İçinde bulunduğumuz yüzyıl insanlık üzerine
ideolojisizlik ağdırıyor. Bu, 70 li yılların başından beri, ideolojisizlik bir
ideoloji hâline getirildi. Sağ ile sol çatışmalarının yaşandığı, gençlerin
kanının su gibi aktığı o dönemde, Çatışma, aşk yaşa , ya da seviş , ya da
spor yap gibi klişe kavramlar vardı. Bu, düşünmekten uzaklaş, kendine yeni
uğraş alanları seç anlamına geliyordu.
Elbette çatışmalar çok tehlikeliydi. Genç bir enerjinin
tükenmesi anlamına geliyordu. Bu kanlı süreçte MTTB, Akıncılar, düşünce
öncülerimizin uyarıları sonucu çatışma ve kavgalardan uzak durdu. Bu gerilimli
zamanda bir kendimizi okumaya ve düşünmeye adamıştık. Devlet tarafından önü
kesilmiş, kaynaklara erişmesi engellenmiş bir milletin gençliğinin kendisine
yol bulmasıydı. Bizler yoğun bir okuma sürecindeydik. Okuma, çok okuma ardından
da birikenlerin yavaş yavaş yazı, konuşma, sohbet gibi duşa vurumu edimini
sağlıyordu.
Spor, futbol ile öne çıkarıldı ve bu yeni ideoloji bir
din hâline getirildi. Zamanla da etkisi iyice belirginleşti. Müslüman gençlerin
de etkisine girdiği bu yeni alan, farkında olunmadan bir din konumu kazandı.
Bugün stadyumlara mabet denmesinin nedeni de bu.
Bugün için vahlandığımız durumlar var. Keşke gençler veya
kesimler arasında bu yoğun ideoloji farklılıkları olsaydı, çatışmalar ve
gerilimler silâha dönüşmeden kültür ve düşünce düzeyinde sürseydi. O zaman
gençlerin okuma rekabeti bu ülke insanına çok şey kazandırırdı. Zaten batıcı
düşünce nesi var nesi yok ortaya dökmüş, yapacağını yapmış, okuyacağını okumuş,
devlet destekli belli bir yere kadar gelmişti. Müslüman gençlik ise bu yeni
dönemde, herhangi bir küçümserlik duygusuna kapılamadan hem kendi kaynaklarını,
klasiklerini hem de tercümesi yapılmış olan batı düşüncesinin bütün eserlerini
okuma şansını yakaladı. Bu da kendisine hem açılım kazandırdı, hem de
gelişimini sağladı. Ufku geniş bir gençlik, yazan, düşünen ve konuşan bir
gençlik oluşumunu hazırladı.
Ne yazık ki siyasal tırmanış Müslüman gençliğin önünü
kesti. Bunun nedeni iktidara gelinmiş olması, gençlerin artık bir hedef
yakalamış olması gibi bir açmaza düştü. Görevi tamamlanmış gibi bir duygu yaşanıyor.
Gençliğin bürokraside, ya da iş olanaklarının sağlanmasıyla da okuma ve düşünme
faaliyetinden uzaklaştı. Uzaklaştıkça sığlaştı, sığlaştıkça sıradanlaştı ve
diğer kesimlerin bir parçası hâline döndü. İdeolojisiz, meselesiz, dertsiz,
sorumsuz bir gençliğe dönüştü. Bu da Müslüman olsun olmasın cinselliğe, aşka,
futbola, internete, ipod a, eğlenceye, oyuna ve bohemliğe itti. Bugün için
gençliğin başlıca sorunu okumamak.
Müslüman gençlik sorumluluk duyan bir kesim. Bu, manevi
olarak bir yükümlülük. Müslüman gençlik salt kendinden sorumlu değil.
Kendisinin dışındakilerden de sorumluluğu var. Bir Müslüman nasıl önce
ailesinden, sevdiklerinden sorumluysa komşularından ve bütün Müslümanların
dertlerinden de sorumlu.
Günümüzün en önemli sorunu da budur. Düşünen ve inanan
bir gençlik. Bu gençlik özel bir çabayla toplumun önde geleni hâline gelebilir.
Müslümanların entelektüellere şiddetle gereksinimi var. Medya, gençliği ve
insanlığı kuşatmış. Böyle olunca da kendi irade gücüne sahip değil. Bir başka
irade kendilerini yönlendiriyor. Spor karşılaşmalarını, şarkıcıların
konserlerini izlediğimizde, başörtülü bayanların veya onların arkadaşlarının
vecd hâlinde kendilerinden geçtiklerini görüyoruz. Bu da artık gençliğin nasıl
bir yol üzerinde olduğu anlaşılıyor.
Düşünmek de bir ibadettir. Kur an ı Kerim de insanlar sık
uyarılır, Siz hiç düşünmez misiniz diye. Bu, hayatın hemen bütün alanları
için geçerlidir.
Gençliği hayata hazırlayan ve gelecek sunan en önemli
çaba, kendisine alan olarak seçtiği birimde derinlik kazanması. Böyle olunca
hem sorumluluğu artmış oluyor, hem de kendisinin anlamlı bir birey ve insan
olarak hayatta yer alıyor.
Müslüman gençliğin önünde büyük bir birikim var. 70 li
yıllardaki gibi kısır ve sınırlı kaynaklardan yoksun değil. Elinin altında hemen
her konuda zengin bir bibliyografya var. Bunları değerlendirmek özel bir çaba
ve fedakârlık gerektiriyor.
İnsanlığın ve Müslümanların düşünen, düşüncelerini
yazıya, eyleme dönüştüren bir Müslüman gençliğe şiddetle gereksinimi var.
Kurtuluş ancak böyle olabilir. Başka yerlerde kurtuluş aranmasın.