Aralık ayı dış ticaret rakamları,
Türkiye Ekonomisi’nin durgunlaşmaya devam ettiğini söylüyor. Mevsim ve takvim
etkilerinden arındırılmış rakamlara göre ihracat yüzde 4.5 ithalat ise yüzde
3.6 oranlarında azalmış. Bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11.6
oranında gerileyen dış ticaret açığı ise 11.178 milyar dolar düzeyinde
gerçekleşmiş. Ayrıca altının en önemli ihraç malı konumundan çıktığı görülüyor;
eğer böyle olmasa idi rakamlar daha olumlu bir görünüm sergiliyor olacaktı!..
Bu veriler yumuşak inişin tamamlandığı, 2012 yılı son çeyrek dönemi ile
ekonominin kontrollü bir şekilde yeniden hareketlenmeye başladığı yönündeki
resmi söylemle uyuşmuyor; hem dış satım imkanları hem de iç talep daralıyor,
durgunlaşma yönündeki eğilim gücünü koruyor. Belki de çok uzun bir süredir ilk
defa, finansman sıkıntısı yaşanmadığı halde böyle bir yavaşlama etkili
oluyor... Hal böyle olunca söz konusu durgunlaşmanın bildiğimiz ve tanıdığımız;
daha sonrasını öngörebileceğimiz durumlardan biri olmayabileceği gerçeğini dikkate
almak zorundayız. Bu kez rakamlarla oynayarak olduğumuzdan farklı görünmek veya
ekonomi politikalarını daha da gevşetmek günü kurtarmak adına işe
yaramayabilir.
Ama yine de bizim bu yazıda yaptığımız
tespitin görmezden gelineceğini olduğundan farklı görünme çabasında ve
rakamlarla oynamada ısrarlı olunmaya devam edileceğini biliyoruz. Zira
sürdürülebilir olmayan bu süreçle her geçen yıl yanlıştan dönüşü
imkansızlaştırıyor, yolun sonunun büyük bir felaket olduğu gerçeğini bilmezden
gelmek sonucu değiştirmiyor. Artık boşa koysak dolmuyor, doluya koysak almıyor;
evdeki hesaplar çarşıya uymuyor ve çelişkiler büyüyor.
Türkiye ekonomisi, Atlantik Okyanusu’nun
ötesinden belirlenmiş temel politikalar kanalı ile üçüz açığı olacak ve temel
uygulamaları belirleyenlere olan bağımlılığı büyüyecek şekilde kurgulanmış bir
yapıya sahiptir. Asıl önemlisi bu deli gömleğinden kurtulma basiretini
gösterememiştir. Bu nedenle bugün ve gelecekte yaşananlar sürpriz
sayılamayacaktır. Hareket yeteneği daraldıkça bu açmazı yaratanlara karşı
pazarlık gücü azalacak ve siyasi tavizlerin büyümesi kaçınılmaz olacaktır...
Gaza veya frene basıyor olmak sonucu etkilemeyecek gibi görünmektedir.
Üçüz açık olarak tanımlanan tasarruf
açığı, cari açık ve bütçe açığı çok ciddi bir açmazdır. Türkiye Ekonomisi dış
finansman bulamadığı dönemlerde durgunlaşan, tasarruf ile cari açık küçülür
iken bütçe açığı büyüyen çok sorunlu bir yapıya sahiptir. Tersi durumda
hareketlenir, bütçe açığı küçülür; fakat bu kez de tasarruf ve cari açığı
büyür. Soğuk Savaş sonrasında bu açmaza mahkum olmuştur. Fakat bu kez dış
finansman sıkıntısı olmamasına rağmen zorlanan aşırılıklara bağlı olarak yorgun
düşmüş ve durgunlaşmaya başlamıştır. Bu tablo kısa vadede, ciddi bir sıkıntı
yaşanmadan aşılabilecek bir durum değildir. Birbirinden bağımsız, bütüncül
olmayan yaklaşımlar ile bu açmazdan çıkılamaz. Bugün gelinen aşama bu yapısal
çarpıklığın geniş kesimlerden gizlenmesinin, gelecek tepkiselliği engellemenin
imkansızlaşmaya başladığı bir süreçtir. Herşeyin eskisi gibi olacağını düşünen
ve buna paralel olarak risk almaya veya taşımaya devam edenler çok
yanılacaktır.
Merkez Bankası’nın dış satım konusundaki
gelişmeye paralel şekilde iç talebi yönlendirebilmek adına kredi hacmindeki
artışı kontrol altında tutmaya, hem döviz kuru hem de faizlerde belirleyici
olmaya çalışması bir itiraftır; çok daha zorlu bir dönemin bizi beklediği
anlamındadır. Bireysel emekliliğe verilen devlet desteği de benzer
niteliktedir; geniş kesimlerin satınalma gücü erir ve borçları hesapsız şekilde
büyür iken nasıl tasarruf yapmaları beklenebilir Bu yaptık oldu mantığı önce
gelişmiş ekonomilerde iflas etti ve benzerini yaşama sırası bizim gibi
gelişmekte olanlara geldi.
Ne diyelim, pirince giderken evdeki
bulgurdan da olmak istemeyenler hesabınızı iyi yapın, zira daha sonra ağlamak,
durumlarının kötüye gitmesini engelleyemeyecek!..