye genelinde yaşanan psikolojik gerilim insanları uçlara götürmekten başka bir işe yaramıyor. Hiç kimse bu topraklar üzerinde yaşayan insanların buluşma alanlarını dikkate almıyor. Hiç kimse Sevgili Efendimizin kucaklayıcı üslubunu dikkate almıyor.
70 yıl boyunca Kürtler yeterince asimile edilemedi. Toprak zengini oldu, ağa oldu, siyasal arenalarda yer aldı bunların bir kesimi ama Kürt halkı dinine bağlı, tasavvufi gelenek içinde kaldı, medreselerini korudu. İnancını yaşadı. Ancak Batı ruhunun ve emperyalizmin Müslümanların üzerine abanmasıyla Türk ile Kürtler ve Araplar birbirine düşman edildi. Demokrasi içinde ayrıştırıldı, birbirlerine rakip hale getirildi. Bunların hiç birinin İslâm milletinin özü ve ruhu içinde olmalarına fırsat verilmedi, yol verilmedi. Zaten ırkî bir yöneliş İslâm ruhunun dışına çıkıştı. Türkiye muhafazakârları iktidara odaklandıklarından Batı’nın kurallarına uydu, AB, NATO, Abede merkezli bir yol üzerinde durarak demokrasi mücadelesinin mücahitleri oldular. Kimi palyatif davranışlar ile ancak sisteme güç kazandırdılar. İslâm adına mücadelede bulunulmadı. İnsan hakları düzleminde kalınırken, bazılarının hakları öncelendi. Veya kendi burjuvazisini oluşturdu. Ya da taraftarlarını belli makamlara getirmenin bir aracı olundu. Bu mevzileri yitirenlerin birden halleri değişti. Bunları anlatırken aslında elimizin altında sosyal medyada yaşananları izlemek bile yeterli. Bir ilahiyat profesörünün iki ırkçı partiye oy verenleri küfür ile suçlaması kabul edilebilir bir durum değil. Hatta bu genel bir kanaate dönüşüyor belli bir kesimce. Sanki Türkiye’yi yönetenler AB, NATO ve Amerika güdümü dışında bir seyir içindedirler, sanki İslâm davası için cihat ediyorlar, sanki emperyalizmin tuzağının içinde değiller, sanki AB’nin dayattıklarını yerine hiç getirmiyorlar. Rejimi tahkim mücadelesinde bulunanların, çıkar peşinde koşanların, çıkar mevzilerini yitirenlerin telâşından başka bir şey değildir bu yaklaşım. Elinizin altından kaçan oyların nedenlerini sorgulamadan karşı cepheyi bir bütün olarak suçlamanın ne anlamı olabilir ki Neden kaçıyor bu insanlar bunun nedenleri üzerinde neden durulmaz ki Sonra da kendilerinin dışında kalanların tamamı tekfir edilir.