Gazeteye geldim.
İktidara yakın olmak ve EVET yüzdesinden pay kapmak yarışına giren ve hala kimliğini oturtamamış küçük gazetelerimizden birinin sürmanteşini okudum.
“Milli Görüşcü 99 vekil EVET diyor.”
Sonra kendimi bir bıraktım, bakın ta nerelere gittim. Yolculuğumuz geçmişten başlıyordu.
“Vekil” diyorlar.. “Eski” kelimesi fazla mı gelecekti o boşluğa? Yoksa ünlü “Şark kurnazlığı”nın bir ilmeği mi atılmıştı?
“Milli Görüşcü 99 vekil..”
Neredeymiş bunlar? AKP’nin içinde ve halen Meclis’te mi imişler? Verilmek istenen intiba bu mu?
15 yıl olmuş AKP’nin iktidardaki yıl sayısı. Bu 99 vekil bu 15 yılın kaç gününde aranmışlar, sorulmuşlar? Çağırılmışlar da “Hayır” mı demişler?
Kaç seçim öncesi idi, hatırlayın. AKP’ye EVET demek için “HAS’ta” numarası yapmışlardı bir kısmı bu 99 sayısının hatta. Ne oldular? O günkü EVET’lerinin değeri sadece birilerini
“Kurtulmuş” yapmakla ödenmişti?
“Milli Görüşcü 99 vekil...”
“Milli Görüşcü” olmak “99 vekil” olmaktan önce gelir. Saklayamamışlar bunu. Kapan kurduk, sansalar da..
“Milli Görüşcü 99 vekil EVET diyor”
Bu manşet, tarihimizin hangi olayıyla muadildir, eşdeğerdir? Sorumuza, ilk ihtilalden beri bu ülkede yaşayanlar şu cevabı verirler: DP iktidarının Vatan Cephesi propagandasıyla..
Şu köyden şu kadar kişi, bu mahalleden bu kadar kişi, isim isim sayılarak üstelik, hergün ilan edilmiyor muydu Vatan Cephesi’ne katıldıkları..
İhtilal sonrasında Demirkıratlar bir bu yüzden savunmakta zorlanmışlardı. O hatayı kabul ettiklerinde ise, idamcılara bir sözleri kalmıyordu.
Vakitleri azaldı. Yoksa devamı gelirdi bu başlıklarının. Milli Görüşcü il başkanları da EVET diyor, ilçe başkanları da… Otur otur yaz, yaz yaz otur. Hesabını soran mı var? Bir itiraz eden mi var?
Geçmiş dedik, Vatan Cephesi ahlaklı günlerin bittiğinde, gazetesi Ulus’u ziyaret eder İsmet İnönü.
Sorumlunun, ezile büzüle iki elemanımızın haricinde herkes partimizin üyesidir, demesini bakın nasıl yorumlar.
“İyi ya işte. Parti üyemiz olanlar bizi tenkit edemeyebilirler. Ama o iki arkadaş bize muhalif yazılar yazsınlarki, biz de hatalarımızı bilelim.”
Yok arkadaş yok! İlaç için derler ya, bir kişi arıyoruz, bulamıyoruz o sayfalardaki köşeciler arasında.. Hepsi de ben daha iyi “EVET” yazısı yazarım rahatlığında. Bir iktidarın “rağmen” yazılacak bir hata cümlesi olmaz mı?
“Milli Görüşcü 99 vekil Evet diyor..”
Herkesin illa EVET demesini istiyorlar tedaisi, çağrışımı yaptırıyor bu manşetleri..
Bizim gibi olacaksınız, haydi olunuz!
1980 referandumcuları da öyle istemişlerdi ve yüzde 92 rakamına ulaşmışlardı, başardık sandıklarında..
Evet cephesine bir İsmet İnönü misali daha verelim. Belki vazgeçerler herkesi EVETCİ yapmaktan.
İki dönem milletvekili olmuş biri gittim itirazımı Paşa’ya ettim diyordu. Efendim, listemizdeki filan iki arkadaşın adını çiziniz.
Onlar orada iken, biz o vilayetten hiç oy alamayız.
İsmet Paşa’nın cevabı nettir: Sen, her yeri bizim kazanmamızı mı istiyorsun?
Bu cevabı bir daha ve bugün burada yazdığımda, şimdi aklıma gelen şu oldu: Bu manşetleri, o 99 vekil haricindeki Milli Görüşcü insanlarımızın EVET dememeleri için hazırlamış olabilirler mi?
Baştaki üzüntümden eser yok artık!
Saadet Partisi’nin muhalefetinin resmini çok daha eskilerden bir misalle, büyük filozofumuz Nasreddin Hoca’mızdan az bilinen bir fıkra anlatarak çizelim. O dahi suçlanmıştı yaptığı izah dolayısıyla...
Nasreddin Hoca’ya karısı sormuş:
-Efendi, bizim bitişik komşu İmam Ali Efendi ne iş yapar?
Hoca, ters ters bakmış:
-İmam dedin ya, hanım! Kadın şaşalamış:
-Hayır... Adı nedir diyecektim!
Hoca biraz daha dikleşmiş:
-Ali Efendi dedin ya hanım!..
Kadıncağız büsbütün afallamış:
-Canım, şey... nerede oturur diyecektim!
Hoca, adamakıllı kabarmış:
-Bitişik komşu dedin ya hanım...
Artık söyleyecek söz bulamayan kadıncağız, mahzun bir şikâyetle:
-Aman efendiii, demiş, seninle de bir çift laf edilmez ki!
O kaybedendir...
16 Nisan referandumunda Abdullah Gül’ün ne diyeceğini, yol arkadaşı, mektupcusu, posta kuşu Fehmi Koru açıklamış.
“Eski konuşmalarına bakınız!”
Milletin işi gücü yok, Abdullah Gül’ün kenarlarda sessizce oturduğu günleri gördükleri için şükretmeyi bırakacaklar ve senin yazdıklarını okuyacaklar öyle mi?
Hyde park kucaklaşmaları resimlerinizi gördüklerinde de vay, vay, vay diyecekler?
Hayır, postacı ve postalcı bey hayır!
Bu ülkenin insanları Abdullah Gül’ü iyi tanıyor. Ne diyeceğini de tahmin etmeleri zor değil. Biz bunu koltuktan koltuğa atlamaya başladığında yazmıştık. Tekrar edelim.
Abdullah Gül, kazanandan yanadır.
Danışmanlardan belli olur
Hukukçu, sol gelenekten geliyor diye tanımlanan CB danışmanlarından Mehmet Uçum bir twit atmış.
“Evet çıkarsa, millet kendi devletini kuracak”
Biz, Ertuğrul Özkök’ün yazılarından öğrendik. Ne de olsa yarı resmi El-Ahram’dır. Hem Fehmi Koru cazibesini Pensilvanya’da bırakmışken.
Tam resmi gazetecilerimiz de ondan öğrenmiştir sanıyoruz ama, söylememeleri kahramanlıklarının gereğidir. Biri diyorki:
“Geçen gün bir arkadaşım Cumhurbaşkanı’nın danışmanlarından Mehmet Uçum’un attığı, ‘Millet kendi devletini kuracak’ twitini gösterdi..”
Doğrudan haberli olamıyoruz, iyiki arkadaşlarımız var. Hem de yol gösterenlerden, olacağı bilenlerden..
“Bunu gündeme getirecekler, kullanacaklar” dedi. Sahiden de Ertuğrul Özkök arkadaşımı yalancı çıkarmadı da diyor o köşeci.
Arkadaşın bildiğini, twitci danışman bilmiyor? Acep ne iştir?
Twitci ve ünlü danışmanın ne yazdığı, Ertuğrul Özkök’ün nasıl anladığı, savunmacı köşeci katiplerin izaha çalışmaları değil konumuz.
Bu ülkede bunlar hep olur.
70’li yıllarda Merhum Türkeş’in ardında bir basın danışmanı dolaşırdı. Okuyan biriydi. Görevi, Cağaloğlu’ndaki gazetelere Türkeş’in konuşmalarının, demeçlerinin açıklamasını yazdığı teksir kağıtlarını bırakmaktı.
Hepsi de “Sayın Başbuğ’umuz öyle derken şöyle demek istemiştir. Şunu derken bunu anlatmıştır”, gibi akıllılık mahsulleriydi.
Bugün o cephede değişen birşey yok.
Üstelik T.Özal o Okuyan vatandaşımızda bir şeyler görmüş ya da bulmuş olmalıydıki milletvekili yaptı, bakan yaptı.
Bakalım şimdi kim ne olacak?
Kimi dökecek kimi gömecek?
“EVET” diyecekleri İzmir’de denize dökmek isteyen CHP milletvekiline destek olmak için mi böyle konuşuyor iktidar partisinin sözcüleri?
“Toprağımızda gözü olanı gömeriz!”
Bir bakan söylüyor bunu. Denize dökücülerin, denize döktüklerinin tapulu arazisinde gözü olduğunu böyle anlatıyor galiba.
“Türkiye’ye ihanet edenler taş kesilecek ve sandığa gömülecekler.”
Bu da sayın Cumhurbaşkanı’mızın söylediklerinden.
Taş kesilmek nedir? Heykel yontmak gibi birşey mi? Bir ceza sözkonusu ise, kanunlarımız yetersiz mi?
Sandığa gömülmek ne demek? CHP’nin ve MHP’nin baraj aşamayıp Meclis dışı kaldıkları seçimler gibi mi?
ANAP’da sandığa gömülmüştü ama, başbakanı M.Yılmaz iftar sofralarının baş köşesinde ağırlanmıştı.
Yani sonra ne olacak?
Böyle hatırladım
Gazetelerde haberini okuyunca ben de yazayım dedim. Belki başka yerlerde yazılmamıştır. Kaybolup gitmesin istedim. Kayda geçsin..
“Sakıp Sabancı özel ödülü bu yıl Nermin Abadan Unat’a verildi.”
İsimleri tekrar hatırlamış olduk. Ve sevindik o güzel adlarına ödüller konulmuş olmasına.
Nermin Abadan Unat.. Çok yerde, çok duymuşuzdur bu adı da.. Ben, geçtiğimiz günlerde ölüm yıldönümü dolayısıyla tekrar hatırladığımız rahmetli Osman Yumakoğulları ağabeyimden dinlediklerimi aktaracağım.
Osman Yumakoğulları önce efsane MTTB’lilerden.. Rahmetli Burhaneddin Kayhan ağabeyin mücadele arkadaşlarından.. Sonra efsane Milli Görüşcülerden.. O anlatıyor..
Almanya’da teşkilatımızın başkanı ve Milli Gazete’nin sorumlusu olarak bulunduğum yıllar. Alman hükumeti, bizi, Almanya’da basılan Türk gazetelerinin temsilcilerini topladı. İlk soruları şu idi:
Burada yayın yapan gazetelerin en etkilisi hangisidir?
Biz 10 bin civarında basıyoruz. Hürriyet 100 bin civarında.. Temsilcisi Nermin Abadan hanımefendi kalktı, gazeteleri olduğunu söyledi, kendince gerekçelerle..
Hayır, dedi Alman hükumeti yetkilisi. Burada basılan ve dağıtılan Türk gazetelerinin, buradaki Türkler arasındaki en etkilisi Milli Gazete’dir.
İsimler, isimleri hatırlattı işte.
Yanlışlık olmasın
1 Nisan tarihli sayfamızda yayınladığımız, “Nasreddin Hoca der ki: Bana mı inanıyorsun yoksa...” başlıklı yazımız üzerine, AKP milletvekili Selçuk Özdağ beyefendi aradılar.
TV kanallarında anlattığı ve bizim de yorumladığımız MİT Müsteşarı Fuat Doğu olayının medyaya yansıyış şeklinden rahatsız olduğumuzu konuştuk.
Sayın Selçuk Özdağ beyefendi ile MİT Müsteşarı konusunda bir anlaşmazlığımızın olmadığı bilinsin istiyoruz.
Kazanmasını mı istiyorsunuz?
“Yedi seçim kaybetti, ama buna rağmen koltukta oturuyor.”
Seçim kazananların Kılıçdaroğlu suçlamalarının baş cümlesi bu.
Kaybetme karakteri olmasa idi, Milletin CHP’ye yüz vermemesi bir yana, muhal farz bir seçim kazansa idi, siz nerede olurdunuz?
“Darbe olursa tankların üzerine ilk ben çıkarım” diyordun, ne oldu?
Bir soruları da budur Kılıçdaroğlu’na.
Biz yazmıştık, bir daha yazalım.
O gece Kılıçdaroğlu, Bakırköy ve K.Çekmece teşkilatlarını yanına çağırsa ve o havaalanında bir tankın üzerine çıksa idi, 15 Temmuz yazıları o günden beri nasıl yazılırdı?
Şu gerçeği millet gördü, sözcü suçlamacılar anlayamadılar.
O tanklar, Kılıçdaroğlu’nun üzerlerine çıkacağını bilselerdi, küçük bir ihtimal olarak düşünselerdi, orada olurlar mı idiler?
Ha, bir de şu var. Kılıçdaroğlu’nun indiği uçaktan inen AKP’nin yazıcı bakanı hangi tanka binmişti? Varlığını yeni öğrendik...