TBMM'de düzenlenen haftalık Grup Toplantısı'nda konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.
Mahmut Arıkan’ın 4 Kasım 2026 Grup Toplantısı Konuşmasının Özeti
- AK Parti’nin 24 yıllık iktidarı: Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, AK Parti’nin 2002’de verdiği güçlü, özgür ve üreten Türkiye vaatlerini yerine getiremediğini savundu.
- Hesap verebilirlik eleştirisi: Bakanların ve kamu yöneticilerinin denetimden uzaklaştığını, geçmişteki Meclis denetim mekanizmalarının zayıfladığını söyledi.
- Gençlerin ekonomik sorunları: Gençlerin iş bulmakta, evlenmekte ve bağımsız bir yaşam kurmakta zorlandığını belirtti. Telefon kayıt ücretleri, pasaport ve ehliyet harçlarını eleştirdi.
- Enflasyon ve hayat pahalılığı: Yıllık enflasyonun yüzde 29,77 olarak açıklanmasına rağmen vatandaşın alım gücünün düzelmediğini savundu. Maaş artışlarında kullanılan enflasyon verilerine tepki gösterdi.
- Borçlanma ve işsizlik: Kredili mevduat hesabı kullanımının dört yılda yüzde 271 arttığını söyledi. Eylülde istihdamın 49 bin kişi azaldığını, işsiz sayısının 198 bin arttığını ve genç işsizlik oranının yüzde 14,8 olduğunu aktardı.
- “Çıplak Vatandaş” benzetmesi: Şener Şen’in 1985 yapımı filmine atıfta bulunarak vatandaşların maaşlarının borç, vergi ve zamlar karşısında yetersiz kaldığını ifade etti.
- Fon soruşturmasına ilişkin iddialar: Fon yolsuzluğu soruşturmasında yalnızca bürokratların değil, varsa siyasi bağlantıların da araştırılmasını istedi. İlgili isimlerin bulunduğunu öne sürdüğü listelerin kamuoyuna açıklanması çağrısı yaptı.
- Ekonomi kurumlarına atamalar: SPK ve diğer finans kurumlarındaki görev değişikliklerini eleştirdi. Soruşturma yürütmenin ve sermaye piyasalarına güveni yeniden sağlamanın farklı uzmanlıklar gerektirdiğini savundu.
- Diyanet ve imamlarla ilgili açıklama: Fon tartışmaları nedeniyle imamların ve hayır kurumlarının zan altında bırakılmaması gerektiğini söyledi. Sorumluların kimliklerinin açıklanmasını istedi.
- Yolsuzlukla mücadele: Suç ve yolsuzluk iddialarında kişinin siyasi konumu veya aile bağına bakılmadan hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini vurguladı.
- İktidar ve muhalefete eleştiri: Siyasi partilerin karşılıklı suçlamalarla vatandaşın geçim, işsizlik ve üretim sorunlarını gündemden uzaklaştırdığını savundu.
- Mekke Anlaşması: TBMM gündemindeki anlaşmanın Türkiye'ye getireceği askerî yükümlülüklerin açıklığa kavuşturulmasını istedi. Saadet Partisinin anlaşmayı mevcut haliyle kabul etmeyeceğini duyurdu. 1 Mart 2003 tezkeresini hatırlattı.
- ABD ve İsrail politikaları: Türkiye'nin geleceğine ilişkin kararların yabancı ülkelerdeki seçimlere değil, Türkiye'nin kendi siyasi iradesine dayanması gerektiğini söyledi.
- COP31 İklim Zirvesi: Antalya'da düzenlenecek zirve üzerinden küresel iklim politikalarını eleştirdi. İklim krizinin ticari kazanç amacıyla kullanılmasını “yeşil sömürgecilik” olarak nitelendirdi. İsrail'in zirveye katılımına karşı çıktı.
- Çiğ süt üreticilerinin sorunları: Çiğ süt tavsiye fiyatının 24,30 TL, üretim maliyetinin ise 29 TL'nin üzerinde olduğunu belirtti. Üreticilerin zarar ettiğini söyleyerek bağımsız bir süt maliyet endeksi oluşturulmasını önerdi.
- Lösemili Çocuklar Haftası: Lösemili çocukların ilaçlara ve sağlık hizmetlerine erişiminde yaşanan sorunlara dikkat çekti. Tedavi için şehir değiştiren ailelere ulaşım, konaklama ve maddi destek sağlanmasını istedi.
ARIKAN'IN KONUŞMASININ TAM METNİ
"Kıymetli Milletvekillerimiz, Partilerimizin değerli yöneticileri,
Değerli misafirler, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz;
Yeni Yol Grup toplantımıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
1. İKTİDARIN 24. YILI
Bugün 4 Kasım 2026!
Tam 24 yıl önce, 4 Kasım sabahı
AK Parti, ilk defa iş başı yapmıştı…
Değerli arkadaşlar,
Siyasetin hafızası silinmez.
Hele ki;
bir iktidarın, kendi el yazısıyla tarihe bıraktığı sözler hiç silinmez…
AK Parti’nin 2002 seçim beyannamesini sizlere hatırlatmak istiyorum…
Beyannamenin 8. Sayfasında,
şu iki cümle art arda yer alıyordu:
“Krizin sorumlusu halkımız değildir. Krizin sorumlusu ülkeyi yönetenlerdir.”
Kesinlikle doğru, o gün de, bugün de gerçekçi bir çıkış…
Milletimiz o gün
Tam da bu yüzden,
güçlü, özgür, üreten bir Türkiye umuduyla oy vermişti…
Ancak;
2001 KRİZİNİN ardından “Sorumlu iktidardır, biz krizleri çözeceğiz” diyerek
iktidara gelen AK Parti,
Bugün BİNBİR KRİZİN baş sorumlusu olarak iktidarda duruyor.
2. HESAP VERENLERDEN, HESAP VERMEKTEN KAÇANLARA
Bu iktidar,
Her fırsatta;
Eski Türkiye’nin zayıf,
kendi yönettikleri Türkiye’nin güçlü olduğunu söylüyor.
Hatırlarsınız;
· Eski Türkiye’de gensoru vardı.
Bakanlar Meclis’in karşısına çıkardı.
Bugün ise milletin sorularını cevapsız bırakan,
hesap vermekten kaçan bakanlar var, iktidar var.
· Eski Türkiye’de bakanlar Yüce Divan’da yargılanırdı.
Bugün, haklarında tweet bile atılamıyor!
Sorumluluğu üstlenmek yerine koltuğa yapışanlar var.
3. GÜÇLÜ, ÖZGÜR, ÜRETEN TÜRKİYE VAADİNE NE OLDU?
Pekii, AK Partinin;
24 yıl önceki “Güçlü Türkiye” vaadinin karşılığında bugün ne var?
· Trump istedi diye,
Rahip Brunson’ı bırakan,
· Aliyev kızdı diye,
danışmanını görevden alan bir iktidar var…
Pekii;
“Özgür Türkiye” vaadinin karşılığında ne var?
· “Başörtüsüne özgürlük” diye yola çıkıp
Azerbaycan’da “Başörtüsüne özgürlük” diyenleri susturan,
· Olağanüstü hâli,
“olağan” hâle getiren,
· Muhalif sesleri,
susturan bir anlayış var.
Pekii;
“Üreten Türkiye” vaadinin karşılığında ne var?
· BORÇ SENEDİ İLE
FON SENEDİ ARASINA SIKIŞTIRILMIŞ BİR TÜRKİYE VAR!
4. O ÇOCUK 25 YAŞINDA
Düşününüz,
4 Kasım 2002’de 1 yaşında olan bir evladımız
Bugün 25. Yaş gününü kutluyor…
Ancak, ne acıdır ki;
25 yaşındaki O GENÇ
· İş bulamıyor!
· İş bulsa,
güvencesiz ya da düşük ücretlerle çalıştırılıyor!
· Böyle olunca,
evlilik hayali kuramıyor!
Düşünün!
O genç, iktidarın ürettiği ve acımasızca artırdığı;
· IMEI kayıt ücreti yüzünden
BİR TELEFON ALAMIYOR,
· Pasaport Harcı yüzünden, yurt dışı çıkış harcı yüzünden
YURT DIŞINA ÇIKAMIYOR,
· Ehliyet Harcı yüzünden,
EHLİYET ALAMIYOR!
O gençlerin hayalleri,
Bugün iktidar sakinlerinin,
makam sahiplerinin vurgunlarına ARKA FON OLMUŞ…
Görüyor ve yaşıyoruz ki:
İKTİDARIN TAKVİMİYLE
MİLLETİN TAKVİMİ AYNI İŞLEMİYOR…
5. SORUNUN SEBEBİ OLANLAR, ÇÖZÜMÜN ADRESİ OLAMAZLAR!
Sözün özü;
Ak parti iktidarı, neyi eleştirdiyse, ona dönüştü,
Dün neye karşı çıktıysa, bugün daha fazlasını yapar hâle geldi.
Bu kürsüden birçok kez söyledim yine söylüyorum;
SORUNUN SEBEBİ OLANLAR,
ÇÖZÜMÜN ADRESİ OLAMAZLAR.
BU İKTİDAR MİADINI DOLDURMUŞTUR!
Ve Türkiye
bu tükenmişliğe,
bu fetret devrine mecbur değildir.
6. TÜRKİYE ARTIK BU RAKAM OYUNLARINDAN BIKTI!
Değerli arkadaşlar,
o kadar çok problem varki bu kürsüden hangisini konuşacağımızı şaşırıyoruz;
Yıllardır konuştuğumuz bir türlü ateşi söndürülemeyen enflasyon meselesi var.
Dün yeni enflasyon rakamları açıklandı.
Yıllık enflasyon ise %29.77 oldu.
Türkiye sizin bu rakam oyunlarınızdan bıktı artık!
Enflasyonun hikâyeden düşmesiyle,
hayatın ucuzlaması arasındaki farkı vatandaş sayenizde yaşayarak biliyor.
O yüzden, bu rakam oyunlarının
Milletin nezdinde hiçbir karşılığı yok.
Ama sizin oynadığınız bu rakamlar,
Milyonlarca emeklinin, milyonlarca asgari ücretlinin
Maaş artışlarını belirleyecek…
· Sözde komisyonlar toplayacaksınız,
· müzakereler yapacaksınız,
· pazarlıklar yürütüleceksiniz…
İşin sonunda asgari ücretliye de, emekliye de sabır tavsiye edeceksiniz…
Emekliye gelince takvim gösterip, sabır isteyenler;
Faizciye, foncuya gelince
HİÇ AYNI SABRI İSTEMİYOR!
Neden;
Yeter ki iş görülsün!
Yeter ki dosya kapansın!
7. İKTİDARIN EKONOMİ ANLATISI: BÜYÜYORUZ!
Değerli arkadaşlar,
Bütün bu olanlar karşısında iktidara bakıyorsunuz;
“Enflasyon düşüyor” diyorlar.
“Faiz düşüyor” diyorlar.
“İstihdam artıyor” diyorlar.
“Tarımsal üretim yükseliyor” diyorlar.
Peki, bunlar gerçekten oluyor mu vatandaşın penceresinden bakalım?
Önce vatandaşın cebine bakalım.
Kredili mevduat hesabı, yani “eksi bakiye” kullanımı 4 yılda %271 artmış!
Yani vatandaş artık ev almak, araba almak için değil;
ay sonunu getirmek için borçlanıyor.
Düşünebiliyor musunuz?
Türkiye’de ilk defa milyonlarca insan
EVİNE EKMEK GÖTÜREBİLMEK İÇİN KREDİ ÇEKİYOR…
Çarşıya, esnafa bakalım.
Esnafın çeki karşılıksız çıkıyor,
senedi protesto oluyor,
borcu takibe düşüyor.
İktidar yetkilileri
Çok uzağa değil,
meclisin 500 metre aşağısındaki Kızılay’a inip, esnafla bir görüşürlerse
durumun ciddiyetini anlarlar!
İstihdama bakalım.
Eylül ayında istihdam 49 bin kişi azalmış.
İşsiz sayısı 198 bin kişi artmış.
Genç işsizlik,
yani -hepsi AK Parti döneminde doğup büyümüş-
gençlerde işsizlik oranı %14,8 olmuş.
-Allah aşkına-
Milletvekili, belediye başkanı transfer SAYISINI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ KADAR
HİÇ İŞSİZ GENÇ SAYISINI DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ ?
Ekonomi büyüyorsa,
Bu vatandaş neden daha fazla borçlanıyor?
Ekonomi büyüyorsa,
Bu esnaf neden borcunu ödeyemiyor?
Neden bu memlekette her gün,
Vatandaşın sofrasından bir şeyler eksiliyor?
8. “ÇIPLAK VATANDAŞ”
Değerli arkadaşlar,
Hatırlarsınız…
1985 yılında Şener Şen'in başrolünü oynadığı bir Yeşilçam filmi vardı:
ÇIPLAK VATANDAŞ!
Filmde, İbrahim bir devlet memuruydu.
Maaşı yetmiyor, ek iş yapıyordu.
Çalışıyordu, didiniyordu, alın teri döküyordu.
Ama ne yaparsa yapsın evini geçindiremiyordu.
Sonunda, -çaresizlikten-
Kendini yarı çıplak bir şekilde sokağa atıyordu…
Aradan tam 41 yıl geçti!
ÇIPLAK VATANDAŞ ESKİDEN SADECE BİR YEŞİLÇAM FİLMİ İDİ,
BUGÜN İKTİDARIN EKONOMİ MODELİNİN ADI OLDU!
bugün;
Vatandaşın maaşı daha hesabına yatmadan borçlara gidiyor…
Cebindekini vergiler,
Sofrasındakini zamlar,
Geleceğini borçlar tüketiyor!
AK PARTİ EKONOMİSİ,
BUGÜN ÇIPLAK VATANDAŞ EKONOMİSİDİR!
Açık söylüyorum:
Vatandaşı;
· Fonla soydular,
· Enflasyonla soydular,
· Zamlarla soydular,
· ÖTV’yle, KDV’yla, MTV’yle soydular.
Bu yüzden;
İnsanımızın pazarda, meyveyi taneyle aldığı ekonomi,
Çıplak Vatandaş ekonomisidir!
Çocuğuna istediği harçlığı veremeyen babanın ekonomisi,
Çıplak vatandaş ekonomisidir!
Ancak!
Bu ülke sahipsiz değildir.
ÇIPLAK VATANDAŞ EKONOMİSİNİN HESABINI MİLLETİMİZ SANDIKTA SORACAKTIR!
9. KALP CERRAHININ, BEYİN AMELİYATI YAPMASI
Değerli arkadaşlar,
Fon vurgunun 40’ı çıktı.
Bu ülke tam 47 gündür fon yolsuzluğunu konuşuyor.
Ama bir türlü,
Fon listesindeki vurguncuları öğrenemedik.
Sürekli yeni görevlendirmeler yapılıyor.
SPK Başkanlığına, Vergi Denetim Kurulu Başkanı atandı.
Başkan Vekilliğine de MASAK kökenli bir isim getirildi.
Yeni atananlar liyakatlidir, değildir; onu zaten süreç gösterecektir.
Ancak bir hatırlatma yapmak istiyorum:
Sayın Cumhurbaşkanı “bir cerrah titizliğiyle” meseleyi ele alacağız demişti.
Size bir dost uyarısında bulunmak istiyoruz:
Yaptığınız atamalara baktığımızda,
Siz KALP CERRAHINI,
BEYİN AMELİYATINA sokuyorsunuz.
Bu hasta, bu masada kalır!
· Soruşturma yürütmek başka,
Sermaye piyasasını yeniden güvenilir hâle getirmek başkadır.
· Mevcut dosyaları incelemek başka,
AYNI KRİZİN BİR DAHA YAŞANMAYACAĞI bir sistem kurmak başkadır!
10. AKP’YE OPERASYON NE ZAMAN YAPILACAK?
Değerli arkadaşlar,
Ben size “cerrah titizliği ile meseleyi ele alacağız” cümlesinden anladığımı söyleyeyim:
Bu iktidar, SPK’ya operasyon yaptı.
Bu iktidar, MKK’ya, operasyon yaptı.
Bu iktidar, BDDK’ya operasyon yaptı.
Pekii;
Bu iktidar, AKP’YE NE ZAMAN NEŞTER VURACAK,
Bu iktidar, AKP’YE NE ZAMAN OPERASYON YAPACAK?
Liste orada!
AK Parti Genel Başkanının makam odasında, masanın üstünde!
BU YOLSUZLUKTA, BÜTÜN YOLLAR SİYASİ AYAĞA ÇIKAR.
BU İŞİN SİYASİ AYAĞINI AÇIKLAMAK ZORUNDASINIZ!
Bu işin bedelini sadece bürokratlara,
Hatta bu olayla hiç alakası olmayan insanlarımıza ödetemezsiniz.
11. BEDELİNİ İMAMLARIMIZ ÖDEMEK ZORUNDA DEĞİL
Neyi kastediyorum?
Bir şahitliğimi paylaşmak istiyorum…
Geçtiğimiz günlerde bir imam kardeşimizle görüştüm…
Bana yaşadığı bir hadiseyi anlattı.
Dedi ki:
“Başkanım, beş vakit namazı camimizde kılan bir kardeşimiz geldi.
Bana dönüp dedi ki: ‘Hocam! Bizden topladığınız paraları, Diyanet fona yatırmış diyorlar.
Yoksa siz de mi foncusunuz?’”
Arkadaşlar!
İmam kardeşimiz bunu anlatırken neredeyse ağlayacaktı!
Dinlerken benim tüylerim diken diken oldu!
Düşünebiliyor musunuz?
Yıllardır aynı camide,
aynı safta namaz kılan insanlar,
bugün birbirinden şüphe eder hâle gelmiş!
Şimdi buradan iktidara sesleniyorum!
SİZİN YAPTIĞINIZ HATALARIN BEDELİNİ,
MİLLETİN ÖNÜNE GEÇİP, MİHRAPTA NAMAZ KILDIRAN
İMAMLARIMIZ ÖDEMEK ZORUNDA DEĞİL!
Şunu altını özellikle çiziyorum;
Biz; kürsüdeki vaizimizin, mihraptaki imamımızın, sahadaki müftümüzün
böylesi karanlık ilişkiler ağında yeri olmadığını biliyoruz.
Birilerinin oğlundan soramadığınız hesabın faturasını,
zan altında bıraktığınız kurumlara ve masum insanlara kesemezsiniz!
· Sizin açıklamadığınız listeler yüzünden bugün imamlarımız,
cemaatinin yüzüne bakamaz hâle geliyorsa;
· Sizin vermediğiniz hesaplar yüzünden milletimiz,
hayır yaptığı kurumlardan şüphe eder hâle geliyorsa;
BUNUN SORUMLULUĞUNU TAŞIMAK ZORUNDASINIZ!
Lafı eveleyip gevelemeyeceksiniz!
O LİSTELERİ AÇIKLAYACAKSINIZ!
Kim bu işin içindeyse ortaya çıkaracaksınız!
Kim milletin parasına el uzatmışsa hesabını soracaksınız!
Kendi sorumluluğunuzu gizlemek uğruna,
bu milletin imamını da, hayır kurumlarını da zan altında bırakmayacaksınız!
· 6 Şubat Depreminde iş bilmezliğiniz yüzünden,
“Kızılayı” bitirdiniz.
Bak bugün, güven tazelemek için “Kızılay Kanunu’nu” konuşuyoruz.
· Bu Fon Depreminde de
Diyanet camiasını, ve Türkiye Diyanet Vakfını heba etmeyin!
12. KİM OLURSA OLSUN!
Değerli arkadaşlar,
Adalet nedir?
Masumu korumak, suçludan hesap sormaktır!
Kamuoyuna yansıyan iddiaları, ifadeleri görüyoruz:
· Biri “Oğluma dokundurmam” diyor.
· Öbürü “Damadıma dokundurmam” diyor.
· Bir başkası “Bana kimse dokunamaz” diyor.
· Biri, diğeri; “Bana dokunursanız, hepinizi yakarım” diye tehdit ediyor.
Arkadaşlar;
Çok net söylüyorum!
Bizim iktidarımızda,
Ortada bir suç varsa, bir yolsuzluk varsa;
· OĞLUMUZ DA olsa dokunulacak,
· DAMADIMIZ DA olsa dokunulacak,
· PEDERİMİZ DE olsa dokunulacak,
· KAYINPEDERİMİZ DE olsa dokunulacak.
MİLLETİN HAKKINA
YETİMİN MALINA
GENÇLERİMİZİN GELECEĞİNE EL UZATAN HERKESTEN
HUKUK ÖNÜNDE HESAP SORULACAK!
13. PİSLİK PİSLİKLE YIKANMAZ
Değerli arkadaşlar, kıymetli milletvekilleri;
Türkiye'de siyaset,
milletin sorunlarına çözüm üretmek yerine,
bir skandalı başka bir skandalla unutturma yarışına sürükleniyor.
Artık her yeni iddia,
bir öncekinin üzerini örtmenin aracına dönüştü.
· Hesap vermesi gerekenler,
hesap sormaya;
· açıklama yapması gerekenler
başkalarının ayıplarını sergilemeye soyunuyor.
Bugün bir tarafta fon soygunu iddiaları,
diğer tarafta gayriahlaki ilişkiler ve istismar iddiaları üzerinden yürütülen
tartışmalar var.
· Bir taraf,
fon krizini gündemden düşürmek için
karşı tarafın ahlaki zaaflarını öne çıkarıyor.
· Diğer taraf,
kendi cephesindeki ahlaki çürümüşlük iddialarını perdelemek için
fon dosyasına sarılıyor.
Herkes birbirinin kirli çamaşırlarını ortaya döküyor…
AMA, KİMSE KENDİ KAPISININ ÖNÜNÜ SÜPÜRMEYE YANAŞMIYOR.
Buradan açıkça ifade ediyoruz:
PİSLİK, PİSLİK İLE YIKANMAZ!
14. BİZ DOĞRUNUN KENDİSİNİ İSTİYORUZ
Bizim aradığımız,
kötüler arasında bir sıralama yapmak değildir.
Milletimiz kötünün iyisini seçmek mecburiyetinde değil,
Biz milletimize DOĞRUNUN KENDİSİNİ teklif ediyoruz!
Buradan hem iktidara hem muhalefete sesleniyoruz:
Bu millet, sizin birbirinizin ayıplarını saymanızdan yoruldu!
Sürekli değişen gündemlerin,
cevapsız bırakılan soruların,
sonuçsuz kalan tartışmaların arasında
milletin gerçek meseleleri kayboluyor.
Az önce bahsettik,
Emeklinin, asgari ücretlinin, gençlerin, çiftçinin birçok derdi var.
Siz ise milletin gerçek sorunlarına, çözüm üretmek yerine
birbirinizin yanlışlarından
siyasi kazanç elde etmenin hesabını yapıyorsunuz.
Millet sizden birbirinizin kirli dosyalarını saymanızı değil,
kendi sorumluluğunuzun hesabını vermenizi bekliyor!
15. MEKKE ANLAŞMASI
Değerli arkadaşlar,
Çatısı altında bulunduğumuz
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gündeminde son derece önemli bir konu var:
Mekke Anlaşması!
Bu anlaşma hakkında bugüne kadar birçok değerlendirmede bulunduk.
Biz en başından beri
· SAVAŞ değil BARIŞ,
· ÇATIŞMA değil DİYALOG,
· SÖMÜRÜ değil ADALET
diyen bir anlayışın mensuplarıyız.
Bir mutabakatın üzerinde Mekke yazması,
“mutlaka” Mekke'nin temsil ettiği değerlerle örtüştüğünü göstermez.
Mekke’yi, Kabe’yi koruma iddiası,
öncelikle Filistin’i, Gazze’yi, Kudüs’ü korumayı gerektirir.
Üç yıldır Gazze için ortak bir irade ortaya koyamayan taraflar,
NATO Zirvesi’nden yalnızca üç ay sonra,
askerî iş birliği konusunda harekete geçtiler.
16. ANLAŞMA METNİ
Ve bugün,
O hareketliliğin sonucu olarak;
Tüm spekülasyonlarından sıyrılmış, maddeleriyle, koşullarıyla
Karşımızda bir anlaşma duruyor.
Türkiye'nin önümüzdeki on yıllarda,
Mehmetçiğimizin nerede,
hangi şartlarda görev yapacağını,
ülkemizin hangi bölgesel çatışmaların tarafı hâline gelebileceğini ilgilendiren
tarihî bir karar bulunuyor.
Anlaşma metnini okuyunca ilk olarak aklımıza iki soru geliyor:
Bir: KİMİ SAVUNACAĞIZ?
İki: KİME KARŞI SAVAŞACAĞIZ?
Birinci sorunun cevabı belli.
Peki, ikinci soru?
Bunun cevabını net bir şekilde sözleşmenin maddeleri içerisinde görmek istiyoruz.
17. TARİHÎ VAZİFENİZİ UNUTMAYIN!
Tarihi bir dönemde,
Tarihi bir sorumluluk üstlenecek meclisten,
Tüm vicdan sahibi milletvekillerine sesleniyorum:
Türkiye'nin tarihî vazifesi;
· İki Müslüman ülke arasında cephe kurmak,
· Bir Müslüman ülkenin savaşına yeni taraflar eklemek,
· Bölge ülkelerini birbirine karşı silahlandırmak,
Türkiye'nin tarihî vazifesi;
bu ülkeleri aynı masa etrafında buluşturmaktır,
anlaşmazlıkları çözmektir ve bölgemizin geleceğini birlikte inşa etmektir.
Bu parlamento üyesi milletvekillerimizin
-İktidar ya da muhalefet fark etmeksizin- hepsinin
Bu şuura sahip olduğunu ben biliyorum.
Erbakan Hocamızın,
1 Mart tezkeresi öncesinde taşıdığı endişenin ne demek olduğunu,
bir tek masum çocuğun hayatı için yaptığı
o tarihi uyarıyı Saadet Partisi Genel Başkanı olarak,
bugün çok daha iyi anlıyorum.
Sözüm,
millet adına karar verme yetkisini elinde bulunduran herkesedir!
Size gerçek bir dost olarak sesleniyorum:
2003’Ü UNUTMAYIN!
O gün de güvenlikten söz ediliyordu.
İttifaklardan, stratejik ortaklıktan, Türkiye'nin menfaatlerinden bahsediliyordu.
Irak’a yönelik savaş planlarının gerekçeleri uzun uzun anlatılıyordu.
Meclis o gün,
bu milletin inancına ve tarihine yakışır şerefli bir tavır aldı.
1 Mart'ta,
Amerika’nın coğrafyayı bütünüyle işgal girişimine karşı tezkereye izin vermedi.
18. MESELELER BİRBİRİNDEN KOPUK DEĞİLDİR
Bir birliktelik kurulacaksa;
ABD'nin veya İsrail'in bölgesel hesaplarını kolaylaştırmak için değil;
· bölge ülkelerinin bağımsızlığını,
· coğrafyamızın güvenliğini
· ve adil bir barışı sağlamak
için kurulmalıdır.
Mekke'nin güvenliği de
Kudüs'ün özgürlüğü de
Yemen'in geleceği de
TÜRKİYE'NİN BAĞIMSIZLIĞI da
birbirinden kopuk meseleler değildir.
Ve herkes şunu çok iyi bilmelidir:
Coğrafyamızın geleceğini ilgilendiren
böylesine önemli bir anlaşmada
sorumluluk yalnızca imza atanların değildir.
Bu metne onay verecek milletvekilleri de
tarih önünde sorumlu olacaklardır.
19. BÖYLE BİR SORUMLULUĞU ALMAYACAĞIZ
Biz Saadet Partisi olarak;
böyle bir sorumluluğu almayacağımızı,
Mekke Anlaşmasını bu haliyle kabul etmeyeceğimizi
Aziz milletimize ilan ediyoruz.
Biz;
bölge ülkelerinin ortak geleceği için bir araya gelmesini savunuyoruz.
Hep bunu dile getirdik.
Ancak!
BİR MÜSLÜMAN ÜLKENİN GÜVENLİĞİNİ,
BAŞKA BİR MÜSLÜMAN ÜLKENİN GÜVENSİZLİĞİ ÜZERİNE İNŞA ETMEYİ
KABUL ETMİYORUZ!
20. ABD VE İSRAİL SEÇİMLERİ DEĞİL; MİLLETİM SEÇİMLERİ
Değerli arkadaşlar;
Biz Ankara’da, “Mekke’yi” konuşurken,
· Tel Aviv’de seçimler yapıldı…
· Belgrad’da seçimler yapıldı…
· Brezilya’da seçimler yapıldı…
Bu sabah da
Washington’daki seçimler sona erdi.
Trump’a karşı Demokratlar, hem mecliste hem de kongrede güç kazandı…
Bugünden itibaren birçok analiz yapılacaktır.
Ancak burada -bizim- şu soruyu sormamız gerekiyor:
Cumhuriyetçilerin yerini Demokratların alması,
Amerika'nın ekonomik sistemini, Amerika’nın küresel rolünü değiştirecek mi?
Ya da soruyu şöyle soralım;
Amerika’nin savaş ekonomisi
Amerika’nın emperyalist dış politikası
Demokratlar seçimi kazanınca ortadan kalkacak mı?
Arkadaşlar aktörler değişebilir,
politikalar kısmen değişebilir,
yönetimler el değiştirebilir.
Nitekim, bugün dünyada aktörlerin değiştiğini görüyoruz!
Ama sistemi değiştirmediğiniz sürece
aynı düzen,
kendisine yeni aktörler üretir.
· Birinci Ramses gider, İkinci Ramses gelir,
Ancak “piramit inşaatı” kaldığı yerden devam eder…
· Bir Netanyahu gider, Bir Netanyahu gelir.
Böyle olursa, Filistin’deki zulüm kaldığı yerden devam eder!
Biz bu yüzden diyoruz ki:
Ülkemizin ve bölgemizin geleceğini;
· İsrail’de, Amerika’da yapılacak seçimler değil,
TÜRKİYE’DE YAPILACAK SEÇİMLER BELİRLER!
· Amerikan Kongresindeki senatörlerin değil;
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDEKİ
MİLLETVEKİLLERİNİN TERCİHLERİ BELİRLER!
İşte herkes;
Seçimlerini, tercihlerini buna göre yapmalıdır!
21. COP31 – ÇEVRECİLİK Mİ, YEŞİL SÖMÜRGECİLİK Mİ?
Değerli arkadaşlar,
Önümüzdeki pazartesi günü,
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, yani COP31,
Antalya'da başlıyor!
Dünyanın dört bir yanından -yine-
devlet başkanları, hükümet temsilcileri, uluslararası kuruluşlar
Antalya'da bir araya gelecek.
Tıpkı NATO zirvesi hazırlıklarında Ankara'da olduğu gibi;
Yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine,
yoksulluğun üzerini brandalarla örtme alışkanlığı
Antalya’da da devam etti.
Oysa biz biliyoruz ki;
· Yoksulluğun üzerini brandayla örtebilirsiniz
ama bununla yoksulluğu ortadan kaldıramazsınız.
· Çevre sorunlarının üzerini de yeşil sloganlarla örtebilirsiniz
ama doğayı bu şekilde koruyamazsınız!
Değerli arkadaşlar,
COP31’de İklim krizini konuşacaklar….
Peki, iklimi krize sürükleyen düzeni konuşacakları mı?
Elbette hayır!
Bu kriz;
-aynı zamanda-
Daha fazla kazanmayı,
Daha fazla sömürmeyi esas alan
ekonomik düzenin ortaya çıkardığı bir krizdir!
Şimdi soruyorum:
· Tabiatı sınırsız bir kazanç alanı olarak gören bu anlayış,
yalnızca ürünlerin etiketini yeşile boyayarak çevreci olabilir mi?
Hayır!
Bugün
iklim krizinin ortaya çıkmasında
en büyük sorumluluğu taşıyan küresel güçler,
aynı zamanda bu krizin çözümünü de
kendi ticari çıkarlarına göre şekillendirmek istiyor...
· Bir taraftan,
dünyayı kirletiyorlar;
· Diğer taraftan,
dünyayı kurtarmanın teknolojisini, kredisini, sertifikasını satıyorlar!
Bunun adı yeşil dönüşüm değil,
YEŞİL SÖMÜRGECİLİKTİR!
Sömürünün rengini değiştirmek,
sömürüyü ortadan kaldırmaz!
Bugün dünya;
Çevre krizinin nedenlerini tartışmadan,
sonuçlarını yönetmeye çalışıyor.
Ve elbette bir çözüm bulamıyor.
22. YİNE İKİ YÜZLÜ TAVIR
Cop31 zirvesinde bir kez daha,
Uluslararası kurumların iki yüzlü tavrı ortaya çıkmıştır.
Öncelikle
Türkiye’de yapılacak bir zirvede
İsrail'in ne işi var!
Şunu gördük;
Yıllardır İsrail’in öldürdüğü çocukları, kadınları, sivilleri umursamıyorsunuz…
Biz çevreciyiz diyorsunuz…
İnsanları öldürmek için İsrail, Gazze'de 100 bin tondan fazla patlayıcı kullanarak
tarım arazilerini,
su kaynaklarını,
zeytinlikleri yok etti,
ekokırım suçu işledi.
Bunu da mı görmezden geleceksiniz?
İşte Antalya’daki COP31’in özeti budur:
Bunların çevreciliği, İsrail karşılarına çıkana kadardır!
Gazze'nin toprağını ve suyunu zehirleyenlerin
Türkiye topraklarında “çevre ve gelecek” nutukları atmasına ev sahipliği yapmak,
tarihi bir zuldür.
Biz;
dünyayı kirletenlere de
dünyayı sömürenlere de aynı şeyi söylüyoruz:
Dünyanın ihtiyacı;
yeşile boyanmış bir sömürü düzeni değil,
insanı ve tabiatı birlikte koruyan
YENİ BİR DÜNYA DÜZENİDİR!
23. ÇİĞ SÜT TAVSİYE FİYATI YETERSİZ KALDI
Değerli arkadaşlar,
Her hafta grup toplantımızda, milletimizin sesini bu kürsüye taşıyoruz.
Bugünde çiğ süt üreticimizin sesini bu kürsüden duyurmak istiyorum.
Ulusal Süt Konseyi 30 Ekim’de toplandı.
Ama çiğ süt fiyatına dokunmadı.
Tavsiye fiyat 24 lira 30 kuruş.
Üretici örgütlerine göre maliyet 29 lirayı aşmış durumda.
Yani üretici her litrede 5 liraya yakın zarar ediyor.
Zarar eden üretici ne yapar?
Önce yemden kısar.
Sonra borcunu ödemek için ahırdaki en değerli hayvanını, ineğini ya da gebe düvesini satar.
Bir anaç kesildiğinde sadece o hayvan değil
Onun; buzağısı, gelecek yılın sütü, iki yıl sonranın eti de gider.
Bu yüzden süt, hayvancılığın ilk halkasıdır.
Buradan iktidarı uyarıyorum:
· Bağımsız ve şeffaf bir süt maliyet endeksi kurun.
· Yem, enerji ve işçilik maliyeti her ay hesaplanıp açıklansın.
· Süt fiyatını pazarlıkla değil, bu endekse bağlı sözleşmelerle belirleyin.
· Anaç hayvanını elinde tutmaya çalışan üreticiyi yalnız bırakmayın.
Şunu da unutmayın:
Bugün süt üreticisine harcamaktan kaçındığınız her lira,
yarın ithalata dolar olarak gidecek.
Bu ülkenin ahırları boşalırsa,
sofrasına gelen et de süt de ithal olur!
Bu yıl olsun süt üreticisinin taleplerine duyarsız kalmayın
24. LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI
Değerli arkadaşlar,
Bu hafta aynı zamanda önemli bir hafta
“Lösemili Çocuklar Haftası”
Bugün de Turuncu Farkındalığı Günü.
Ben bu vesileyle,
lösemiyle mücadele eden bütün evlatlarımıza, ailelerine
ve onlar için fedakârca çalışan sağlık çalışanlarımıza
sevgilerimi, muhabbetlerimi iletiyorum.
Lösemi, bugün
tıbbın gelişen imkânlarıyla önemli tedavi başarılarının elde edildiği bir hastalık.
Ancak ülkemizde hâlâ çözmemiz gereken ciddi meseleler bulunuyor.
· Hayati öneme sahip bazı ilaçların temininde gecikmeler,
· Tanı ve tetkik süreçlerinde uzun bekleme süreleri,
· Tedavi için başka şehirlere gitmek zorunda kalan ailelerimizin ulaşım, konaklama ve maddi destek konusunda güçlükler
Yaşadığını biliyoruz.
Öte yandan biz biliyoruz ki lösemiyle mücadele yalnızca hastanelerde verilmez.
Ailelerin ekonomik yükünü hafifletmek,
ilaçlara ve tanı hizmetlerine zamanında erişimi sağlamak,
çocuklarımızın eğitimden ve sosyal hayattan kopmamasını temin etmek de
devletin sorumluluğudur.
Biz,
hiçbir çocuğun şifa bulma umudunun,
ailesinin maddi imkânlarına, yaşadığı şehre veya bürokratik işlemlere bağlı olmadığı
bir Türkiye'yi kurmak için gayret gösteriyoruz.
Bu anlayışla bütün çocuklarımıza
sağlıklı, huzurlu, güzel yarınlar diliyor;
lösemiyle mücadele eden evlatlarımıza
Cenab-ı Allah'tan acil şifalar temenni ediyorum.
Sözlerimi burada sonlandırıyor
Hepinizi muhabbetle selamlıyorum."




