Bismillahirrahmanirrahim
MİLLİ Görüş’ün muhterem lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Türkiye Odalar Birliği (TOB) tecrübesinden sonra, Türkiye’nin kalkınmasının engellenişini yakından gördü. Girişimcilere döviz sağlayan bu kurumda Anadolu sermayesi dışlanıyordu. TOB’daki görevi engellenince karar mercii olabilmek için siyasete girmek gerektiğini anladı. Siyasi parti kurmasının asıl sebebi Türkiye’yi kalkındırmaktı.
Gördükleri ona, içinden çıktığı milletini uyarma, hizmet etme görevini yüklüyordu. Hatta, “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır” prensibi sebebiyle bunu bir ibadet olarak gördü. 1969 seçimlerinde Konya’dan bağımsız milletvekili adayı oldu. Canla başla işe koyuldu.
Konuyu yakından bilen Konyalı Bahri Kırışık Hoca’dan dinlediğim olay Erbakan Hocanın hizmet kararlılığının derecesini anlatıyor: Erbakan Hoca seçim çalışmaları için Konya’nın Karapınar ilçesine gidiyor. Programda, kürsü niyetiyle bir traktör römorku kurmuşlar. Hoca, römorka çıkarken ayağı çamura batıyor; ayakkabısı çamura saplanıyor. Konuşmasını bitirdikten sonra, yanındakiler Hocanın bir ayakkabısının olmadığını, çamura saplandığını fark ediyorlar. “Hocam. Niçin geriye dönüp ayakkabınızı almadınız?” diye sorduklarında cevap muhteşem: “Cihada geç kalmamak için!”
Erbakan Hocanın 42 yıllık siyasi hayatına hep bu anlayış hâkimdi. Halkla buluşmak, onları uyarmak ve Türkiye’nin kalkınmasını sağlamak için ibadet aşkıyla seferber oldu. Onun lügatinde yenilmek, yorulmak, yılmak, ümitsizlik kavramları yoktu. Gayret ve azmi yüksekti. Koşar gibi çalışırdı. Zorluk ve engellerden şikâyet etmezdi. Bütün gücünü harekete geçirir; takdire razı olurdu: “Zaferden değil; seferden sorumluyuz.”
KENDİNİ DAVAYA ADADI
ERBAKAN Hoca, milletimizin inancını, aslını, özünü, tarihini Milli Görüş adıyla sistematize etti. Ömrünü davasına adadı. Hayatını buna göre planladı. Muhtereme eşi ve çevresine de buna inandırmıştı. Onların özel hayatları bile davalarına göre şekillenirdi.
Eşi Nermin Hanım, Erbakan Hoca davası için evden çıktıktan sonra, onu kendi telefonundan aramaz; ya Özel Kalem Müdürü Mehmet Karaman; ya da Özel Kalem Müdür Yardımcısı İbrahim Titiz aracılığıyla ulaşmaya çalışırdı. Onlara; “Hocamız müsait mi?” diye sorar; eğer toplantıda ise; “Sakın toplantısını bölmeyin; cihat çalışması bölünmez” derdi.
Onlar aile olarak da cihada koşar; her fedakârlığa katlanırlardı. Maksatları Osmanlı’nın ana gövdesini oluşturan Türkiye’nin ayağa kalkması; uyuyan dev durumundaki İslam dünyasının uyandırılması; insanlığın özlemini çektiği huzur ve barış iklimine kavuşmasıydı.
Erbakan Hoca, istisnasız her insana değer verirdi. Şu sözü onun insan yaklaşımının ifadesiydi: “Bu dünyada insanca yaşayabilmek için insan olmak yeterlidir; cennete girebilmek için ise Müslüman olmak şarttır.”
İnsana zarar gelmemesi için her fedakârlığı yapardı. Toplumsal barış ve uzlaşmadan yanaydı. Kendini feda eder; ama insanı korurdu. 16 Ocak 1998’de Türkiye’nin 1. partisi olan Refah Partisi’ne kapatma kararı verildiğinde milletimize hatırlattı: “Tarihin akışı içinde bu kararın toz kadar değeri yoktur. Bugün her zamankinden fazla sükûnete ihtiyacımız var.” Bu sözleri taşkınlıkları önledi.
KİMSEYİ DIŞLAMADI
ERBAKAN’DA engin bir insanlık sevgisi vardı. İnsanın dünya ve ahiret saadetini kazanmasını isterdi. Muhabbet fedaisiydi. Düşmanlık bilmezdi. Milletinden tebessümünü esirgemedi. 28 Şubat’ta 9 saat terletilip dışarı çıktıktan sonra bile, acılarını içine gömdü; tebessümüyle milletinin karşısına çıktı.
Mücadelesi kurumlarla değil; yanlış zihniyetlerleydi. Gazeteci sordu: “28 Şubatçılara karşı düşmanlığınız var mı? Cezalandırılmalarını ister misiniz?” İdeal dava adamının cevabı şu: “Hayır, onların eğitilip Milli Görüş’ü tanımalarını isterim.”
Milli Görüşçüler fedakârlık ve gözyaşlarıyla yoğruldu. Bugün 11 yaşındaki Sincanlı Mehmet, Saadet Partisi’nin uğradığı mağduriyet ve ekonomik sıkıntılarını yüreğinin derinliklerinde hissediyor ve babasının verdiği 5 lira harçlığı zarfın içine koyarak Genel Merkez’e gönderiyor: “Temel Amca! Bu parayı partinin ihtiyaçlarında harcayın!”
Böylesine sadık mensupları olan bir davayı bitirmeye kimsenin gücü yetmezdi. Şimdi en şiddetli rakipleri bile mesajlarına kulak vermeye başladı. Milli Görüşçülerin sorumlulukları arttı. 82 milyona kucak açarak yaşanmaya değer hayatı herkese anlatmak zorundalar.
Gözyaşları çiçek açmaya başlamıştır. Politikanın doğası belli! Saadet’in varlığıyla menfaatleri bitecek olanlar çeşitli yöntemleri deneyerek onları itibarsızlaştırmaya, etkilerini kırmaya çalışıyorlar. Söylemlerimizde daha da dikkatli olmalıyız. Biz siyaseti ulvi amaçlar için yapıyoruz. Mağdur olabiliriz ama kimseye haksızlık edemeyiz.
Erbakan Hocanın sözlerine kulak verelim: “Bizim inancımızda kimse kendisi için yaşamaz; kardeşi için yaşar. Menfaati öldürmenin en kolay yolu budur.”