İslam ordusu Kudüs ü fethetmiş ve Hz. Ömer Kudüs ün
anahtarını almak üzere yola çıkmıştır. İslam devletinin başkanı fakat parası
yok, bu uzun yolculukta kendisini taşıyacak bir devesi yok. Çıkarken hazineden
emanet bir deve almış ve kölesi ile beraber yola çıkmıştır. Devesine kölesi ile
nöbetleşerek bineceğini önceden kestiren komutanlar, inşallah halife devenin
üzerinde gelir yoksa bu gayri müslimler şatafata düşkün olduklarından anahtarı
vermezler diyorlar. Az sonra bu endişelerinde haksız olmadıklarını görürler.
Halife Ömer, uzunca bir yolculuğun ardından bir taşın üstünde oturmuş ve
yırtılan elbisesini yamamaktadır. Komutanları kendisini uyardıklarında ise
Allah bizi İslam ile aziz kıldı, gayri başka şeyde izzet, şeref aramam diye
karşılık verir. Halife Ömer elbisesindeki yamayı bir eksiklik olarak görmez
fakat insanlıkta yoksullaşmayı bir kusur olarak gördüğünü vurgular. Bugün
bizler bu hikâyeyi metruk ve kokuşmuş hayatlarımızın neresine koyabiliriz diye
düşünüyorum ve zihnim allak bullak oluyor.
Bizler artık içeriye değil, dışarıya odaklanıyor ve bütün
yatırımlarımı dışarıya yapıyoruz. Hayatımızın tüm alanlarında etkin hale gelen
kapitalizm, insanın değerini sahip oldukları ile ölçüyor. Maddi gücü elinde
tutan topluma hükmedip her alanda söz sahibi olabiliyor. Parası olan her türlü
imtiyaza sahip oluyor. Ne yazık ki, bu zihniyet toplumun tüm katmanlarını etki
altına alarak kendi mizacına uygun bir bakış açısı pompalıyor. Annelerimiz
çocuklarını yetiştirirken merkeze maddiyatı alıyor ve çocuğun değerini bununla
ölçüyor. Maddiyatın merkezi bir değer olarak görülmesi, erdemli insan
yetiştirme ideallerimizi sarsıyor. Çocukların kişiliğine, ahlakı yapılanmasına
yatırım yapmak yerine sadece maddi tarafını destekliyor ve ihtiras sahibi
fertler yetiştiriyoruz. Anneler çocuklarının ekonomik olarak kalkınmalarını
ahlaki olarak yükselmelerinden daha evla görüyorlar. Peki, bu illetli bakış
açısı ile nereye gidebiliriz Şunu açıkça ifade edebilirim ki, günümüzde
ergenlik dönemi sorunu yaşayamayan aile neredeyse yok gibi. Gençlerin ekserisi
kimlik karmaşası ile savaşıyor ve sağlıklı bir kişilik oluşturamıyor. Bütün bu
sorunların üstesinden gelebilmemiz için sadece terapistlere gitmemiz ve verilen
tavsiyeleri yerine getirmemiz kafi gelmiyor. Bunun için kapitalist dünyada
geçerliliği olmasa da, çocuklarımızı erdem ve ahlaki bütünlük içinde
yetiştirmeli ve buna her şeyden daha fazla önem vermeliyiz.