Zor zamanlarda direkt görme, bakmaktan önce gelir! Nokta atışı çözümlerin, sistem seviyesindeki problemleri çözmeye yetmediği fark edilir. Rüzgâra göre yön değiştiren, kalıba göre şekil alan, ilke ve çizgi tanımayan dönemin sonuna gelindiği anlaşılır. Ve dün çözüm olarak sunulanların bugün sorun olması masaya yatırılır.

Bu sorgulama, boyutlarını bilmediğimiz bir komploya kurban gitmeyi engelleyen tek hamledir. Bu hamle, maliyetlerin kestirilemediği olaylara olan mesafeyi yeniden gözden geçirir. Çarpmadan durmayı başaracak, durdurma için müeyyide üretecek terminolojiyi konuşmaya başlar. İnsanların “kuru bir edebiyat”la artmakta olan yanlışlara, mağduriyetlere ve haksızlıklara kurban gitmesini engeller. Çünkü kavramlarıyla oluşturduğu yargılarla bilgiyi işler ve sürüklenmeyi durdurur.

Sürüklenmeyle yeni tehlike ve risklerin başladığı ortamlarda müeyyide oluşturmak, gelişmelere nasıl bir tutum sergileneceğinin de göstergesidir. Bu müeyyide sayesinde hem kırmızı çizgiler netleşir hem de tamirin yerini bakım alır. Karşılaşılan zorluk ve fırsatlar için “ya şimdi ya da hiç” konumuna ulaşılır. Yönetim becerileri ön plana çıkar ve performansı artırmaya odaklanan bir disiplin oluşturulur. Sürekli kendine sorar; “zamanı ve mekânı unuttuğum uğraş nedir?” Bilir ki; rahatlık yorgunluktadır!

Yönetimin yeni gerçeklikleri değiştikçe müeyyide terminolojisi, “performansın yeni tanımı”nı esas alarak yol alır. Sesini yükseltenlere karşı sözünü, algılara karşı basiretini çerçevelendirecek bir algoritma oluşturur. Böylelikle yöneticiler; sermayesi karar, geliri eylem olacak işler peşinde koşar. Çünkü, “çalışmayı üretken, çalışanı başarılı hale getirmek” için çabalar.

Bu açıdan yönetici “katkı yapmaktan sorumlu” olandır. Katkı ise; “eskinin (eskimez olanın değil) planlı ve sistematik bir şekilde terk edilmesi”dir. Bunun için temel yaklaşımı; esas işi güçlendirmek, temel stratejisi ise; “temeli korumak ancak duvarları yıkmak”tır. Böylelikle gücünün sınırlarını bilir, gücünü kullanacağı zamanı iyi hesaplar ve gücünü kullandıktan sonra kendisine nasıl geri döneceğini planlar. Böylelikle kuşatıcı bir çerçeve sayesinde yeni bir kapasite kazanarak gerçekçi çözümler üretilir.

Hakkın tesir gücünü gösteren terminolojinin yol göstericiliğinde aradığımız müeyyide elbette oluşacaktır. Tarihe baktığımızda bu yolda sahip olunan bilgi ve bilincin, “sefer-zafer” süreçlerinin belirleyicisi olduğu açıktır. Müeyyide üreten bir terminolojiyle yapılacak uygulama ve değerlendirmelerin, hedeflenen gelişmenin ibresi olacağı nettir. Bu açıdan “müktesebatı geliştiren” ve “kolektif değer üreten” önerilere odaklanmak gerekiyor. Çünkü; “işini iyi yapan kendi şarkısını söyler!”