Reklamı Kapat

Korona sonrası dünyada biyolojik güvenlik ve yapay zeka

22 Ekim 2017 tarihinde Filistin Batı Şeria’da bir inşaat işçisi Facebook’tan resmini paylaşıp altına da “günaydın” anlamına gelen “Ysabechhum!” kelimesini yazdı. Kısa bir süre sonra İsrailli polisler adamı tutukladılar. Tutuklanma sebebi ilginçti. Facebook’un algoritması “Ysabechhum!” kelimesini yanlışlıkla “Saldır” anlamına gelen “Ydbachhum!” olarak algılamış ve İbraniceye öyle çevirmişti. Yahudiye ve Samiriye ilçelerindeki polislere durum bildirildi ve adam tutuklandı. Sonra “algoritmanın” yanlış çeviri yaptığı anlaşılınca adam serbest bırakıldı.  Bu olay, “siber takip ve kontrol” için algoritma-insan işbirliğinin bir örneğini oluşturur. Harari, Batı Şeria’daki adamın başına gelenleri, gün gelip dünyanın dört bir tarafındaki milyonlarca insanın akıbetinin bir “ön gösterimi” olarak değerlendirir.  Bu olay, “siber takip ve kontrol” için algoritma-insan işbirliğinin bir örneğini oluşturur. Harari, Batı Şeria’daki adamın başına gelenleri, gün gelip dünyanın dört bir tarafındaki milyonlarca insanın akıbetinin bir “ön gösterimi” olarak değerlendirir.  Tabii ki burada Facebook’un algoritması İsrail polisini uyarırken veriyi aslında doğrudan inşaat işçisinden almamıştır. İnşaat işçisi datayı kendi inisiyatifiyle vermiştir. Evet, egemen güçler, insanları, inisiyatiflerini kendi lehlerine kullanmaya ikna edebilirler ama yine de bu riskli bir şey. Neden güvenliklerini onların inisiyatifine bıraksınlar ki! Hasmının ne zaman nerede olduğunu değil sadece; ne düşündüğünü, ne hissettiğini, ne planladığını; hangi organlarının zayıf olduğunu, ne kadar ömrü kaldığını “anlık olarak” bilse daha iyi olmaz mı? Agrawal, Gans ve Goldfarb’ın “Geleceği Gören Makineler” kitabında sık sık ifade ettikleri gibi yapay zekânın gıdası veridir: “Daha fazla ve daha iyi veri, daha iyi öngörülere ulaştırır.”

Keyfimize göre takıp çıkaramayacağımız, vücudumuza entegre bir implant daha çok, daha iyi, daha hassas veri demek değil midir? İyi de insanlar kulaklarının arkasına, enselerine (artık nereyi uygun görürlerse) bir aygıt takılmasına niçin rıza göstersinler ki?  İnsanlar kendi rızalarıyla aile fotoğraflarını Facebook’tan paylaşmaya ikna edilebiliyor. Ama kişi “like” alabileceğini düşündüğü için o fotoğrafları paylaşıyor. Kalbindeki teklemeyi, idrarındaki “ph oranını”, beyninin ne kadar dopamin salgıladığını başkalarıyla niçin paylaşmak istesin ki?  Cevap çok net: Sağlık ve güvenlik! Yanlış anlaşılmasın sizin sağlık ve güvenliğiniz değil, başkalarının sağlık ve güvenliği. Kendi sağlığınızı ve güvenliğinizi riske atmak size kalmış bir şey ama başkalarının sağlığını ve güvenliğini riske atmak size bırakılamaz! Bugünlerde sokağa çıkanlara daha çok kendi sağlıklarını riske attıkları için mi, yoksa başkalarının sağlığını riske attıkları için mi kızıyoruz?  Sağlık ve güvenlik, bütün insanların en hassas noktasını oluşturur. İnsanlar normal zamanlarda kabul etmeyecekleri, akıllarından geçirirken bile ürperecekleri şeyleri “sağlık ve güvenlik” söz konusu olunca kendi rızalarıyla kabul edebilir.

Yapay zekâ çalışmalarının üssü olan Silikon Vadisi’ndeki Singularity Üniversitesi “insan-makine” birleşimine tutkuyla inanan transhümanistler tarafından kuruldu. Üniversite’nin sitesi, 5 Şubat 2020 tarihinde merkezi Kanada’da olan “BlueDot” şirketinin yapay zekâ algoritmasıyla ilgili bir gelişmeyi coşkuyla paylaştı. BlueDot’un yapay zekâsı Wuhan’daki salgın hakkında müşterilerini Dünya Sağlık Örgütü’nden bile önce uyarmıştı.  Önce şirket hakkında kısaca bilgi verelim.   BlueDot salgınlarla mücadelede uzmanların yanında “büyük veriyi” kullanan Kanadalı bir “sağlık gözetim” şirketi. Hayvan ve bitki sağlığı ağları, resmi bildiriler, haber raporları gibi sayısız online kaynaklardan topladığı verileri okuyan bir yapay zekâ algoritması kullanıyor. Muhtemel bir salgının nerelere yayılacağını tahmin etmek için de havayolu uçuş bilgilerini kullanıyor.  Şirket, neredeyse eş zamanlı 150’den fazla farklı patojen, sendrom ve salgını tespit edebildiğini, sahip oldukları veri tabanının günde 65 dilde 100 binden fazla resmi ve kitle iletişim aracını taradığını söylüyor.  BlueDot’un bu algoritması Wuhan kökenli “Covid-19” salgını hakkında 31 Aralık 2019’da  müşterilerine “uyarı” göndermiş. Dünya Sağlık Örgütü’nün ilk uyarısını 6 Ocak’ta yaptığı düşünülürse, BlueDot bir salgının geleceğini daha önceden görmüştü. BlueDot ayrıca salgının ilk olarak yayılacağı yerler arasında Tokyo, Seul, Taipei ve Bangkong’u sayarak doğru tahminde bulunmuştu. BlueDot’un bu başarısı Time, Wall Street Journal, The Econoimist, Forbes gibi gazete ve dergilerde yayınlandı.  Dikkat edilirse BluDot’un kullandığı sistem de Facebook’unkine benziyor. İnsan tarafından üretilmiş verileri kullanıyor; insanı değil. İnsanın kendisi de inisiyatifine bağlı kalınmadan bir veri haline getirilebilmiş olsa makineler geleceği daha iyi görür. Söylendiği gibi, “daha fazla ve daha iyi veri, daha iyi öngörü” demektir.

Reddit’in bir oturumuna katılan Bill Gates, bunun “müjdesini” şimdiden veriyor. Oturumda Covid pandemisi ile ilgili soruları cevaplayan Gates, bilindiği gibi, geçenlerde Microsoft’un yönetim kurulundan istifa etmiş, “insanlığın sağlığıyla” ilgileneceğini söylemişti. Karısı Melinda Gates de kadınların sağlığıyla yakından ilgileniyor. “Teknolojiyle Kadınların Gücünü Hayal Et” başlıklı yazısında “dünyadaki her kadının bir akıllı telefonu olsa bu onların hayatını değiştirebilirdi” diyor. Nijeryalı kadınların hormonal durumlarıyla ilgili nasıl takip yapacaklarını anlatıyor ve teknolojiyle güçlendirilmiş kadınlarla toplumsal cinsiyet eşitliğinin daha iyi sağlanabileceğini söylüyor.  Bill Gates Reddit’in oturumuunda, ID2020 projesiyle insanlara mikroçip yerleştirmenin nimetlerini anlatıyor. Proje BM tarafından destekleniyor. Mayıs 2016’da New York’ta ID2020 Zirvesi’nde, bu proje, sürdürülebilir kalkınma hedefleri programına dahil edildi. Projenin aynı zamanda Rockefeller Vakfı tarafından da desteklendiğini belirtelim.  Türkiye’de korona sonrası dünyanın nasıl şekilleneceğine ilişkin yeterince tartışma yapılmıyor. Yapılmaya çalışılan tartışmalar “komplo teorisi” damgası vurularak geçiştiriliyor. Halbuki Türkiye’de kimi çevrelerin tahfif ettiği bu konulara milyonlarca dolar yatırım yapılıyor, devletler, uluslararası kurumlar ve küresel şirketler bu girişimleri ya destekliyor ya da bizzat yürütüyor.

Bu girişimlerin “sağlık” gibi masum bir amaçla sınırlı kalmayacağı açıktır. Facebook kurulduğunda “eski dostları bulmak ve yeni insanlarla tanışmak” gibi makul amaçlar sıralamıştı. Birkaç yıl önce üyelerinin verilerini Cambridge Analytica’ya satması buzdağının sadece görebildiğimiz yüzü. Yine örneğin ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA)  bugünlerde 60 milyon dolarlık bir proje yürütüyor. “Dijital aletlerle insan serebral korteksi arasında bir köprü oluşturmak” istiyor. Robert Carlson’un ifadesiyle amaç, “Beyin için evrensel dijital girdi ve çıktı işlevleri yaratmak.” Tabii ki bunların konuşuluyor olması illaki uygulanabileceği anlamına gelmez. Ama çemberin de giderek daraldığını görmek zorundayız.  Luciano Floridi yapay zekâ ve insan arasındaki ilişkinin gelişim yönünü tanımlayan önemli bir tespit yapıyor. Önemine binaen aktarmak istiyorum:  “Endüstriyel robotikte bir robotun başarıyla çalışabileceği sınırları tanımlayan alan, robotun ‘zarfı’ olarak tanımlanmaktadır... Bir bulaşık makinesi görevini başarır çünkü çevresi basit kapasiteleri çerçevesinde yapılandırılmıştır (sarılmıştır). Örneğin aynı şey Amazon’un robotik rafları için de geçerlidir. Robot dostu olmak için tasarlanmış çevredir. Sürücüsüz arabalar, etraflarındaki çevreyi yapılandırabildiğimiz gün bir ürün haline gelecektir.”  Yani mazrufun başarısı zarfa bağlıdır. Daha da açık şekilde ifade etmemiz gerekirse, zarf (çevre, insan ve doğa) mazrufa (yapay zekâ ve algoritmalar) uygun hale getirilecektir. Robotlar ve yapay zekâ insana göre olmayacaktır; insan ve çevre yapay zekâya göre yeniden tasarlanacaktır.   Floridi bunun çoktan başladığını söylüyor: “Şimdilerde ise çevreyi AI [yapay zekâ] dostu bilgiküresi olarak zarflama, gerçeğin tüm boyutlarını kaplamaya başladı ve her gün her yerde; evde, ofiste, sokakta görünürdür. Aslında tam anlamıyla fark etmeden yıllardır dünyayı dijital teknolojilerle kaplıyoruz.” 

İnsanın insanla etkileşimi bir makine dolayımıyla olduğunda insan hem kendisi hem de başkalarıyla ilgili bilgileri doğrudan alamayacaktır. Daha önceki bir yazımızda, kurulan modelin “makine-insan” modeli olmadığını, “insan-makine-insan” modeli olduğunu söylemiştik. Makineden önceki insan makineyi kontrol eden, makineden sonraki insan ise (o biz oluyoruz) makine aracılığıyla kontrol edilen insan olacaktır.  Burada sorun görüldüğü gibi “makine” değildir. Makinenin nihayetinde kimler tarafından kontrol edildiğidir. Dünya mazlumları ve Müslümanları olarak bizler makineden sonra geliyoruz. Makinenin önüne geçmemiz, Müslümanların siyasal-ekonomik bir birlik oluşturmalarıyla mümkündür ancak. Bunun başka bir yolu yok. Verinin başında onlar olduğu sürece, onların tasarladıkları makineleri kullandığımız sürece bu kapandan kurtulmamız mümkün değil.

Sorun aslında teknolojik bir sorun değildir, siyasi bir sorundur. Covid sonrası kurulan dünyada sadece bir veriye/dataya dönüştürülmek istemiyorsak, uluslararası bir siyasal birliğin koşullarını konuşmalıyız. Mezhebin, etnisitenin, hiziplerin ayırdığı bir topluluğun bunu konuşması mümkün değildir. İşe bunları bir kavga sebebi olmaktan çıkararak başlayabiliriz. Aksi takdirde hepimizin yürüyen çiplere dönüşeceği günler uzakta görünmüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mücahit Gültekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Peyami Bayram - Sizi uzun zamandır takip ediyorum. Yazılarınızı da çoğu zaman paylaşıyorum. İnsanlığın gidişatı ile ilgili teknoloji ve politik verilerin ışığında özellikle dış basından aktarımlarla güzel yorumlarınız için müteşekkirim. LGBT konusunda da çok güzel tespitlerinizden istifade ettik. Yalnız Harari'yi yukarıdaki yazıda da olduğu gibi çok fazla ismen zikrederek referans vermeniz genel duruşunuzla çelişmiyor mu? Harari'nin cinsel yönelimini göz ardı etmemelisiniz. Bütün olumsuzluklar onları kabul etmese de görmezden gelenler sebebiyle normalleşip hayatın bir parçası oluyor. Bu vebal bize yetmez mi?

Selam ve saygılarımla.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 27 Mart 11:20

Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?