Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Günümüz Müslümanlarının üzerinde derinlemesine düşünmesi gereken mefhumlardan birisi, belki de en önemlisi NİFAK, MÜNAFIKLIK terimleridir. Nifak: NFK kökünden türetilmiş bir kelime olarak: Eşyaya rağbeti olmak, tükenmek, azalmak, ruhu çıkmak, ölmek, tünel, tarla faresinin (köstebek) deliğinden çıkıp girmesi gibi anlamlara gelir. NEFEKA kelimesinin bitmek, tükenmek, azalmak ve ölmek anlamlarından hareketle MÜNAFIK, olanların bitmişliğini, tükenmişliğini, imanda azalmayı ve ölü bir kalbe sahip oluşlarını ifade etmek için kullanılmaktadır. Münafık, nifak yapan, nifak sahibi demektir. İslam dilinde ise, şeklen İslam’a girip zahiren Müslümanlardan görünmek, gerçekte ise, iç dünyasında batıla meyledip ona hizmet etmektir. Yani dıştan Müslüman gözüküp, iç âleminde inanç ve düşünce olarak küfür ve önderleri ile birlikte olmaktır. Bu tanım, akide olarak münafık olanlar içindir ve bu kimse, gerçekten münafıktır. Bazı dilcilere göre NİFAK, NÂFİKA kelimesinden türetilmiş bir kelime olarak, köstebek deliğine denir. Köstebeğin yuvasının iki kapısı vardır. Kapıların birinden girerken, öbüründen çıkar. Köstebek, çıkacağı bu kapıyı, başıyla vurup dışarı çıkmasına imkân verecek şekilde, ince tutar ve bunu da başkası sezemez. Kendisini tehdit eden tehlike, giriş kapısından gelince, hemen saklı tuttuğu bu dayanıksız kapıdan dışarı çıkar. Köstebeğin kaçmak için yaptığı bu ikinci kapıya NÂFİKA denir. Kalbinde nifak hastalığı olanlar, köstebekler gibi iki taraflı faaliyetlerde bulunmayı meslek edinmişlerdir. Münafık, girdiği İslam kapısının dışında, tıpkı köstebek gibi aksi bir taraftan kaçış yolu olarak bir inkâr kapısına sahiptir ve bu kapıdan çıkıp dostlarının yanına gider.
Rabbimiz münafıkların durumlarını bize şöyle bildirir: “(0 münafıklar) mutlaka sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Hâlbuki onlar sizden değillerdir…” (Tevbe: 56)
Şuurlu Müslüman toplumlar için en tehlikeli kesim münafıklardır. Çünkü onlar, zahiren bize benzer, bizim gibi görünür, bizim toplantılarımıza katılır, fikir beyan ederler. Biz de sizdeniz derler, ancak bizimle birlikte İslam düşmanlarına karşı cihad etmezler. Onlar dünya çıkarları için İslam düşmanları ile birlikte olup ifsat için çalışmaktan geri durmazlar. Kur’an’da bunlar şöyle tarif edilir: “İnsanlardan bir kısım kimseler, inanmadıkları halde “Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler. Onlar akıllarınca Allah’ı ve müminleri aldattıklarını sanırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun şuurunda da değillerdir. Onların kalplerinde nifak hastalığı vardır. Allah da onların bu hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Şunu bilin ki, onlar ancak ifsat için çalışma yapanların ta kendileridir, bu durumlarını da anlamazlar. Yine onlara: “İnsanların iman ettiği gibi sizde iman edin” denildiğinde: “Biz o beyinsiz kimselerin iman ettiği gibi mi, iman edeceğiz ” derler, bilinsin ki gerçek beyinsizler, sefih olanlar ancak münafık olanlardır, fakat bunu bilmezler. Münafık olanlar müminlerle karşılaştıkları vakit “Biz de iman ettik” derler. Kendilerini hak yoldan saptıran şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz müminlerle sadece alay ediyoruz, derler. Gerçekte, Allah onlarla alay ve istihza eder ve azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar. İşte onlar, hidayete, Kur’an ve Sünnete, İslam’a karşılık dalaleti, sapıklığı, batılı, işbirlikçiliği satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.” (Bakara: 8-16) Münafıklar, kâfirlerin aksine, Müslümanlarla iç içe yaşadıkları ve her an, İslam’ın saadet esaslarına yakinen şahit oldukları halde, hayatı iman ve cihat olarak göremeyip hayra değil; şerre hizmet etmeyi akıllılık saymaları, ne kadar nasipsiz kimseler olduklarını gösterir. Rabbimiz, münafıkların nasipsizliklerini bize şöyle haber veriyor: “Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı da bulamazsın.” (Nisa, 145)
İfsat Siyaseti
Münafıklar ifsat siyasetini benimsemiş kimselerdir. Bu siyasetleriyle münafıklar, İslam’ca siyasete ve davaya zararları bakımından inkârcılardan daha tehlikeli ve zararlıdırlar. Kötülüğü yürütürler, iyiliği menederler. Dinleyenleri etkileyen hitabet sahibidirler. Doğru yolda olduklarına insanları inandırmak için Allah’ı bile şahit tutmaya çalışırlar. Rabbimiz buyuruyor: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana, samimi olduğuna Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, hasımların, (hakkı üstün tutmaya karşı olanların) en yamanıdır. O, iktidara geldiği zaman yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez. Böylesine “Allah’tan kork!” denilince benlik ve gurur kendisini günaha sevk eder. Ceza ve azap olarak ona cehennem yeter. O ne kötü yerdir!” (Bakara: 204-206) Davası İslam olmayan, İslam’ca düşünmeyen kimi siyasetçiler, toplum önderleri, bilim ve fikir adamları halkın karşısına çıkarak güzel hitabette bulunabilirler. Bizim hoşumuza giden bir takım sözler söyleyebilirler, doğru şeyler söylediklerine dair Allah üzerine yemin de edebilirler. Ancak İslam’ca siyasetin, adil bir düzenin kurulması cihadının karşına öyle dikilirler ki, bunların yaptığı düşmanlığı kimse yapamaz. Bunlar, Irkçı Emperyalizmden daha fazla hakka ve hakikate düşmanlıkta bulunabilirler. Bu kimseler, dünya çıkarlarını korumak maksadıyla münafıkların siyasetini benimsemiş olanlardır. Toplumun bu kadrolara karşı uyanık olması ve bunların oyununa gelmemesi gerekir. Bunlar iktidara geldiklerinde ıslah için çalışmazlar, ifsat için çalışırlar. Bozgunculuğa koşarlar, ekinleri ve nesilleri bozmak, ifsat etmek için çalışırlar. Rabbimiz böyle olanlara karşı bizleri uyarıyor: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar sizden değil, birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyar ve cimrilik ederler. Onlar Allah’ı unuttular. Allah da onları görmezlikten geldi. Çünkü münafıklar fasıkların kendileridir. Allah erkek münafıklara da, kadın münafıklara da, kâfirlere de içinde ebedi kalacakları cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir! Onlar için devamlı bir azap vardır.” (Tevbe: 67-68) Fasık, ana yoldan çıkmış kimsedir. Ana yol İslam’dır. İslam yolundan sapmak ise, Allah’ın lanetine ve gazabına muhatap olmaktır. Rabbimiz, bizi bu zümre konusunda uyarıyor: “Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız Hâlbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir. Allah’ın saptırdığını, doğru yola getirmek mi istiyorsunuz Allah’ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!” (Nisa: 88) Şuurlu Müslüman bir topluma düşen görev İnkârcılara ve münafık unsurlara karşı mücadele etmektir. Rabbimiz emrediyor: “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür!” (Tahrim: 9) Bizler Rabbimizin emrine uyup inkârcılarla ve münafık unsurlarla mücadele etmeden, Allah’ın rızasına nail olamayız. İslam’ca olmayan bir düzenin zilleti altında yaşamaya devam ederiz. İşbirlikçilikle saadet bulunmaz. Saadet ancak Milli Görüş ile olur.
AKP’nin Yanlışları Bizi Vuruyor
AKP’nin Milli Görüş açısından yanlış olan işleri, batılılar, ırkçı emperyalizm ve materyalistler tarafından doğru olarak kabul edilen şeylerdir. AKP’nin bizim açımızdan yanlış olan işleri bizi kahredip vururken, batılı dostlarını, uluslararası çıkar çevrelerini, ırkçı emperyalizmi memnun etmektedir. Irkçı emperyalizm, Milli Görüşü AKP ile vurmuştur. AKP, 13 yıllık iktidarında toplumun daha fazla maneviyatçı olması, İslam’ca yaşaması için hiçbir ciddi adım atmamıştır.
AKP’nin yaptığı bütün icraatlar, Müslüman bir toplumun batı toplumuna uyumunu sağlamak adına yapılmış faaliyetlerdir. Batının ve batıcılığın üç simgesi vardır. Bunlar Domuz, zina, sapık cinsel ilişkiler, sol elle yemek yemektir. AKP iktidarı döneminde Domuzun kasaplık hayvan kapsamına alınmıştır. Zina suç olmaktan çıkarılmıştır. İçki içmek ve sapık cinsel ilişkiler, evlilik dışı beraberlikler özgürlük kapsamında görülmüş ve normalleştirilmiştir. Toplum dünyevileştirilmiştir. Milli Eğitimde muhteva olarak hiçbir ciddi adım atılmamıştır. Orta öğretimde başörtüsü hürriyeti sadece İHL için tanınmış, diğer okulların tamamında yasaklanmıştır. Başını örterek okumak istiyorsan İHL’ye, gideceksin, diğer okullarda okuyacaksan başını açarak okuyacaksın denilmektedir. Okul kitapları İslami olandan ayıklanmış, batılı değerler ön plana çıkarılmıştır. MEB, 100 burs veriyorsa, bunun 80’ini Siyonist kuruluşlar eliyle vermektedir. AB Bakanlığı, MEB ve YÖK işbirliği ile yürütülen AB projeleri nesilleri İslam’dan uzaklaştırmaya yöneliktir. Gıdalar kirletilmiş, helal ile haram birbirine karıştırılmıştır. İktidar için, iktidar anlayışını benimseyen AKP batı medeniyet değerlerini kendisi için referans kabul etmiştir. ABD ile siyaset yapma yoluna sapmıştır. AKP siyasetinin helali ve haramı yoktur. Bunun için faizi dünya gerçeği saymıştır. Yıkılmakta olan bozuk düzene oksijen olmuş ve bir müddet daha ömrünü uzatmıştır. AKP, biz İslamcı bir parti değiliz diyerek, İslam’ın siyaset esaslarına itibar etmeyeceğini ilan ederek, batılılar nezdinde itibar kazanmaya yönelmiştir. Bu haliyle AKP Müslüman milletimizi temsilden çok, batıyı ve batıcı insanı temsil etmektedir. Bu bilinmeden SAADET PARTİSİ’NİN kıymeti bilinmez. AKP bizi üzüyor, ABD, AB ve Irkçı Emperyalizmi sevindiriyor. Bu siyasetin arkasından gidilmez vesselam.