Adil düzen üzerine inşa edilmiş Millî Görüş, tarihte bir kere başbakanlığı koalisyon ortağı ile birlikte kazandı. Milletin ve ülkenin yararına bir yıllık kısa bir zamanda öyle hayırlı hizmetler yaptı ki; merhum Erbakan Hoca’yı dünya lideri, ülkemizi de süper devlet olacak konumuna taşıdı. Ne yazık ki bunu kıskanan Siyonist ve emperyalistler, içerimizdeki işbirlikçilerle 28 Şubat postmodern darbesini yaşattı ve iktidarı devirdiler.
Yapılan hizmetlerin ve icraatların tadı milletin damağında kaldı tabiri caizse. Daha sonra bugünkü iktidar sahipleri parti kurdu (ya da kurduruldu). Toplum da “bunlar Millî Görüşçü, Erbakan Hoca’nın talebeleri” diyerek büyük bir teveccühle iktidara taşıdı. Tabii bunlar da söylemlerinde Hz. Ömer’in adaletinden, yetim hakkından, kul hakkından, maneviyatçı gençlikten, nastan, hesap gününden her fırsatta söz ederek inançlı toplumun büyük ölçüde takdirini kazandılar. Daha sonra kendilerinin bilerek ya da bilmeyerek büyütüp beslediği ve devlet imkânlarını sınırsızca bahşettiği bir cemaat ki, bu fetö örgütü olarak ortaya çıktı ve 15 Temmuz kalkışmasını yaptı. Bu kalkışmada suçu, günahı olanlar cezalarını çeksinler. Buna bir şey diyen yok. Ama ne yazık ki, kurunun yanında yaşı da yaktılar. “At izi, it izine karıştı” dediler. Lakin akı, karadan ayırmadılar. Mazlumun, mazbutun, günahsız, suçsuz insanların canını yaktılar. KHK mağduru binlerce öğretmen, güvenlikçi, müdür, amir vs. meslek erbabı işinden, ekmeğinden oldu. Hakkında hiçbir soruşturma açılmayanları görevden aldılar, görevlerine geri döndürmediler. Yine mahkeme kararıyla “Hiçbir suç unsuru yoktur, görevine dönmesi gerekir” denmesine rağmen döndürülmediler. Maalesef kantarın topuzu kaçtı. Adaletin terazisi şaştı. Büyüklerimiz “alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” demişler.
Hak-hukuk-adalet ölçüsü öylesine şaştı ki; yukarıda saydığımız mahsun insanlar en ağır şekilde cezalandırılırken, idam cezası almış, bebek katili ve terörist başı Öcalan için bir zamanlar “sayın” denilmesi bile suç sayılırken, bu terörist başı şimdilerde “örgütün kurucu önderi ve lideri” diyerek hitap ediliyor ve iltifat gösteriliyor. Umut hakkından istifade ettirilme cihetine gidiliyor. Dahası bundan sonraki kalacağı yerin şartlarını iyileştirmek ve kendi isteğine göre yapılmasını da sağlayacaklarmış.
Hani derler ya “Adaletin bu mu dünya?” Bunca şehidin dökülen kanı, dul kalan genç kadınlar, yetim kalan çocuklar… Dahası sakat kalan yani engelli olan gaziler… Terör belasının doğrudan hayatını kararttığı bu insanlara soruldu mu? Haklarını helal ediyorlar mı?
Evet, bugün 23 Nisan… Dünyada hiçbir ülkede olmayan, sadece bizim ülkemizde kutlanan çocuk bayramı… Ne yazık ki, bugün çocuklarımız geçmişte olduğu gibi şevkle, heyecanla, coşkuyla bir bayram yaşamıyorlar. Filistin’de hunharca katledilen çocukların haberlerini bizim çocuklarımız da izliyorlar. Çocuk da olsalar vicdanları rahatsız… Bunlara seyirci kalan insanlığa sesleniyorlar: “Daha nereye kadar?” Lanet olsun böyle insanlığa… Çocukları düşünmeyen vicdansızlığa… Bu serzenişe ve seslenişe bizim de katılmamamız mümkün değil, vesselam…