Geliniz şu Ramazan-ı Şerifi vesile ederek bütünüyle Rabbimize (cc) yönelelim. Rabbimizin kitabını okuyalım, mânâsını tefekkür edelim. Kitabullah’taki hükümlerin yeryüzünde hâkim olması için duâ edelim. 

Bu dünyadaki devletler ve ellerinde mülk olanlar; “Bu mülk bizim!” diyorlar. Gerçekte bu mülkün bir tek hakiki sahibi var: AllahuAzimüşşan. Bu dünya mülkü O’nun. Yeryüzü O’nun, gökyüzü O’nun. Yeryüzü ile gökyüzü arasında ne varsa O’nun. “Mâlike’l Mülk”, yani mülkün mâliki O’dur. 

Allahu Teâlâ’nın bu mülkünde koyduğu hükümlerden biri de devletler arasında bugün çizilen sınırların olmamasıdır. Allah’ın mülkünde sınırlar olmaz. Bir tek devlet olur. O devletin sınırları bütün yeryüzüdür ve bütün her yerde de Allah’ın hükümleri geçer. Hz. Âdem Aleyhisselam’dan bu yana, Allah’ın koyduğu bu hüküm, ancak iki idareci zamanında uygulanabilmiştir. Hz. Süleyman Aleyhisselam ve Hz. Zülkarneyn zamanında. Bu iki idareci zamanında İslâm bütün yeryüzüne hâkim olmuştur. Ondan sonraki devirlerde tarih sahnesine çıkan İslâm devletleri bunu kısmen sağlayabilmişlerdir. Bu devletler içerisinde en ihtişamlısı, Osmanlı Devletidir. Osmanlı Devleti tarih sahnesine çıktığı ilk anda iddiâsını ortaya koymuştur. Osman Gâzi ve yoldaşları şöyle diyorlardı: “Mülk Allah’ın! Hüküm Allah’ın! Bu yeryüzü Allah’ın mülkü. Allah’ın mülkünde de Allah’ın hükümleri geçer. Buna sed çekenler, gâsıptır, harâmîdir, zâlimdir, müşriktir. Müşrikler de necistir. Yeryüzünü bu necâsetten temizlemek de Allah’ın kulu olan bizlerin boynuna borçtur.”

Fetihlerden sonra yapılan ilk icraat, Ezan-ı Muhammedî okutmaktır. Bunun mânâsı şudur: Bu mülk hakiki Sâhibine iâde edilmiştir. Bundan sonra bu topraklarda O’nun hükmü geçer. Allahu Ekber! Allahu Ekber!..

Düşünün siz, işte bu şuûrda olan şanlı Osmanlı’nın terekesinden tam 40 devlet çıktı. Şimdiki nesil hayal bile edemiyor. Etrafımızdaki komşularımız; Suriye, Irak, Bulgaristan, Yunanistan,  tam dört yüz sene “bizim”di. Onlar gibi en az üç düzine ülke üç yüz sene “bizim”di. Bizler emanetçiydik. Gerçekte bütün o topraklar mülkün hakikî sahibi olan Allah’ın idi. 

Bu Ramazan-ı Şerifi vesile ederek, kendimize çekidüzen verelim. İşte böyle bir Rabbimiz, böyle bir İlâhımız, böyle bir Sultanımız, böyle bir Ma’budumuz var. Bizi ve bütün mevcudatı İlm-i İlâhisinden kudret dairesine çıkaran O... Bu dünyayı ve bütün mevcudatı yaratan O…Zerreleri intizamla hareket ettiren O… Bir tek hava zerresine bütün mevcudatın sesini ve görüntüsünü yerleştiren O… Zîşuûrların bütün amelini kaydettiren O… Esmâ, ef’al, sıfat ve şuûnatının tecellilerini seyrettikten sonra, bu dünyayı kıyametle ortadan kaldırıp ebedî hayat safhasını başlatacak O… Ebedî hayatın mekanları olan Cenneti ve Cehennemi yaratan O… Bir baharda yüz binlerce mevcudatı dirilttiği gibi, mezara giren bütün insanları, cinleri diriltecek O… 

Lütfen, kendimize gelelim. Gâfillerden olmayalım. Bu mülkün Sahibi olan Rabbimizi ve O’nun ebedî mülkünü, yani Âhiret hayatını unutmayalım. Allah’ın mülkünü gasp ettiklerini düşünen İslâm düşmanları istedikleri kadar küstahlıklarına devam etsinler. Fazla uzak olmayan zamanda herkes onların da yerinde yeller estiğini görecek. Bir zamanlar, Etiler, Sümerler, Asurlar, Sâsânîler, Keldanîler, Kenanîler, Kıptîler vardı diyoruz ya, fazla uzak olmayan bir zamanda bu “bir varmış, bir yokmuş”laraAmerikası, İngilteresi, İsraili, Fransası, şusu, busu da ilave edilecek. 

“Yâ Bâkî! Ente’l Bâkî” Ey Rabbim! Bâkî yalnız Sensin. Senin Bâkî ismine âyine olanlar da bâki olacak. Ya Cennet’te, ya Cehennem’de ebedî yaşayacak. Mülk Senin. Bizler ise Senin hem mülkünüz, hem memlûkünüz, he de mülkünde çalışan hâdemeleriz, memurlarız. Yâ Rab! Şu mübarek günler hürmetine, Seni tanıyan Mü’min kullarına birlik, dirlik, refah ve saadet ver. Ayrılığı, tefrikayı, belâları, fakirliği Senin mülkünü gasp etmiş olan kâfirlerin diyarlarına gönder. (Âmin! BihurmetiSeyyidü’lMürselîn! VelhamdülillâhiRabbi’lÂlemîn!)