İletişim insanların en tabi ve zaruri ihtiyaçlarından biridir. İlk insandan bu yana fertler arası ilişkinin belirleyicisi iletişim olmuştur. İletişim bin yıllar boyunca fertler arası ilişkilerin sağlayıcısıyken, son yüzyıllardaki gelişmelerle birlikte farklı misyonları da yüklenmiş oldu. Batı kaynaklı olarak; köklü bir şekilde değişen sosyal yapılar ve hızla gelişen teknoloji iletişimin de kitleselleşmesi sonucunu doğurdu. Böylece kitle iletişim olgusu yani medya diye bir mefhum hayatımızda yer edinmeye başladı. 

Medya, kitlesel anlamda iletişimi sağladığı için fertlerin bilgilendirilmesi, yönlendirilmesi, eğitimi ve sosyalleşmesi noktasında da etkin bir araç konumuna geldi. Bu konumu medyaya toplumsal yapı içerisinde büyük güç kazandırdı. Irkçı emperyalizmin kuvveti ve menfaati esas alan zihniyeti, medyanın gücünün bu önemli konumunu fark etti. Bu nedenle ırkçı emperyalizm, medyayı kontrolü altında tutacak şekilde dizayn etmekte ve medyanın bu gücünü kurduğu bu ifsat düzeninin devamı için kullanmaktadır. Buna yönelik olarak medyanın bu etkin gücü, yüklendiği misyon gereği batıl düzenin devamı noktasında önemli görevler ifa etmektedir.

Medya gerçeği ve doğruyu gizleyerek halkın gözünden kaçırır ve halkın bilgisi olmaması için saklar; hatta saklamakla kalmaz hakkı batılmış gibi gösterir. Buna karşın yanlışı ve yalanı doğru ve gerçekmiş gibi sunarak dezenformasyon yapar. Batılı hakmış gibi gösterdiğinden halkı batıla yönlendirir. Toplum hidayet kararması yaşar ve ferasetten uzaklaşır. Topluma yalan ve yanlışlar hâkim olur. Halk, hak adına batıla hizmet eder duruma düşer. Medya, doğruyu ve gerçeği savunanları kendi gündeminden uzak tutarak onlarla halkın arasında aşılmaz duvarlar örer. Böylece hakkı savunanlarla, hakkı arayanları birbirinden uzaklaştırır. Bunun yanında medya, sahip olduğu güçle hakkı savunanları kamuoyu nezdinde önemsiz gösterir. Çeşitli yalan ve kasıtlı bilgilerle itibarsızlaştırır. Netice itibariyle doğru ve gerçek üzerinde şüphe uyandırarak hakkın anlaşılmasına mani olur.

Medya kötüyü ve çirkini alenileştirerek, onlara meşruiyet zemini sağlar. Özellikle televizyon dizi ve programları ile sanal bir hayat tarzı halkın gündemine sokulur. Bu yaşam tarzı süreklik arz ettirilerek farklı farklı dizi ve programlarla da tekrarlanır. Normal şartlarda halkın infialine neden olması gereken bu yaşam tarzları alenileştikçe halk nezdinde normalleşmeye başlar. Böylece toplumda çirkin ve kötüye karşı bir özenti oluşur. Halk hayatı bu ifsat şebekelerinin gösterdikleri gibi algıladığı için, iyi ve güzel olan toplumun hayatında marjinal bir konuma düşer.

Medya yeniden değer inşa eder. Kadim değerlerde din, merkezi bir öneme sahipti. Buna karşı modern değerler, dinle verilen mücadelenin bir sonucu olarak seküler dünya özlemine yaslanmaktadır. Bu nedenle modern değer anlayışı, geleneksel diye tabir ettiği bütün değerlere savaş açmıştır. Kendi değer anlayışını kabul ettirebilmek için öncelikli olarak var olan değerleri ifsat etmeyi, aşındırmayı ve toplum nezdinde önemsiz kılmayı amaçlamıştır. Bu noktada medya, modern dünyanın bir enstrümanı olarak; halkın değerlerini aşındırma, imha etme ve modernizmin ürettiği değerleri halka kabul ettirme vazifesini ifa eder. Bunun için kültür taşıyıcılığı yapar. Batı kültürünü etkileme gücüyle diğer kültürler üzerinde egemen kılar. Bir nevi kültür emperyalizminin silahıdır. Batı, kendi dışındaki toplumlara kendi kültürünü dayatır. Bu maksatla medya, batı kültürünü modern, çağa uygun ve ideal olarak sunar. Savaş açtığı kültürleri ilkellikle itham eder. Batı kültürünü evrenselleştirerek dünyayı tek siyasi mekanizma, tek ekonomik alan gibi tek kültüre dönüştürmeyi hedefler. Böylece medya, küreselleşmenin de motoru olma görevini üstlenmiş olur. 

Müslümanların medyaya olan alakaları ve bu meyanda yapılan tasarruflar, modern paradigmaları yırtan bir derinlikte olmalıdır. Medyanın gücünü kullanarak algı operasyonları ile hakka hizmet edebilirim düşüncesi köklü bir çözüm getirmez. Ancak mevcut sistem içerisinde Müslümanların yaşam alanını genişletir. Bu da batıl sistemin kökten değişmesine değil, yaşam süresinin uzamasına yarayacaktır. Müslümanlar yola çıkarken narkozlanmamış bir zihne, berrak bir tasavvura ve asli mefhumlarımıza sahip olmalıdır. 21 asrın cahiliyesinin kuyuya attığı Müslümanların tek kurtuluş çaresi vardır.  O da Allah’ın ipine sarılmaktır.