BİR milletin geleceği eğitim sisteminin yapısına göre şekillenir. Uygulanacağı ülkenin inancı, tarihi, aslı, özü ile bütünleşen bir eğitim anlayışı, o ülkenin şartlarıyla örtüşmüş demektir. Ancak dış etkilerden uzak bir eğitim modeli millî olarak isimlendirilebilir.

Peki, Türkiye deki eğitim sistemi hangi oranda bu özelliklere sahiptir, dersiniz Adı Millî Eğitim olan bu kurumumuz dış müdahalelerden korunabilmiş midir   Dilerseniz, bunun için Millî Eğitim tarihimize şöyle bir göz atalım:

Lozan Anlaşması nın bir amacı da Türkiye nin İslâm dan uzaklaştırılması idi. Uygulaması ise, Siyonist Mısır Başhahamı Haim Nahum eliyle olmuştur. Türkiye, bu kanaldan manevî köklerinden uzaklaştırılıp yutulacak lokma haline getirilmek istenmiştir.

Bu amaçla eğitime yön vermek için seçilen akıl hocası John Dewey (1859 1952) olmuştur. Bu kişi, dönemin Millî Eğitim Bakanı tarafından Türkiye ye davet edilmiş, araştırma ve incelemelerinden sonra eğitimle ilgili bir rapor hazırlayıp yetkililere sunmuştur. Önerdiği eğitim raporuyla ilgili olarak söylediği şu sözler işin iç yüzünü anlatmaya yetmektedir: Biz bir program yaptık. Bu program 40 yıl uygulanırsa Türkler kökünü kaybeder. Bir Amerikalı gibi düşünmeye başlar.

John Dewey nin hazırladığı programda maddeci bir mantık hâkim olup İslâm dini yok sayılıyordu. Adına Dewey Metodu da denilen bu program eğitimimizde uzun süre etkili oldu. Hatta bugün bile değişik versiyonlarıyla eğitimde bu mantığın hâkim olduğunu görüyoruz. Elimizde İslâm dini gibi bir hazine dururken hâlâ eğitimimiz, Batı nın bencillik üzerine kurulmuş hayat tarzını benimseyen anlayışından kurtulamamıştır.

Biz sömürge ülkesi değil, bağımsız bir ülkeyiz. Bu yapı milletimizin sahip olduğu değerlerle bütünleşen bir eğitim sisteminin oluşmasını gerektirmektedir. Eğer, baştan beri eğitimin problemleri artarak devam ediyorsa, bunu bünyemize uygun bir eğitim sistemi oluşturamamış olmamızda aramamız gerekir. Bu iş için eğri cetvel kullanıldığından bir türlü doğru çizgi çizilememektedir.

BATI MERKEZLİ EĞİTİM

Türkiye de uygulanan eğitimin sadece adı millî dir. Muhtevada böyle bir özellik göremiyoruz. Batı hayat anlayışına uygun bir eğitim modeli uygulanmaktadır. Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, eğitimimizle ilgili şu isabetli tespiti yapar: Millî Piyango ne kadar `millî ise, eğitimimiz de o kadar `millî dir.

1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu nun 2. maddesi nde Millî Eğitim in genel amaçları konusunda şu ibareye yer verilmektedir: Nihayet Türk milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.

Burada, süslü ifadeler kullanılarak Türkiye nin Batı ya kuyruk olması amaçlandığı açıktır. Yarım asrı geçen süredir, Türkiye nin Avrupa Birliği ne dâhil edilmesi için nice oyunlar oynanmıştır. Bugünkü eğitim eliyle yetişen nesillerin Batı hayat tarzını benimsemeleri tesadüfî midir Son senelerde hızla artan yılbaşı öncesi gördüğümüz Noel başlık, elbise ve ritüelleri, papaz külahları koskoca bir milletin kademe kademe Hıristiyanlaştırılmak istenmesinden başka nedir Lütfen ne yaptığınızın farkında olunuz! Ders kitapları ve eğitimimizin genel müfredatı bu amaçla hazırlanmıştır.

Türkiye den Avrupa ya çalışmaya giden vatandaşlarımıza o ülkelerde verilmeyen haklar Türkiye deki azınlıklara verilmektedir. Son yapılan düzenlemeye göre, yabancıların sahibi olduğu okullarda bizim çocuklarımızın da eğitim görmesinin önü açılmıştır. Öz ülkemizde yavrularımızın yabancılar eliyle eğitim almasının sonucunu düşünebiliyor musunuz Bu ne sorumsuzluktur! Öğretim yılı başında Gökçeada da bir azınlık okulu 4 öğrencisiyle öğretime başlamıştı. Küçük bir azınlığa yetki verilerek çoğunluğun onlar eliyle eğitilmesinin önü açılması normal midir Türkiye eğitim aracılığıyla Batı ya köle yapılmak istenmektedir.

Rotary ismiyle okullar açılması ayrı bir faciadır. Bazı Millî Eğitim müdürleri çeşitli projeler adı altında inancımız ve manevî dünyamızı bombalayan kitaplar dağıtmaktadırlar.

Ders kitaplarında Yunan mitolojisi (Meraklı Pandora ve Konuşan Sandık hikâyesi gibi) ve Batılı değerleri önceleyen hikâyelere yer verilmektedir. Hâlbuki son senelerde, hikâyelerini zevkle okuduğumuz Ömer Seyfettin ders kitaplarından çıkarılmıştır. Nereye gidiyoruz

ADI DEĞİL, MUHTEVASI

MİLLİ OLMALI

ÖĞDER Genel Başkan Yardımcısı ve Eğitimci Mustafa Aydın, eğitimi denetleyen komisyonda görev yapan Amerikalılara vurgu yapıyor: 1947 yılından beri, Türk eğitim sistemi ikili anlaşmalarla Türk Amerikan Eğitim Anlaşması Kahire `Fulbright Komisyonu nun denetiminde. Bu komisyon, ilkokuldan imam hatibe kadar tüm eğitim müfredatını belirliyor. Bu anlaşma ile Türk Millî Eğitim i 4 ü Amerikalı, 4 ü Türk 8 kişiden oluşan bir komisyonun idaresine bırakılmış. Bu komisyonun başkanlığını ABD nin Türkiye deki büyükelçisinin yapması kabul edilmiş. (Millî Şuur, Sayı 27, Sh. 58)

Yabancılar tarafından denetlenen bir eğitim sistemine kim millî diyebilir İsminin başına millî kelimesinin konması o eğitim sistemini millî yapmaya yeter mi

Eğitimin problemlerinin niçin artarak devam ettiğini şimdi daha iyi anlıyoruz. Birbirini bıçaklayan, öğretmenini döven, anne babasını öldüren öğrenci sayısı artarak devam ediyor. Daha geçtiğimiz aylarda bebeğini evde yalnız bırakıp 9 günlük geziye çıkan bir sözde öğretmen, evlâdının ölümüne sebep olmuştu. Pamukkale Üniversitesi nde bir öğrenci, tuvalette doğurduğu çocuğunun başını kesmişti. Merhamet ve şefkatten yoksun bir eğitim sistemi düşünülebilir mi Bunların yaygınlaşmaması için tedbir alacak bir yetkili yok mu

ÖĞDER Genel Başkanı İsmail Hakkı Akkiraz, yabancı etkisi altındaki eğitim sistemi için şu çözümü öneriyor: Batı dan alınmış bu eğitimden hayır gelmemiştir, gelmeyecektir. İnkârcı bir muhtevaya sahip olduğu için bu okul kitapları şerli ve zararlıdır. Bu eğitimin besmelesi yoktur. Çare Millî Görüş e dönerek eğitimde `önce ahlâk ve maneviyat ı benimsemektir. (Millî Şuur, Sayı 27, Sh. 9)