Emek ne demek?

Emekten bahseden insanlar neden sevilmez bu ülkede anlamış değilim. Anlayan varsa lütfen beri gelsin. Hayatta var oluş gayemizin özü ‘emek’ değil midir? Ömrümüzden hâsıl olan şeyin adı mahsul değil de nedir? Hâl böyle iken, hak peşinde koşan, hakkını arayan, haksızlığa dur diyen kişilere ünsiyet peyda etmeyen bir dindarlık anlayışımız var. Soran, sorgulayan ve soruşturan sadece aykırı bir kişilik olarak algılanmakla kalmıyor, aynı zamanda uyumsuz ve de safı bozan kişi olarak bir çırpıda tanımlanıveriyor. Hele bir de “emek”le “adalet”i yan yana kullandıysanız aforoz edilmeniz işten bile değil.

Bir insana ‘sosyalist’, ‘komünist’ demenin en kestirme gerekçesi emek kelimesini cümle içinde çeşitli şekillerde kullanmış olmasıdır. Başka bir şeye gerek bile yoktur. Hak istemek dünyaperstlik, kanaatsizliktir hatta densizlik olur bir anda. ‘Senden hakkını istemeni isteyen mi var?’ suçlamasına muhatap olursunuz birden. Ah sömürü bu sinsi anlayış değil midir senin ömrünü uzatan! Kapitalizm işte böyle sokuldu mihrapla minber arasına. Yardımı sadece camiye hasrettik, kazancı kendi cebimize mahsus kıldık. Kimseden hiçbir şey eksiltmeyen bozuk paralara benzeyen dualarla yaklaştık birbirimize. Öyle ya, komşumuz yok ki açlığını düşünüp tok yatmaktan çekinelim. Kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için de istediğimizde aramızda rekabet kalmayacak endişesiyle kendi egomuzu hayvan gibi besledik. Kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyleri her gün güncelleyerek liste yaptık da Müslüman kardeşimiz için de yapılmasın demek o kadar zor geldi ki ‘herkesin hayatı kendine’, ‘ne hali varsa görsün’ diyerek aradan sıyrıldık.

Birbirimizin üzerinde de emeğimiz kalmadı. Bir yakınımız bir gün gelip de bize ‘hakkını helal et’ dediğinde afallayıp öylece kalakalıyoruz. ‘Sahi, en son bana ne hakkı geçmişti bu insanın’, ya da ‘benim ona ne tür maddi veya manevi katkım olmuştu?’ diye düşündüğümüzde somut hiçbir şey gelmiyor aklımıza. Çaresiz ‘helal olsun’ deyip geçiştiriyoruz. Anne babanın çocukları üzerinde emeğinden ne haber? Ya öğretmenlerin öğrencileri üzerindeki emekleri hiç ödenir mi? Komşunun komşu üzerindeki haklarını saymaya kalksak Peygamberimizin ifadesiyle ‘komşu komşuya mirasçı olacak’ sanırdık.

Sadece görünür haklardan bahsetmiyorum, görünmez haklar da var işin içinde. Bir işçi kendisiyle anlaşılan şekilde dokuz saat bir iş yerinde bedeniyle ve zihniyle çalışırken, buna karşılık kendisine belirli bir ücret öder. Bu üzerinde anlaşmaya varılmış görünür bir haktır. İşverenin verdiği para işçinin çalışmasının birebir karşılığı değil, kendi hesabına uygun olan şeklidir. Marx’ın ‘artık değer’ dediği bu fark işçinin görünmez hakkı ya da dikkate alınmayan hakkıdır.

Dünya ekonomik sisteminde dünyanın az gelişmiş ya da geri kalmış halkları kapitalizm ve sosyalizm arasında kalmışlar ve halkı Müslüman olan ülkelerin bir kısmı sosyalist bir kısmı kapitalist blokta yer almıştır. Nedense sağcılık kapitalizmle, solculuk sosyalizmle eşleştirilmiştir. ‘Üçüncü Çözüm’ adı verilen her iki blok dışında kalan ‘İslami Ekonomik Sistem’ üzerinde eklektik birtakım uygulamaların dışında sadra şifa bir şey ortaya konulamamıştır. ‘İşçinin emeğini alnının teri kurumadan veriniz’ hadisi makam odasını hat tablo olarak süsler de icraata gelince bunun hayata dönük bir tarafı yoktur. Dört bir tarafı İslami motif ve tablolarla bezenmiş makam odalarında olmayan tek şey, bütün bu dekorların dışarıya etki etmeyen ruhudur.

Ofisine ya da çalışma odasına ‘Er-rizgualAllah’ (Rızık Allah’tandır) hat tablosunu asan, ama öbür taraftan da planladığı şekilde kazanamadığında ilk iş olarak yoksulluk sınırında maaş alan işçisini işten çıkaran patronlara ve yöneticilere ne çok rastlıyoruz.

Bir yerden bir yere giderken bile tedbir olarak üzerine ihtiyacından fazla para almayan insan dünya ahiret yolculuğuna bütün maddi ağırlıklarını yanına almadan çıkmıyor. ‘Giden insan’ın bu kadar mala mülke ne ihtiyacı olabilir ki? ‘Gittiğin yerde her şeyin hazır’ diye haber verilmemiş gibi dünya yangınından mal kaçırmaya çalışan ihtiyarlarımız bile var. İnsan insana hakkı geçendir. Hak geçmiyorsa diyalog kurulmamış demektir. Mademki “İnsan için sadece çalıştığının karşılığı vardır” (Necm- 53 /39) sa’y ve gayret sadece eşyaya, nesneye ve toprağa değil insana da yönelmelidir. En anlamlı emek taşı işleyeni, makineyi kullananı, toprağı süreni ve hayatı ölçüp biçeni, derleyip toplayanı yetiştirip ona emek vermektir. Emek verilen herkes emeğinin karşılığını ödemek gibi kutsi bir uğraşla ömrünü bereketlendirir. Gerisi sadece oyun ve oyalamacadır.

NOT: Salı günkü ‘Boyabat’ı Gezerken İçimden Geçenler’ başlıklı yazımda sehven Boyabat Gençlik Merkezi’nin Kültür Bakanlığı’na bağlı olduğunu ifade etmiştim, doğrusu Gençlik ve Spor Bakanlığı olacak. Düzeltir, bağışlanmamı dilerim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?