Amerika’nın “Aya çıktık!” diye hava attığı günlerde, Doğu’daki bir nineye bunu söylüyorlar. Nine inanmıyor, “Oğlum, birazcık imanımız var, onu da tırı-vırı etmeyin!” diyor.

Bu ülkede yaşayanların yüzde 99’u Müslümandır. Bu Müslüman halk, ne yazık ki dinlerini gereği gibi öğrenemiyor. Büyük ekseriyeti önde gözüken kişilerin yaşayışına bakıyor. Onlardan etkileniyor. Gerçekte, kitaplardaki “doğru İslâmiyet’e”, doğru İslâmiyet’i yaşamış olanlara, evliyaya, asfiyâya, ulemâya bakması lazım. Ama bunu yapmıyor, gidip ulemâ-i-su’a, mütrefini-su’a, ümerâ-i-sû’a bakıyor. Bakıyor da ne oluyor? Şayet onların yanlış sözlerini ve yaşayışlarını doğru kabul eder ve o inançta olurlarsa, Allah muhafaza, ebedî hayatları tehlikeye giriyor. Nasıl, o dine bid’at sokanlar, Kevser Havuzunun yanına kadar getirildikten sonra, bir yudum içemeden gerisin geriye götürülüp Cehenneme atılacaklarsa, onlara körü körüne inananlar da aynı âkıbete dûçar olacaklardır.

Haremlik-Selamlık, Hayâ-Hicap konusunda yazdığımız bu dördüncü yazı. Bununla bu mühim konuyu şimdilik noktalayacağız. Biz Allah’ın izniyle sözün doğrusunu söylüyoruz. “Şu alınırmış, bu gücenirmiş” ona bakmıyoruz.  Yeter ki Allah bizden râzı olsun, isterse bütün âlem küssün ehemmiyeti yok! Ölçü şu: Din neyse ona inanacağız. Amelde yanlış ve hata yaptığımız zaman: “Doğrusu, Allah’ın emrettiği. Ben hata işliyorum. Allah beni affetsin!” demektir. İşte böyle denildiği zaman inanç muhafaza edilmiş olunur. Ancak, insan o yanlış yaşayışına inanır ve onu din haline getirirse, o yanlışı müdafaaya çalışırsa, Allah muhafaza inancı gider. Evet, anlaşıldı, konuyu birazcık müşahhas hale getirmezsek, olmayacak.

Malum TV’ye çıkan hocalar var. İçlerinden bazıları çok popüler. Bir ayda astronomik rakamlarda ücret alanlar var. Varsın alsınlar, ama dini bozmasınlar. Beyler “Beyaz Show” yapmıyor, ya da Cem Yılmaz gibi “talk show” yapmıyor. Dinî konuları anlatıyor. Karşılarına almış bayanları, -ki bir kısmı dekolte kıyafette- sanki mahremiyle konuşur gibi konuşuyor. Milyonlar da bunu seyrediyor. Ne oluyor? Sanki o tablo meşruiyet kazanıyor. İçlerinden çok meşhur birinin babasının yazdığı hadis şerhini okuyorum. Anladığım kadarıyla o zat, sağ olsaydı, oğlunu eşek sudan gelinceye kadar döverdi ve “Dini bozmaya ne hakkın var!” derdi.

Bir kadın hangi erkeklere gözükebilir? Ya da bir erkek hangi kadınlarla bir arada oturabilir? Bunları delilleriyle yazdık. Kaldı ki bunu eskiden altı-yedi yaşındaki sabiler bile bilirdi. Yahu hoca efendi, sakalından utan; matruş hoca sen de hocalık sıfatından utan ve Allah’tan kork! Dini bozma! Evet, ağzın iyi laf yapıyor. Yahu git konusu din olmayan show programlarına çık. Belki şu anda aldığın kadar para almazsın, ama yine de karnın doyacak kadar para kazanırsın. Hiç olmazsa büyük bir vebale girmemiş olursun.

Politikacılar bir şehre geliyor. Bakıyorsun karşılayanlar arasında bir sürü başörtülü bayan. Hem de o politikacının elini sıkma yarışındalar. Bacılar, siz ne yapıyorsunuz? Ya da sayın baylar siz ne yapıyorsunuz? Şayet o politikacılar; “Bu yaptığım İslâm’ın esaslarına aykırı. Bunu biliyorum. Allah indinde günahkârım. Allah beni affetsin!” diyorsa, inancını korumuş olur. Ama “Ne var bunda canım!” diyorsa işte o zaman durum vâhim demektir. Aynı durum karşı taraf için de aynıdır.

Şu yazdığımız konu, öyle sıradan ve hafife alınacak bir konu değildir. Âlem-i İslâm olarak hastalığımızın belki de ilk sırada olanıdır. Bu hastalığımızı, Kur’an eczanesinden alacağımız ilaçlarla âcilen tedavi etmemiz lazım. “O ne der, bu ne der?” demeyeceğiz. “Allah ve Allah’ın Resûlü ne der?” diyeceğiz. Siz şu tuhaflığa bakın: Allah’tan utanmıyorlar da, kulun kınamasından utanıyorlar. O yüzden düğünlerine haram katıyorlar. Bir bardak sütün içine bir avuç da pislik atıyorlar.

Kim ne derse desin, ben yine vebalin büyüğünü, “ekran hocalarında” buluyorum. Onlar doğruda örnek olsa, pek çok mesele düzelir. Hocalar, Allah rızası için şu gariban milletin inancını tırıvırı etmeyin! Ya doğruları anlatın ve doğru yaşayın! Ya da meslek değiştirin!