Münafık kelimesi sosyal hayatın anahtar kavramlarından biridir. Hayatın her döneminde var olmuşlardır. Münafığın iç içe geçmiş iki anlamı var. Biri itikadî özellik taşırken diğer ahlâkîdir. İtitkadî olanı “müslüman olmadığı halde müslümanların yanında müslümanmış gibi görünen” kişi! İkincisi ise kendisinde nifak barındıranlar için kullanılan ve ikiyüzlülük” ifade eden bir ahlâk terimi! Münafık, birtakım özellikleriyle tanınır. Çevremizde olup bitenlere bir de bu gözle bakmaya çalışalım.
Münafıklar kolaycıdırlar. Müminleri emek isteyen meşakkatli şeylerden soğutmak için “Bu sıcakta cihada çıkmak akıl kârı değildir, biraz da bağ ve bahçemizle ilgilenelim” derler. Oysa kolay yoldan elde edilecek bir şey olunca da herkesten önce davranırlar. Tebük Savaşı’nda olduğu gibi…
Münafıklar bahanecidir, ağırdan almayı severler. Fakat hayırlı ve faydalı bir iş yapılacağı zaman da felâket tellâllığı yaparak moral bozarlar, yaygara yapıp bozgunculuk çıkarırlar. Uhud Savaşı’da tam da böyle yapmışlardı.
Münafıklar dindarlık taslarlar: Meselâ Hz. Peygamber’e gelip, “Ne olur bana izin ver! Zira sizinle sefere çıkar da orada Rum kadınlarını görürsem nefsime hâkim olamam, günaha girerim!” demeleri gibi (Tevbe 9/49).
Münafıklar, müminlerin başarıları karşısında hayıflanır, başarısızlıklara da sevinirler. Fakat “emniyet” içinde olmak için de “mümin” olduklarına dair yemin ederler. Başka sağlam bir kapı bulduklarında da derhal oraya koşarlar. Onlar, “hakk”ın değil güçlünün yanında yer alırlar: “Bizler sizin tarafınızdayız” derler.
Münafıklar eleştiricidir. İsteklerini nâil olunca memnun olurlar, emellerine ulaşamayınca da dedikodu edip adaletsizlikten yakınırlar.
Münafıklar entrikacıdır. İnsanların arkasından konuşurlar. Yüzünüze söylediklerine itibar ederseniz de, “Her söylenene inanıyorlar” diyerek sizi saflıkla suçlarlar.
Münafıklar sinsi ve nifakçıdır. Müminleri ikiye bölüp aralarına fitne sokmak niyetiyle mescit süsü verilmiş fitne ve nifak yuvası dahi yaparlar. Mescid-i Dırâr gibi.
Münafıklar alaycıdır, peygamber ve müminlerle alay ederler: “Umarız Allah, bu yaptığımızı ortaya çıkarmaz” diyerek kendilerince dalga geçerler! Onların sözlerine itibar edilmez. Müslümanlarla “Bu âyetler sizin inancınızı arttırdı mı şimdi ” diye de alay ederler.
Münafıklar savunmacıdır. Münafıkça tavırlarının hesabını sorulduğunda, “Bizler ciddi değildik, sadece eğlenmek için öyle konuşuyorduk” diyerek kendilerini müdafaa ederler.
Münafıkların kadını da erkeği de inkârcıdır. İnsanların “inanma”sını engellemeye çalışırlar, maddî yardım talep edildiğinde de cimrilik yaparlar. Dünyevî menfaatler uğruna peygamberi dahi yalanlayıp onunla alay ederler.
Münafıklar yalan söyler. Yalan münafığın alâmet-i fârikasıdır. Buna rağmen yalan söylemediklerini iddia ederler. Peygamber’i dahi öldürmeye kalkışırlar, Tebük Savaşı dönüşünde yaptıkları gibi.
Münafıklar nankördür. Kendilerine yapılan iyiliğin kıymetini bilmezler. Müminlerin cömertlikleri için de gösteriş yaptıklarını söylerler.
Münafıklar ahde vefa göstermezler. Meselâ “Allah bize mal mülk nasip ederse o malı yoksullarla paylaşır ve tevhide sadakatle bağlı müminlerden oluruz” diye yemin ederler; Allah kendilerine mal mülk nasip ettiğinde de, verdikleri sözü unutup zekât almak için gönderilen görevlilere, “Muhammed haraç mı istiyor ” demeye başlarlar (Tevbe 9/77).
Münafıklar tıpkı Hûd peygamberi yalanlayan Âd kavmi, Sâlih peygamberi yalanlayan Semûd kavmi, İbrâhim peygamberi yalanlayan Nemrut ve çevresindekiler, Şuayb peygamberi yalanlayan Medyen halkı, Lût peygamberi yalanlayan ve yerle bir edilen Lût kavmi gibi davranırlar. Hz. Muhammed’e karşı da aynı tavrı takınmışlardır.
Münafıklar Hz. Peygamber’e gelip dedikleri gibi, “Bizi mâzur gör, kadınlar, hastalar, yaşlılar ve çocuklarla şehirde kalalım” derler. Onlar sefere katılmaktansa kadınlar, hastalar, yaşlılar ve çocuklar gibi şehirde kalmayı kendilerine yedirebilirler. Böyle olduğu için de kalpleri büsbütün kararmış, gözleri gerçeği göremez olmuştur.
Münafıkların kalplerinin katılıklarının bir belirtisi de; “münafıklıkları” yüzlerini vurulduğunda, gizlice birbirlerine bakıp kimseye sezdirmeden mescitten / meclisten çıkıp giderler (Tevbe 9/126-127).
Münafıklar ıslah olmazlar. Bırakınız ne halleri varsa görsünler; fakat kesinlikle yaptıklarını hoş karşılamayınız, kendilerine sıcak davranmayınız. Unutmayınız ki siz olanları unutup, onlara sıcak davransanız bile Allah onlardan asla razı olmayacaktır (Tevbe 9/95-96).
Münafıklara karşı yumuşak kalpli olunmaması, ölüp gittiklerinde bağışlanmaları için dua edilmemesi, bir değil bin defa dua etsen de Allah onları yine de bağışlamayacaktır, çünkü onlar tevhidi inkâr etmişler, peygambere iman edenleri de bu yoldan döndürmek istemişlerdir (Tevbe 9/80).
Münafıklar, yaptıklarının cezasız kalacağını sanırlar, oysa bunun büyük bir zillet olduğunu bilmezler. Münafıklar kendi yaptıkları hatalar yüzünden hem dünyada hem âhirette perişan olmaya müstahaktırlar. Ancak Allah, her şeye rağmen “tövbe kapısı”nı açık bırakmıştır.