Irkçı Emperyalizmin Sinsi Planları

Medeniyetin en temel unsurları “inanç, hukuk, ahlâk, sanat ve edebiyat”tır. Irkçı emperyalizm zihniyeti, etkisi altına aldığı toplumun inancına, hukukuna, ahlâkına, sanat ve edebiyatına müdahale eder. En etkili müdahale aracı da medyadır. Kitle iletişim araçlarını ustaca kullanan ırkçı emperyalizm, sömürülen ve ezilen toplumların inancını, hukukunu, ahlakını, sanat ve edebiyatını örtülü bir müdahaleyle tahrif eder ve yerine kendi inancını, kendi hukukunu, kendi ahlâk anlayışını, kendi sanat ve edebiyat anlayışını empoze eder.

Bu müdahaleler, yaşamın seyri içinde devam eden bir süreçtir. Ancak bundan daha vahimi, insan fıtratına müdahale, insan haklarını yok sayma girişimidir ki, bu insan neslinin dönüştürülmesi değil, yok edilmesi ve şeytanlaştırılması için ortaya konulan çok daha derin ve sinsi bir projedir.

Bu proje, Allah’ın (C.C.) yarattığı arzı fesada uğratma projesidir ve ırkçı emperyalizm artık “inanç, hukuk, ahlâk, sanat ve edebiyat”a yönelik müdahalelerinde başarılı olmuş, sömürgecilik vasıtasıyla ulaştıkları ekonomik gücün şımarıklığıyla bunları dönüştürmede büyük mesafe almıştır. Ezilen toplumların inançlarına, hukuk sistemine, ahlaki yapısına, sanat ve edebiyatına yapılan sinsi ve örtülü müdahale gerçekleşmiştir. Sıra insan fıtratını bozma, Allah-u Teâlâ’nın yarattığı arzı fesada uğratma, bir bakıma yaratıcıya meydan okuma safhasına geçilmiştir.

Irkçı emperyalistler, kendilerini şeytanın çocukları kabul ettiğinden, yaratılış hengâmında şeytanın yaratıcıya karşı gelmesi ve kâfirlerden olması, buna rağmen mühlet verilmesini yanlış değerlendirmekte, verilen mühleti “yaratıcıya karşı gelebilme yetisi” görmektedir.

Bilindiği gibi insanın irade sahibi, şerefli ve en güzel biçimde yaratılması, meleklerin bulunduğu bir ortamda ilk insan ve ilk peygamber Adem aleyhisselam ve ondan yaratılan eşinin (Havva) tanıtılması; Allah-u Teâlâ’nın meleklerden saygı göstermelerini istemesi süreciyle birlikte melekler itaat etmiş, şeytan isyan etmiştir. Şeytanın bu itirazdan sonra kâfirlerden olması ise şöyle bildirilmektedir: “Hani biz meleklere Adem’e secde edin (saygıyla eğilin) demiştik de bütün melekler secde etmişlerdi. Ancak İblis secde etmekten yüz çevirip kibirlendi ve kâfirlerden oldu” (Bakara Suresi, 34).

Şeytan, kibir ve isyan ile kâfirlerden olduktan sonra Allah-u Teâlâ’dan mühlet istemiştir. Şeytanın mühlet istemesi ve birinci sur üfürülünceye kadar mühlet verilmesi Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “İblis, ‘Ey Rabbim! Öyleyse, bana insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne kadar mühlet ver!’ dedi. Allah Teâlâ, ‘Peki! Sen, malûm vaktin gününe (yani Birinci Sur üfürülünceye kadar) mühlet verilenlerdensin!’ buyurdu. İblis, ‘Ey Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki ben de muhakkak surette, yeryüzünde onlara (günahlardan) süslemeler yapacağım ve onların hepsini mutlaka azdıracağım! Ancak içlerinden ihlâslı kulların müstesna!’ dedi. Allah Teâlâ buyurdu ki: İşte bu (koruması) üzerime olan dosdoğru bir yoldur. Evet! Hakikaten benim kullarımın üzerinde senin hiçbir hükmün yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna! Şüphesiz cehennem de, o azgınların hepsine vaat olunan yerdir” (Hicr Suresi, 36-43).

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Şeytan mühlet isterken “Ey Rabbim!” diye hitap etmektedir. Şeytanın ilahlık iddiası yoktur. Şeytanın kibri, yeni yaratılan insanla kendisini mukayesesi sonucu ortaya çıkan, yaratılanlar arasındaki üstünlük anlayışıyla alakalıdır. Kur’an-ı Kerim’in beyanına göre şeytan, insanın topraktan kendisinin de ateşten yaratıldığını ve ateşten yaratılmayı topraktan yaratılmaya üstün tuttuğu için isyan ettiğini söylemektedir.

Allah-u Teâlâ, istese şeytanın isyanının cezasını hemen verebilirdi. Cezanın hemen verilmemesinin hikmetleri vardır. Birinci sebep, Allah-u Teâlâ’nın cezalandırma güç ve kuvvetine sahip olmasıdır. Bu güç ve kuvvetin zaman ve mekânla mukayyet olmaması, istediği zaman cezalandırabilme kudreti gereği mühlet vermektedir. İstediği zaman cezalandırabilme kudretini haiz olmak, büyüklüktür, sonsuz özgüvendir. Allah-u Teâlâ’nın şeytana mühlet vermesi, mühletin bitiminde hesabı görebilecek güce sahip olması demektir. “Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir” (Hûd Suresi, 4) ayeti buna işaret eder. İşte bu tam manasıyla güçtür, ilahlıktır. İkinci sebep ise imtihan alanının kurgulanmasıyla alakalıdır. İmtihan zıtlıklarla kaimdir. Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek, “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz/sınıyoruz. Ancak bana döndürüleceksiniz” (Enbiya Sûresi, 35) ayetinde anlatılmaktadır.

İşte şeytanın çocukları ırkçı emperyalistler, şeytana verilen mühleti, yaratıcının acizliği ve güç yetirememesine hamletmiştir. Bu vehimle aslında şeytanın yarım bıraktığı isyanı devam ettirmekte ve Allah’ın yarattığı arzda istedikleri gibi ameliyat yapabileceklerini düşünmektedir. Şeytan, kul olduğunun farkındadır, ilahlık iddiası yoktur ancak şeytanlaşmış emperyalistler kendilerini arzın sahibi görmektedir.
Irkçı emperyalizmin gücünün zirvesinde olmasıyla Müslümanların son 250 yıldır tarihinin en zor günlerini geçirmesinin denk düştüğü bir zaman diliminde yaşıyoruz. Şeytanın çocuklarına dur diyecek şerefli müminler topluluğu maalesef yoktur. Ortalığı boş bulan ırkçı emperyalistler, şerefli yaratılan insanın, şerefini koruyabilmesi için Allah-u Teâlâ tarafından temel insan hakkı olarak görülen ve korunması gerektiği bildirilen “hayat, din, akıl, mal ve nesil” emniyetine karşı sinsi planlar yapmaktadır. Bu planlar bizzat insan türüne yapılan operasyonlardır.

Bunun sebebi, insana Allah-u Teâlâ tarafından verilen değer ve buna mukabil şeytanın lanetlenmesidir. Gücün esiri olmuş, şeytanın kontrolüne girmiş ırkçı emperyalistler, kendilerini üstün ırk, kendilerinin dışındakileri “Goyim” yani ırkçı emperyalizme hizmetçisi ve kölesi gördüğünden, arzın hâkimiyet altına almaktan da öte, arzı kendi mülkleri ve deney sahaları görme sapkınlığı artık zirveye ulaşmıştır. Bunun için insan sağlığını bozmak, insan hayatına kastetmek için biyolojik silah denemesi dâhil her türlü yolu denemek, dinleri tahrif, içki ve uyuşturucuyla akla müdahale, sömürüyle insanların malına tasallutta bulunma ve nihayet zina ve LGBT ile fıtratı bozma, nesli başkalaştırma girişimleri tehlikeli boyuta ulaşmıştır.

Bugün Müslümanların birinci görevi, ırkçı emperyalizmin Allah’ın arzını fesada uğratma girişimine karşı durmaktır. Bu, şerefli Muhammed ümmetinin en temel vazifesidir. Zira iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak farzdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?