“Terör örgütünün silahı bırakması, terörsüz sürecin başlatılması? Bu da emperyalizmden bağımsız düşünülebilir mi?” Önceki yazımızı bu sorularla bitirmiştik.

“Terörsüz bir Türkiye” özlemi hepimiz için geçerli. Umarız ve dileriz ki söylenenler gerçekleşir. Şimdiki siyasal söylem ve kurgu bunun üzerine. Ülkemizde ve hatta coğrafyamızda çok canlar yandı, ocaklar söndü. Gazze ve birçok yerde katliam ve soykırım durmuş değil. Silah üretenler terörsüz yapamazlar. Bunu salt silah tüccarları bağlamında düşünmüyoruz. Müslümanlar ve İslâm var olduğu sürece çatışmalar, gerilim ve savaşlar bitmeyecek.

Irkçılığın kökleştiği, mezhepçiliğin bu kadar derinleştiği ve hatta ayrılıkları körükleyen nedenler alabildiğine var olduğu sürece terörsüz bir dünya hayal etmek güzel ancak ne denli gerçekçi olur bunu düşünmek gerek.

Süreç öylesine derinleşmiş bulunuyor ki, kimi tarafların özellikle bu söylemden hoşnut oldukları bile düşünülemez. Emperyalizm, çıkarları uğrunda her zaman tetikte ve hazırdır. Uluslararası ilişkiler, dostluklar bir yere kadardır.

İsrail şu sıralar rahat gibi görünüyorsa da her zaman teyakkuzdadır. Kısmen amacına ulaşmış olsa bile bu henüz ulaşmış olmanın sonucu olarak düşünülmemeli. İran sorunu tam anlamıyla giderilemedi. Suriye zamanla istenilen düzleme oturtulacak. Adım adım gidiliyor.

Kuzey Suriye’de Kürt sorunu devam ediyor. Kuzey Irak’ta özerklikleri onları rahatlatmış görünüyor. İran Kürtleri İran’ın bir boşluğuna bakar. Eğer İran ile ilgili bir hamle gerekecekse o zaman ister istemez önemsenen bir durumdur Kürtler.

Emperyalizm, çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edecek.

Türkiye NATO üyesi, önemli bir müttefik, bölge için kilit konumunda. Şimdilik onları tedirgin edebilecek bir durumdan söz edilemez. Muhalefet darmadağın ya da rahatlıkla kontrol altında tutulabilmektedir her şeye karşın.

Türkiye’de jakoben Türkçü kanadı temsil edenlerin özellikle şiddetle karşı oldukları Kürtler ve milliyetçiliklerine karşı nasıl olur da birdenbire esnediler? Hangi güç veya nedenler onları buna zorladı?

Devletin derin güçlerini kimler yönetiyor, nasıl yürüyor bilmiyoruz. Bazı sezgiler bizi ister istemez düşündürüyor. Ve doğal olarak söz konusu sürecin ayakları kimlerdir, kimin ne kadar gücü ve etkisi vardır, bunları da zamanla göreceğiz.

Her şeye karşın canların yanmaması, ocakların sönmemesi ve hatta bunu sadece kendi ülkemiz için değil, insanlık ve özellikle de Gazzeli çocuklar için istemekte ve dilemekteyiz. Milletimiz çok acı çekti, çekmeye devam ediyor.

Müslümanların yöneticilerinin bu denli güdümlenmiş olduğu, etkisiz kılındığı ve hatta artık hiçbirinin iradelerinin kendi ellerinde olmadığı bir zamandayız.

Temkinli ve dikkatli olmak durumundayız. Zaman zaman bu tür hamlelerin sonuçlarının ne olduğunu iyi biliriz.

Bu süreç sadece bizim ülkemiz ve insanımızı mı ilgilendiriyor, bu bakış açısıyla bakmak durumundayız.

İran gibi sıkı bir devlette, MOSSAD ajanlarının nasıl cirit attığını şu son on iki günlük savaşta gördük. Benzer durum ülkemiz için geçerli değil midir? Bir yandan kalkınma ve teknolojik gelişmeler çabasında olan bu ülke, kendi başına bırakılır mı?

Bir de sık sık petrol ve gaz bulunma muştularının, heyecanlarının parlatıldığı şu yirmi küsur senede bunların hiçbirinin faaliyete geçmemiş olması düşündürmüyor mu? Varsa eğer neden gerçekleştirilmiyor?

Kimi zaman çok önemli teknik bilim insanlarımızın ortadan kaldırılışları, kimi suikastlar ve yaşananlar hiç mi düşündürmüyor? Biz sadece düşünüyor ve soruyoruz.