Allah, meleklere akıl vermiş, şehvet vermemiş. Hayvanlara şehvet vermiş akıl vermemiş. İnsanlara her ikisini de vermiş.

Şehvetini ihmal eder, yalnız aklını kullanırsa melekleşir. İnsandan istenen bu değil. Aklını ihmal eder, şehvetini öne alırsa hayvanlaşır hatta Kur an ın ifadesiyle hayvandan daha aşağı olabilir. İnsandan istenen bu da değil.

İnsandan istenen her iki özelliğini de diri tutması, çalıştırmasıdır.

Cambazın ipte oynarken elindeki denge deyneğinini iki tarafına da dikkat etmesi gibi İnsan ikisini de kontrol etmelidir.

Hanefi mezhebi mensupları, bir topluma peygamber gönderilmemiş olsalar bile o toplum da Allahın verdiği akıl olduktan sonra Rabbini tanımakla sorumludur demişler. Ve şu ayeti de delil getirmişler:

"Göklerde ve yerde nice mu cizelere/ayetlere uğrarlar da yüz çevirerek geçerler giderler." (Yusuf süresi 105)

Aynaya baktığınızda gören gözlerinizin mucize olduğunu bilin. Eliniz, diliniz, gördüğünüz, tuttuğunuz, tattığınız her şey mucize.

Bu gördüklerimize kanıksadığımız için Rabbimiz bir mucize daha gösteriyor ve dünyanın yarısını karla kaplayıveriyor. Her tarafa kar yağıyor. Karla beraber kâr yağıyor

Hz. Musa nın üzerine "Kudret helvası" yağar gibi bizim de üzerimize, bereket kaynağı, kar yağıyor.

Erik dalındaki çiçek gibi, dallardaki karlar, Hz. Musa nın eli gibi bereketin ışığını saçıyorlar.

Beyaz çiçeklerin neslinin devamı için toprağa attığı tohumları kurttan kuştan koruyan, erken açılıp kırağı vurmasın diye tohumları pamuk gibi sarıp sulayan kar yağıyor.

Ağaçlara yük olan kuru dalları, dalları kemiren kurtları kıran kar yağıyor.

Rüzgarlar fırtınaya, sular sele dönüşür, zarar verir gibi olur ama dünyadaki bütün ormanların çürüyen, kuruyan dallarını fırtınalar budayıverir. Mevcut mahsule zarar verir ama getirdiği taze, tabii gübrelerle birkaç sene mahsulün bereketli olmasına sebep olur.

İslâm dini aleyhinde yeryüzü küresinin her tarafında kasırgalar çıkaranlar, tozu dumana katanlar bilsinler ki, fırtınalar, derinliği olmayan sandalları batırırlar. Bu tür fırtınalar, Hz.Nuh un gemisi gibi İslâm gemisine binenlerin hızına hız katarlar.

Siyasi dalgalanmalar, döviz dalgalanmaları, füze fırlatmaları zarar vermez. Hatta üzerimizdeki keneleri, yavşakları temizleyiverirler. İkiyüzlü din tacirlerinden bizi kurtarıverirler. Altının ateşten geçerken katkı maddelerinden, pisliklerinden arındığı ve som altın haline geldiği gibi bizim de temizlenmemize sebep olurlar.

Batı ve batılın tamamı, bütün ufuklarını çelik zırhlı duvarlarla sarsalar, Haçlı ruhuyla yediden yetmişe kudurup çıldırsalar, denizlerden ordu, bulutlardan donanma yağdırsalar, endişe edip korkmayız. Çünkü bizim göğsümüzde işgal edilemeyen, alınamayan iman kalesi vardır.

Akif merhum İstiklâl marşında ne güzel dile getirmiş:

Garb ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;

Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,

«Medeniyyet!» dediğin tek dişi kalmış canavar

Kar, kirlettiğimiz karaları ağartıyor. Katillerin, hırsızların bile izlerini kapatıyor, yüzlerini kara çıkarmıyor. Biz de kimselere karalar çalmayalım. Kar gibi ak süt gibi pak düşüncelerle hareket edelim.

Kardan, gözler kamaşsa da, sesler karıksa da bizim için gökyüzünden kâr yağıyor.

Toprağı saksıda, bitkiyi ansiklopedide gören, arabası yolda kalan, uçak kalkmadı diye programına yetişemeyenler, karın yağışını, "Facia, azap, çile, dehşet" kelimeleriyle ifade etseler de damarlarındaki kan, ayaklarındaki gön, sırtlarındaki yün o karın suladığı sebze, meyve ve hayvanlardan gelir.

Dünyanın bütün devletleri bir araya gelseler, bir damla yağmur üretemezler, yağan yağmuru durduramazlar ve dünyayı sulayacak depo yapamazlar.

Yaptıkları su depoları da şehirlerin apartmanlarının tepesinde en çirkin manzarası olur.

Dağlara ve ovalara su depolayan kar ise, bu gün milyonlarca fotoğraf sanatçısını manzara avına çıkardı. Çok azı, kar çiçeğinin fotoğrafını avlayacak.

Kara dokunalım ama, zülf-ü yâra dokunmayalım. Kara dokunursanız donarsınız, zülf-ü yâra dokunursanız yanarsınız.

Kardan adam yapalım ama güvenmeyelim. Çünkü güneşi görünce kardan adam  yok olur.

Ebubekir Sıddık gibi "Yâr-i ğar"ı çoğaltalım, yârdan adam yapalım. Çünkü yâr sarar bizim yaralarımızı.

Bu gün, eğer dışarıda kar, içeride yâr, sobada odun, kilerde un varsa hemen dışarı çıkınız ve bacası tütmeyen, çocukları ve ihtiyarları soğuktan titreyen en az bir ev bulun ve onları yârânınız arasına alın ki "Komşusu aç iken tok yatan, hakiki mü min değildir" (Hakim, Birr 4/167, Taberani, Ebu Ya la dan naklen, İbni Receb, Camiul ulum ve-l hıkem 2 nci hadis şerhi sayfa 48) diyen Sevgili Peygamberimizin dost halkasına katılalım da, kar ı böylece kâra çevirelim.