Reklamı Kapat

Bu nasıl sözleşme; bu nasıl yasa?

Bismillâhirrahmânirrahîm;

SÖMÜRGECİ güçler Türkiye’nin son kalesi aileyi hedef almış durumda. Siyon liderlerinin protokollerinde, hedefe ulaşmak için, “Aileyi yıkın!” emri veriliyor. Sağlam aile yapısı toplumlar için en büyük güç, en sağlam kaledir. Hele, İslâmi temeller üzerine kurulmuş aile, düşmanlarımızı bile imrendirecek sağlamlıktadır. Müslüman toplumları “yenilmez” hale getiren tılsımdır.

Sömürgeciler Çanakkale Savaşları’yla birlikte Müslüman toplumu savaşlarda yenemeyeceklerini gördüler. Osmanlı’nın son dönemlerindeki Batı’ya özentiden cesaret aldılar; kültürel savaş başlattılar. İnsanı şekillendiren eğitimimize el attılar. Türkiye’nin yabancılara karşı zaafından faydalandılar. Bu sebeple Türkiye’yle yakınlaştılar.

1924’te İsrail asıllı ABD vatandaşı Felsefeci John Dewey eğitime yön vermek üzere Türkiye’ye davet edildi. Bir “rapor” hazırladı. Eğitimimiz 1950’ye kadar bu “rapor”la şekillendi.

1947’de ABD ile Fulbright Eğitim Antlaşması imzalandı. Oluşturulan komisyonun 4’ü Türkiyeli, 4’ü Amerikalıydı. 1950’de uygulaması başladı. Eğitimimiz bugüne kadar bu komisyonun kontrolünde.

Hükümetler aile ve sosyal konularda AB uyum yasaları çıkardı. Aile yapımızın kodlarıyla oynandı. Aile reisi baba iken; “Kadın ve erkek aileyi birlikte yönetir” esası getirildi. Aile başsız kaldı; çözülmeye yöneldi. Yaşanan aile faciaları, cinayetler hep Batıcılık kompleksimiz yüzünden.

Şimdi de Avrupa Konseyi’nin dayattığı sözleşme; kamuoyuna haber verilmeden, tartışılmadan TBMM’de komisyonlarda görüşülmeden, büyük bir sihirbazlık oyunu ile kabul edilen İstanbul Sözleşmesi felâketiyle karşı karşıyayız.

NASIL KABUL EDİLDİ?

PEK çok ülke Avrupa Konseyi’nin sunduğu sözleşmeye şerh koydu veya kabul etmedi. Türkiye, kabul sürecinde tek kelâm etmedi. TBMM’ye geldiği gibi geçti. 11 Mayıs 2011’de hükümetçe imzalandı. Hem de nasıl? Sözleşmenin varlığı kamuoyundan gizlendi. Uzmanların müzakeresine sunulmadı. Meclis’te komisyonlara getirilmedi.

24 Kasım 2011’de TBMM’de görüşmeye açıldığında belki milletvekillerinin sözleşmeden haberleri yoktu. Meclis Başkan Vekili Sadık Yakut saat 22.50’de sözleşmeyi görüşmeye açtı. Milletvekilleri saat 15.00’ten beri genel kuruldaydı. 80 maddeden oluşan “sözleşme”nin ilk 3 maddesi okundu. Milletvekillerinin oyuna sunuldu. AKP, CHP, MHP, HDP grupları eksiksiz “evet” dediler. Görüşme 26 dakikada tamamlandı.

Kocatepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Mücahit Gültekin sözleşmenin geçme şeklini değerlendirdi: “Tam adı ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan sözleşme; ulusal bir uzlaşıyla, 26 dakikada, hukuk hiyerarşisinin en tepesine işte böyle yerleşti. Tereyağından kıl çeker gibi; bir yudum su içer gibi; kaydıraktan kayar gibi; sorunsuz, pürüzsüz, tartışmasız…” (Millî Gazete, 24 Kasım 2019)

Enteresan değil mi? Genel kurulunda neredeyse kavgasız oturum yapılamayan Meclis’imiz, Avrupa’dan gelen sözleşme konusunda sus pus olmuştu. Kavga ve polemikleriyle meşhur 4 parti nasıl da birleşiverdiler. Hain, şerefsiz, firavun, diktatör gibi yakıştırmalar iç politikada ülkeyi yıpratmak için mi?

TOPLUM İFSAT OLDU

İSTANBUL Sözleşmesi’nin kabulünden sonraki ilk Kadınlar Günü’nde 6284 sayılı yasa çıkarıldı. Yasa LGBT gibi sapkın akımların dernekleşmesini sağlıyor; kadın kadına, erkek erkeğe evliliği onaylıyordu. TV’lerde örnekleri bile sunuldu. Toplum nereye götürülüyordu.

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın aileyi koruyacağı, kadın cinayetlerini önleyeceği söyleniyordu. Yalnız cezalandırmayı esas alan sözleşmenin şiddeti önlemeye yönelik hiçbir fonksiyonu yok. Veriler de bunu destekliyor. Sözleşme ve yasanın kabulünden sonra kadın cinayetleri artışa geçti. 2012’de 201 olan kadın cinayetleri 2013’te 237; 2014’te 294; 2015’te 303; 2016’da 328; 2017’de 409; 2018’de 440’tır. Bu nasıl sözleşme; bu nasıl yasadır; Türkiye’yi bitiriyor.

Sözleşmenin aileyi dinamitleyen en tehlikeli maddesi, “Kadının beyanı esastır” şeklinde. Kadın, beyinin taciz ettiği iddiasıyla şikâyette bulunsa, erkek kendini savunamadan evden uzaklaştırılabilmektedir. Hâlbuki şimdiye kadar hukukçulardan hep, “Savunma hakkı kutsaldır” sözünü işitmiştik. Sözleşme ve yasa, kadın ve erkeği birbirine düşman hale getirmektedir.

Kadın ve erkek birbirinin düşmanı değil; tamamlayıcısıdır. İkisi için de “insan hakkı” geçerlidir.  Sözleşme ve yasa sonrası 2 milyon civarındaki baba evinden uzaklaştırılmıştır.

Kamu Denetçileri Kurumu (KDK) Başdenetçisi Şeref Malkoç, “İstanbul Sözleşmesi feshedilmelidir” diyerek gerekçesini açıkladı: “Burada kullanılan dil, yüklenen anlamlar, yapılan uygulamalar, çizilen çerçeveler bir ‘psikolojik savaş mantığı’nın ürünüdür. Aile ve toplumsal yapımıza, değerler sistemimize, kültür ve medeniyet kodlarımıza karşı adı konulmamış bir savaş ilânıdır.” (Türkiye, 22.11.2019).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?