Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimiz’e, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Günümüzde Müslüman toplumlar, Yüce Allah’ın telkin ve tekliflerini, emir ve yasaklarını, itikadi, ahlaki, sosyal ve iktisadi düzenini göz ardı ettiklerinden, büyük ölçüde zaafa uğramışlar, düşmanları olan sömürgeci güçler; Siyonistler ve Haçlı emperyalistler karşısında zelil duruma düşmüşlerdir. Bu, İslam’ın değil, bu dinin temel kurallarını düzgün bir şekilde uygulamayan toplumların yol açtığı bir durumdur. Bu konuda daha başka şeyler söylemek mümkün ise de sonuç olarak şunlar söylenebilir. İslam; doğru anlaşılıp, telkin ve teklif ettiği adil düzen hayata ikame edildiğinde, gerek fertlerin gerekse toplumların huzur ve saadetini temin edecek ilke ve kurallara sahiptir. Tarihte Müslümanlar din ve düzen olarak İslam’ı doğru anlayıp bu dini bir saadet düzeni olarak hayatlarına ikame ettikleri dönemlerde dünyanın üç kıtasında asırlar boyunca üstün bir konumda hüküm sürmüşlerdir. Ancak İslam’ın emir ve yasaklarına, adil düzenine bir bütün olarak bağlı kalmaktan geri durdukları, yanlış bir kader ve tevekkül sonucunda çalışmayı ve tedbir almayı terk ettikleri, gevşeklik gösterdikleri, toplumsal birlik ve beraberliği zedeleyecek tartışmalara daldıkları için İslam toplumları, güç ve kudretini kaybetmiş, Siyonizm ve sömürgeci haçlılar karşısında aciz olmuşlardır. Müslümanların yeniden güçlü, gelişmiş, müreffeh ve huzurlu bir duruma gelmeleri bir hayal ve ütopya olmayıp onların gayret ve çalışmalarına bağlıdır. Rabbimiz şöyle buyurur. Nur 55: “Allah, içinizden imanda kemale erip halis niyet ve amaçlarla, İslam esaslarını, İslamca düzeni hayata geçirenleri, iç barışı sağlayarak, planlı ve faydalı çalışarak nimetin bollaşmasını sağlayanları, yerinde haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanları, kalıcı salih ameller işleyenleri, kesinlikle başkalarının yerine geçirip yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlardan öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi, sahip ve hâkim kılacağını; kendilerine layık görerek beğenip seçtiği dinlerini, şeriatlarını, medeniyetlerini, İslam'ı yeryüzüne yerleştirip, kök saldıracağını, kuvvetlendireceğini; güçlü ve itibarlı hale, iktidara getireceğini; korkularının ardından emniyet ve güven sağlayacağını onlara vadetti. Onlar beni ilah tanırlar, candan Müslümanlar olarak bana bağlanırlar, saygıyla bana kulluk ve ibadet ederler. İlahlığımda, otoritemde, mülkümde, tasarruflarımda bana kanunlarımın üzerinde cari olduğu hiçbir varlığı ortak koşmazlar, gizli şirke düşmezler, başka otoriteler kabul etmezler. Kimler bundan sonra, inkâr eder, küfre saplanır, bu nimetlere nankörlük ederse, işte onlar doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkan asilerin, fasıkların, bozguncuların, günahkârların ta kendileridir.” İslam; asalak ve sürüngen hayatı yaşamaya talip fert ve toplumların dini değil, hidayet, feraset ve dirayetle yol yürüyen, zalimler karşısında eğilip bükülmeyen şuurlu Müslümanların dinidir. Millî Görüş; İslam’a din ve düzen olarak bağlanmanın ve adil düzen için cihat etmenin adıdır.

GÖREV

İnananların temel görevi; bütün Türkiye sathında insanları şuurlandırmaktır. İslam gerçeğini millete anlatmaktır. Tek bir ümmet olmaktır, canla başla çalışmaktır. Milletin bütün evlatlarını Millî Görüş’e çağırmak, tarihteki şerefli yerini aldırmanın mücadelesini vermektir. Ülkede adil düzeni hâkim kılmak için yorulmaktır. Çünkü biz Müslümanız, iyilik isteriz, herkesin saadetini isteriz. Afrika’daki bir insanın bile aç kalmasına gönlümüz razı olmaz. Bu vazifeyi tarihimiz boyunca yaptığımız gibi ecdadımızın torunları olarak bugün de bu vazifeyi yapmak bize düşüyor. İnananların imtihanı bu gevin yerine getirilmesidir.

GEÇMİŞ ZAMANDA

Geçmiş zamanda İnönü, Mısır Hahamı Hayim Nahum’u anlaşma yapmak üzere onlara Avrupalılara gönderdi. Hayim Nahum Avrupalılara dedi ki; ‘Bu Türkiye olduğu müddetçe nasıl 19 Haçlı Seferi’ni püskürttüyse, kurduğumuz İsrail’i de denize döker. O sebepten dolayıdır ki Türkiye’nin varlığına müsaade edemeyiz. Bizim hahamlar meclisi toplandı ve dedi ki; kalbimizin yanında aklımızı da kullanalım. Stratejimizi değiştirdik. Ne yapacağız? Yumuşak lokma metodu kullanacağız. Bunları yok etmeden biz, başımızı yastığa rahat koyamayız. Neymiş bu yumuşak lokma metodu? Harp yapmayacağız. Ya? 1. Türkiye’yi fakirleştireceğiz. 2. Türkiye’yi işsiz bırakacağız. 3. Borca esir edeceğiz. 4. Dinini değiştireceğiz. 5. Böleceğiz Türk, Kürt, Alevi, Sünni diye. 6. Böldüğümüz parçaları birbiriyle savaştıracağız. 7. Savaşla yorulmuş parçaları İsrail’e vilayet yapacağız. Bu yedi maddeye “Hayim Nahum Doktrini” denir. Bu kararı aldık, size tebliğ ediyorum. Siz, Lozan’ı yalancıktan imzalayın ve böylece yumuşak lokma taktiği için zaman kazanın. Aslolan “Sevr” olsun. Biraz gecikecek ama böylece Büyük İsrail’i daha kolay kuracaksınız. 95 seneden beri üzerimizde ırkçı emperyalizm bu doktrini uyguluyor. Şimdi 24 senelik AKP dönemine baktığımızda ahlaki ve manevi tahribat ve ekonomik yıkım görüyoruz. Millet daha fakir hale getirildi. Tek çare, Millî Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’nin zihniyet ve kadro olarak iktidarıdır. Bundan başka kurtuluş yolu yoktur.

FAİZ

AK Partililer bizi gördüğünde, “şu AKP’nin yaptığı hizmetlere bak, hükümet binası, hastane, okul binaları, yollar, köprüler, bunlar çok güzel hizmetlerdir” diyorlar. Erbakan Hocamızın dediği gibi biz de diyoruz ki, “ahirette bunlar, terazinin hasenat kefesine konulacak, ancak terazinin seyyiat kefesine, yürütülen faiz, toplanan haksız vergiler, sebep olunan ahlaki ve manevi tahribat, materyalist eğitimle ifsat edilen nesillerin vebali, Siyonist zalimlere meyletmenin zilleti konduğunda, seyyiat kefesinin ağır bastığı zaman, haliniz nice olacak düşünmez misiniz? O gün, biz bu günü hesaba katmadık demenin bir faydası olmaz.

Bilmemek, bilmek değildir; bilmediğini bilmemektir. O sebepten dolayı ben bu işi çok iyi yapıyorum zannedersin, hâlbuki sen bilmediğin için öyle zannedersin. İş öyle yapılmaz. Millî Görüşçe yapılması gerekir.” Selam hidayete tabi olanlara…