Reklamı Kapat

Böyle sözleşme mi olur?

Bismillâhirrahmânirrahîm;
BİR Avrupa Konseyi dayatması olarak gündemimize giren İstanbul Sözleşmesi’nin açtığı yaralar tereddüt ve endişelerimizi artırıyor. Efendimizin (s.a.v.) müjdesi bir kutlu şehirle isminin anılması garabetin en büyüğü! Sözleşme niçin İstanbul ismiyle anılıyor? Hâlbuki Meclis sözleşmeyi TBMM’de, Ankara’da onaylamış; sözleşmeyle uyumlu yasa da Ankara’da çıkarılmıştı. Batı’nın sözleşme ile Bizans’ı diriltme emeli olduğu açık değil mi?


Anayasa’nın üstünde hukukî bir yaptırıma sahip olan bir sözleşme uzmanlar, kamuoyu ve Meclis tarafından niçin müzakere edilmedi? AB üyesi pek çok ülke, sözleşmeyi imzalayıp rafa kaldırırken, bizdeki yöneticilerin aceleciliğinin sebebi ne? Sözleşme ile uyumlu 6284 sayılı yasayı da alelacele çıkardılar. Millî Eğitim Bakanlığı’nı kullanarak Toplumsal Cinsiyet Eşitliği seminerlerine giriştiler. LGBTİ gibi anormallikleri dernekleştirdiler; yürüyüşler yaptırdılar.


Sözleşme sonrası artarak devam eden kadın cinayetleri, babaların evden uzaklaştırılması, cinnetler, intiharlar ve aile facialarına daha ne zamana kadar seyirci kalacaksınız? Çünkü sözleşme çözüm sunmuyor; problem üretiyor; ölçüsüz ve hukuksuz olarak “cezalandırma” yöntemini benimsiyor. Kadın, erkek kavramlarını tanımıyor; “cinsiyetsizleştirme”yi esas alıyor. Tabiî olanı kabul etmiyor; suyu yokuşa akıtmaya çalışıyor.


Sözleşme ve anlaşmaların tarafları olması gerekmez mi? İki taraf masaya oturur, çıkarlarını gözeterek anlaşırlar. Avrupa Konseyi’nin karşısında Türkiye var; ama sessiz ve hiçbir talebi, müzakeresi yok. Adeta, başını uzatmış, “Buyurun, dilediğiniz yerden kesin” der pozisyonda!


ONURLU BİR DURUŞ!
YÖNÜMÜZÜ Batı’ya çevirdiğimiz son iki asırlık süreçte yabancılara “özenti” içine girdik. Gözü kapalı bir Avrupa hayranlığı başladı. Meydanlarda kazandığımız birçok savaşı anlaşma masalarında kaybettik. Çünkü Batı’yı sorgulamadan kabul etmiş; her sözüne “evet” der duruma gelmiştik. Bu teslimiyetçi anlayışı Millî Görüş hareketi bozdu.
Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası, ABD Türkiye’ye silâh ambargosu (yaptırım) koydu. MSP-CHP Hükümeti de ABD’nin Türkiye’deki askerî üslerinin tamamını kapattı.
MSP, iki sene sonra da AP ile koalisyon hükümeti kurmuştu. Başbakan Süleyman Demirel, ABD’den silâh alma kapısının yeniden açılmasını istiyordu. Erbakan Hoca da Bakanlar Kurulu’nda, “Açalım, ama şartlarımız var” demişti. Dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ABD’ye gidecekti. Erbakan’a, “Hocam, geriye dönüşte sizi üzmek istemem. Şartlarınızı yazılı olarak bildirin” dedi. Hoca, şartlarını 2 sayfa halinde yazdı. Çağlayangil, ABD’ye bütün şartlarımızı kabul ettirdi.


Çağlayangil, ABD’den döndükten sonra, Bakanlar Kurulu’nda bilgi veriyordu. Önce, “ABD’de işimi kolaylaştırdınız” deyip Erbakan Hoca’ya teşekkürle sözlerine başladı: “Önceden ABD hep oyun oynuyor, Türkiye’nin talepleri karşısında, ‘Sizin yanınızdayız, ama Senato izin vermiyor’ diyerek reddediyorlardı. Bu sefer, yine Senato gerekçesini ortaya koyduklarında onlara dedim ki: ‘ABD’de Senato var, ama Türkiye’de de bir MSP var ki, onun yanında sizin Senato’nuz vız gelir.’ Böyle deyince şartlarımızı kabul etmek zorunda kaldılar.”

SÖZLEŞME TUZAĞI
SÖMÜRGECİLER, emellerine ulaşmak için dini, cinsiyeti, milliyeti olmayan “tek devlet” oluşturmak istiyor. Dünyayı kendilerinden başkasına bırakmak istemiyorlar. Bu iş için toplumların çekirdeğini oluşturan aileyi yıkmaya, çocuklarımızı ellerimizden almaya çalışıyorlar. Çocuğa doğrudan ulaşma, anne-babayı aradan çıkarma yöntemi uyguluyorlar. Anne-baba devrede olursa çocuklarımızı diledikleri gibi şekillendiremeyeceklerini düşünüyorlar.


Amaçlarına ulaşabilmek için hiçbir değer tanımıyorlar. Sözleşmenin 12. Maddesi’nin 5. şıkkı şöyle: “Kültür, örf ve adet, gelenek, din ve sözde namusun işbu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için mazeret oluşturmamasını sağlar” deniyor. Evin kızı veya hanımı eve “dost”(!) diyerek partner getirirse, baba buna ses çıkaramayacak! Hayır, hayır! Osmanlı’nın çocukları aileyi böylesine rezilleştirmemeli. Hükümete bakınız! Yol, hastane, köprü benzeri icraatlarını anlatırken aslan kesiliyor; hatta “Neredeeen nereye!” diyerek hava atmayı ihmal etmiyorlar. Aynı hükümet, 9 senedir İstanbul Sözleşmesi’ni savunma konusunda suskun durumda. Sözleşmeyi TBMM’de onaylayan AKP, CHP, MHP, HDP’li milletvekilleri de öyle! Hükümet, “İstanbul Sözleşmesi nas değildir” türünden gaz almaya yönelik konuşuyor; fakat tek adım atmıyor. Türkiye Aile Meclisi Şûrası Başkanı Adem Çevik, “Gayrimeşruluk meşru hale getirildi” diyerek feryat ediyor: “Alınan kararlar toplumla savaşmaktır. Adım adım işgal ediliyoruz.” (01.06.2020)
Lütfen, bakanlıklara, devlet kurumlarına verilen astronomik paralar karşılığında yaşananlara seyirci kalmayın! Biz bu ülkeyi sokakta bulmadık! 80. Maddesi’ne dayanarak sözleşmeyi feshedin!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?