İki dağın arasına terk edilmiş bir zeytin ağacıyım… Gökyüzü başımın üzerinde bir şemsiye, deniz ise ayaklarımı okşayan bir dost… Güne dalgaların ıslık sesleri ile başlarım… Sonra seyrederim dağların huzur veren çehresini… İçimde zengin bir şehre dönüşür dalgalar ve gözümden sızan yaşları alıp götürür…

Hayalimdeki ülkedir deniz, sabahları naif bir dost, akşamları gergin bir aslan gibidir… Öfkesi şiddetlidir ama hiç kini yoktur… Ben affetmeyi, hoş görmeyi denizden öğrendim… Ne dallarıma çarpan rüzgâra ne de gövdeme vuran insanlara öfkelenirim… Başımı eğer ve susarım. Bir demet papatya sunarım bedenimi ıslatan yağmura… Başıma değen taşa sırtımı dönmem, el sıkışırım… Kimseye kırılmam, kimseye gücenmem, kimseye nefret beslemem… Her şeyin zıddıyla kaim olduğuna inanırım. Geceyi pek sevmem ama gecenin varlığını kabul eder ve barışırım.

Rüzgâr dallarıma her çarptığında geçmişle gelecek arasında savrulurum ve bir serçe kırılganlığı ile yaslanırım kayalara. Bilirim rüzgârın tabiatını ve incinmem… Her rengi, her kokuyu tanırım ve yoldan geçenlerin türkülerine eşlik ederim. Dallarımın altında konaklayan çobanla hasbıhal eder ve gölgemle ödüllendiririm onu.

Benim yalnızlığım insanın yalnızlığına benzer. Deniz ayaklarımın ucundadır, toprağa tutunmuşumdur, yollarla göz gözeyimdir ama bunların hiçbiri içimdeki terk edilen şehre ulaşamaz ve yalnızlaşırım. Şehrin gürültüsü kulaklarıma çarparken kendimi zamanın akışına bırakır ve ferahlarım.

Hava karardığında soğuk iliklerime kadar işler toprağa sarılır ve bütün sırlarımı fısıldarım. Bir yaprak düşer üzerime alır göğsüme koyar ve şükrederim. Sonra başımı usulca eğer ve sabırla kapanırım secdeye. 

Dallarımın arasına yuva yapan kuşlarla dost olurum, gövdemdeki karıncaları korumak için sabitlerim kendimi. Ve yetim bir çocuğun kursağında güç olur ve yeniden hayat bulurum.

İki kaya arasına terk edilmiş bir zeytin ağacıyım. Zamanın aşındırdığı dallarımı eğer ve yoldan geçenlere ikramda bulunurum. Toprağın, denizin, yaslandığım kayaların derdini emer ve toprağa gömerim. Küçük meseleleri büyütmem, derdimi kimseye açmam ve haddim olmayacak işlere karışmam. Hiç kimseye, hiçbir şeye nefretle bakmam… Dallarıma konan serçeden sevginin her yere sığabileceğini öğrendim ben.

Bu çorak topraklara gurbetten alıp getirdiler beni. Burada gurbeti su gibi içtim ve tutundum kayalara. Kimi zaman şikâyet ettim yalnızlığımdan kimi zaman da sıcak bir dost gibi karşıladım…