"Yarın Tayvan a gidiyorum. Amerika dan dün geldim. Çin e mal satıyorum" diyen insanlarımızı çok severim.

Ticaret ve sanayicilerimizin çalışma hızına, İslâm alimlerimiz, eğitimcilerimiz, sağlıkçılarımız, siyasilerimiz, hukuk adamlarımız, güvenlikçilerimiz ve bütün kuruluşlarımız da böyle yetişirse bizim önümüzü kimse alamaz ve önde giden devletlerle aradaki mesafeyi çabucak kapatırız.

Eğer siyasilerimiz ve hukukçularımız bu hıza erişemezlerse "Yahu bunlar bu kadar parayı nereden buluyor" diyerek hepsini hırsız görmeye ve önünü kesmeye yönelebilirler.

Kur an-ı Kerim de ilk nazil olan surelerden Müddesir suresinin 20. Ayetinde Müslümanların iki şeye dikkatleri çekilmiştir. Uluslararası ticaret ve cihat.

Bu doğrultuda hareket eden ecdadımız cihad ve ticareti elinde tutmuş, Rabbine kulluk etmiş. Rabbine kulluk etmeyen Yahudi, Hıristiyan, Rum ve Ermenileri de koruma altına almış ve ticaret yapan, adalet dağıtan ecdadımın, inşaat işçiliğini, kalfalığını, ayakkabı tamirciliğini, eskiciliğini, demirciliğini, kömürcülüğünü onlar yapmışlar. Halen taşımakta oldukları Demirciyan, Kömürcüyan, Tuğlacıyan, Ekmekciyan, Kiremitciyan isimleri o günlerin hatıralarıdır.

Gün olmuş devran dönmüş. Devlet erkânının elindeki Kur an alınmış, mezarlık memurunun eline verilmiş, başkanın eline de Fransız ticaret kanunu, İsviçre medeni kanunu, İtalyan ceza kanunu verilmiş.

Her şey tersine dönmüş, ayaklar baş olmuş, başlar ayakaltı olmuş. Hızır Reis, reislikten tuğlacılığa, tuğlacıyan ise holding başkanlığına geçmiş.

İstanbul sokaklarından evlere doğru camları delerek gelen ve benim her duyuşumda yüreğimi parçalayan bir ses duyulur "Lağımcııı." Pencereyi açar bakarsın ağzına avurtları çökmüş, palabıyığa özenmiş ama palabıyığı taşıyacak dudağı olmayan, Anadolu dan gelmiş; adı Ahmet, Ali, Mustafa vs. olan bir insanımız adı Yasef değil, Yusuf.

Tahtakale, Sirkeci, Mahmutpaşa, Topkapı civarındaki binlerce hammalı durdurup adlarını soruverseniz, kulaklarınız Bekir, Ömer, Osman, Ali, Ahmet adlarıyla üzüntüden parçalanır.

İnşaat işçisi, kalfası ve taşeronlarının adları da Temel Reis, İdris veya Hızır Reis dir. Reislikten işçiliğe indirilmişler. İşportacılar, baloncular, limoncular, çakmaktaşı satanlar, garsonlar arasında Jakop yoktur, Jozef yoktur ama bunların hepsi Yusuf tur, Yakup tur, Abraham yoktur, İbrahim vardır. Çiklet sakızı kadar değer verilmeden kucaktan kucağa alınıp satılan kadınlar bizim analarımızın adını taşıyan Fatmalar, Ayşeler, Haticeler, Zeyneplerdir.

Kredileri yüz milyonu geçemeden faiz günahına sokulanların adları da Hacı Ali, Hacı Fahri, Hacı Osman, Hafız Hacı Ahmed dir.

Peki bu insanlar doğarken bu işler için mi doğdular Yoksa kabiliyetsizliklerinden mi Yoksa tarihinde ona yol gösterecek gelenek yok muydu Sorusunu etrafımızdaki 80 lik ihtiyarlara soruversek onlar bize 70 sene önce İstanbul sokaklarında başı bereli, ince tel gözlüklü, zayıf, fare burunlu Yahudilerin "Eskiciii" diyerek dolaştıklarını, Karaköy de çöp bidonuna atılmış balık kafalarını toplayıp eve götürüp yediklerini, inşaat işlerini Ermeni Kalfacıyanların, Tuğlacıyanların yaptığını, demircilerin, kömürcülerin Rumlar olduğunu anlatıvereceklerdir.

Arşiv vesikalarına dalacak olursanız, "Hassa tacirleri" unvanıyla Çin, Yemen, Moskova, Avusturya arasında, padişah fermanının gölgesinde gümrüksüz ve ülkesine girdiği devletin korumasında ticaret yapanların adlarının Hacı Ahmet, Hacı Muhammed olduğunu göreceksiniz.

Uluslararası ticaret yapmak "Hassa taciri" unvanını almak ancak ehli namus, dürüst Müslümanlara has idi.

Yurt içinde derbentler, tarafından güvenlikleri sağlanıyor. Yurt dışında da padişah fermanıyla emniyet içinde dolaşır. Malına zarar geldiğinde devlet tarafından tazmin edilirdi.

 "Şu işte biz tekiz. Bu işi bu güne kadar falanlar yapardı. Şimdi biz yapıyor ve dünyaya satıyoruz" diyen çok insan tanıdım bu İstanbul şehrinde.

Onlara "İşinizi sağlam ve güzel yapın. Sözünüzde durun. Kimseyi aldatmayın. Pusulanızı kaybetmemek için dünyanın neresinde olursanız olun günde beş defa Kâbe ye dönün. Vardığınız her yerde mutlaka Müslüman vardır, onlarla görüşün ve yardımlaşın. Dünyanın birçok yerine İslâm dini, ticaret adamlarıyla ulaşmış. Sakın Hıristiyan misyonerleri gibi olmayın.

Misyonerleri Afrikalı bir zenci "Misyonerler, ülkemize İncil le geldiler. İncili bize verdiler. Sonunda baktık ki, İncil bizim elimizde, bizim topraklar onların ellerinde" diye tarif edivermiş.

Biz, karşılıksız vermeyi, karşılık olmasa da sevmeyi huy edinmiş bir ümmetiz. Böylece devam edelim.