TBMM'de düzenlenen haftalık Grup Toplantısı'nda konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

ARIKAN'DAN KRİTİK AÇIKLAMALAR

Arıkan, Türkiye'nin eğitimden tarıma, dış politikadan adalete kadar tam 20 farklı başlıktaki sorunlarında iktidarı eleştirdi.

Meydanlarda yankı uyandıran ve iktidarın politikalarını eleştiri oklarının hedefine oturtan konuşmanın satır başları şöyle:

Eğitim ve Tarımda Büyüyen Kriz

  • Bakanlığın özel sektör öğretmenleri için iptal ettiği toplantıyı yeniden gündeme almasının kıymetli olduğu belirtilirken, göstermelik bir fotoğraf karesinden öteye geçilip somut kararlar alınması gerektiği vurgulandı.

  • Konya'da çiftçilerin dert dinleme noktasına dönüşen harman yerlerinde büyük bir hüsran yaşandığına dikkat çekildi.

  • Çiftçinin 1 litre mazot alabilmek için tam 5 kilo buğday satmak zorunda bırakıldığı, tüccarın insafına terk edilen üreticinin maliyetler altında ezildiği aktarıldı.

  • Milli Görüş iktidarında 2 kilo buğdayla 1 litre mazot alınabildiği hatırlatılarak, mevcut iktidarın üretim yerine tüketimi ve ithalat lobilerini tercih ettiği ifade edildi.

  • 2002'den bu yana Ankara'nın yüzölçümünden büyük olan 2 milyon 600 bin hektar tarım arazisinin yok olduğu, tarımın bir beka meselesi olduğu kaydedildi.

  • İktidara gelindiğinde çiftçinin faiz belasından kurtarılacağı, gübre ve mazot desteklerinin ekimden önce verileceği, TMO'nun piyasayı düzenleyici rolüne geri döneceği müjdelendi.

Adalet Arayışı ve Bekletilen Dosyalar

  • Güven Park'ta 17 gündür yağmur altında eylem yapan gazilerin haklı taleplerine kulak tıkanmasının utanç verici olduğu, Meclis'te derhal yasal bir adım atılması gerektiği belirtildi.

  • İktidarın elindeki yolsuzluk ve suç dosyalarını hukuk gereği anında işleme koymak yerine, zamanı geldiğinde pazarlık unsuru olarak kullanmak üzere beklettiği ileri sürüldü.

  • Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve Rabia Naz Vatan gibi davalarda kamu içindeki çeteleşmenin delilleri kararttığı, bu durumun yeni bir Susurluk vakası olduğu vurgulandı.

  • Ahbap-Çavuş ilişkisiyle milletin yardım paralarının kumar masalarında heba edildiği, ahbaplar tutuklanırken buna göz yuman bürokrasideki 'çavuşların' korunduğu iddia edildi.

  • Siyasetin asıl gündeminin pazar filesi ve baret olması gerekirken, "taht, tayt ve cast" kavgalarıyla milletin dikkatinin kasten dağıtıldığına dikkat çekildi.

Çerçeve Yasa ve Dış Politikadaki Savrulma

  • Meclis'e getirilen çerçeve yasanın kapalı kapılar ardında değil, şeffaf bir şekilde yürütülmesi gerektiği; sadece bir kesim için değil KHK'lılar, gazeteciler ve akademisyenler dahil herkes için adaletin tesis edilmesi gerektiği ifade edildi.

  • İktidarın adalete "terzi edasıyla" yaklaşıp kanunları kişiye göre biçtiği, hukukun bir kesim için daraltılıp diğeri için genişletilemeyeceği kaydedildi.

  • NATO zirvesindeki şatafatlı sofralarla devlet itibarının korunamayacağı; asıl itibarın F-35'leri teslim almak ve Ukrayna'ya verilen desteğin hesabını sorabilmekle ölçüleceği vurgulandı.

  • ABD'den dönen Trump'ın Türkiye'ye ek vergiler getirdiği, F-35 ve CATSA yaptırımlarının sürdüğü, "Trump'ın hediye kutusundan Pandora'nın kutusunun çıktığı" dile getirildi.

  • Türkiye'nin Gazze için ateşkes garantörü olduğu hatırlatılarak, Hamas'ın çağrısına kulak verilmesi ve İsrail'in katliamlarını durdurmak için acilen somut adım atılması gerektiği aktarıldı.

Yeni Siyaset Anlayışı

  • Siyasetin çözüm üretmekten çıkıp dikkat dağıtma yarışına döndüğü, asıl sorunun devleti yöneten aktörler değil, siyasal zihniyetin ta kendisi olduğu belirtildi.

  • Rakibi yok etmeye dayalı kutuplaştırıcı siyaset yerine, kimsenin ötekileştirilmediği "Onarıcı Siyaset" anlayışının Türkiye'ye teklif edildiği duyuruldu.

  • İttifakların seçim kazandıracak geçici çıkarlar değil, devleti yeniden ayağa kaldıracak tarihi bir mutabakat olması gerektiğine işaret edildi.

  • Sadece siyasi partilere değil, milletin tamamına "Güven Sözleşmesi" çağrısı yapılarak, geçmişle hesaplaşmak yerine gelecekle sözleşme yapılacağı mesajı verildi.

ARIKAN'IN KONUŞMASININ TAM METNİ

SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI SN. MAHMUT ARIKAN’IN

29 TEMMUZ 2026 TARİHLİ GRUP TOPLANTISI KONUŞMA NOTLARI

Kıymetli Milletvekillerimiz, Partilerimizin değerli yöneticileri,

Değerli misafirler, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz;

Grup toplantımıza hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

1. ÖZEL SEKTÖR ÖĞRETMENLERİ

Değerli arkadaşlar,

Bizler;

siyasette sadece eleştiren değil;

milletimizin derdiyle dertlenen,

takip eden

ve nihayetinde çözüm üreten bir anlayışın temsilcileriyiz.

Muhalefet anlayışımız;

· eksikleri göstermek kadar,

· doğru adımların atılmasını sağlamak

· ve o adımların takipçisi olmaktır.

Hatırlayacaksınız;

bundan yaklaşık bir ay önce,

24 Haziran grup toplantımızda elimdeki belgeleri göstererek bir gerçeği bu kürsüden ifade etmiştim.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın,

yüz binlerce özel sektör öğretmenimizin,

çalışma şartlarını ve sorunlarını görüşmek üzere planladığı toplantıyı

nasıl sessiz sedasız iptal ettiğini

belgeleriyle kamuoyunun gündemine taşımıştık.

O gün de mesajımız aynıydı, bugün de…

“Öğretmenimizin;

emeğinin, alın terinin karşılığı ertelenemez!"

İşte bugün,

o kararlı duruşumuzun

ve öğretmenlerimizin onurlu mücadelesinin ilk somut sonucunu paylaşmak istiyorum.

Geçtiğimiz hafta Bakanlık yeni bir yazı yayımladı.

Söz konusu toplantının yarın,

yani 30 Temmuz 2026 Perşembe günü gerçekleştirileceği resmen bildirildi.

Öğretmenlerimizin talebinin dikkate alınarak bu toplantının yapılıyor olması kıymetlidir;

ancak yeterli değildir.

Saadet Partisi olarak bu sürecin ilk gününden beri takipçisi olduk,

yarınki toplantının da saat saat, madde madde takipçisi olacağız!

Bizim temennimiz ve beklentimiz;

Yarınki toplantı "dostlar alışverişte görsün" buluşması veya fotoğraf çektirme merasimi olmamalıdır.

O masadan;

güvencesizlikle,

asgari ücret kıskacıyla ezilen özel sektör öğretmenlerimizin hayrına,

somut ve kalıcı kararlar çıkmalıdır!

Saadet Partisi olarak;

öğretmenlerimizin özlük haklarının iyileştirilmesi,

eğitimde adil ve insani bir düzenin kurulması adına üstümüze düşen her türlü görevi yapmaya hazırız.

Yarın gerçekleşecek olan toplantının

tüm öğretmenlerimiz

ve eğitim camiamız için hayırlı kararlara vesile olmasını diliyor;

hakkın, adaletin ve emeğin yanında durmaya devam edeceğimizi bir kez daha ilan ediyorum.

2. HARMAN YERİ DERT YERİNE DÖNMÜŞ

Değerli arkadaşlar,

Bir yasama yılının daha sonuna gelirken, ülkemizde yaşanan sorunların geçen yasama yılına göre kat kat arttığı günleri yaşıyoruz.

Ekonomiden dış politikaya, güvenlikten adalete kadar,

birçok alanda önemli problemlerle karşı karşıyayız.

Bu kadar problemin karşısında;

siyasetin gündemiyle,

milletimizin gündeminin aynı olmadığını görüyoruz.

Ülkemizi, tüm kadrolarımızla karış karış dolaşıyoruz.

Tarlada, çarşıda, pazarda, kahvede vatandaşlarımızla bir araya geliyoruz.

Hafta sonu da Konya’mızdaydık…

İktidarın görmezden geldiği,

Gündemine almadığı,

Dertlerinin konuşulmasını dahi istemediği çiftçilerimizle buluştuk…

Eskiden;

Harman yeri, derman yeri olarak tanımlanırdı.

Bugünse;

Harman yeri, DERT YERİNE dönüşmüş…

Bunu neden söylüyorum?

Cenab-ı Allah bize o kadar güzel bir memleket vermiş ki;

Bu topraklarda;

· Bereket var…

· Bolluk var…

· Emek var…

AMA!

KAZANÇ YOK!

Neden?

Nedenini,

sizlere Konya’dan getirdiğimiz

Buğday ile açıklamak istiyorum.

3. KONYA, BUĞDAY VE MAZOT

İşte!

Burada beş kilo BUĞDAY VAR! (((Buğday)))

İktidar alım fiyatını açıkladı 16.5 lira…

-bu arada-

Ofislerede mümkün olduğu kadar buğday alımını az yapın talimatını verdi

Hal böyle olunca,

Özel sektörde piyasa, 12,5 liraya kadar düştü.

Neticede;

çiftçimiz yine tüccarın insafına bırakılmış oldu.

Bu buğday;

çiftçimizin emeği, alın teri, geçimi.

Bir tarafta bu var.

Bir tarafta da, (((Mazot)))

Çiftçinin en önemli girdi maliyetlerinden biri olan her gün zamlanan ve litresi bu hafta 80 lirayı bulan MAZOT VAR!

Çiftçimiz,

bu bir litre mazotu alabilmek için

TAM 5 KİLO BUĞDAY SATMAK ZORUNDA.

-daha-

gübresini, sulamasını, işçi maliyetini, elektriğini bu hesaba katmıyorum bile!

4. İKTİDAR FARKI

Şimdi kimse çıkıp da;

“Dünya değişti”,

“Şartlar ağırlaştı”,

“Maliyetler arttı” demesin!

Ülkemizde değişen tek bir şey var,

ÇİFTÇİYE VERİLEN DEĞER

VE İKTİDARIN TERCİHİ!

Bakınız ben size iktidar ve tercih farkını anlatayım.

Bizim iktidarımızda, Milli Görüş iktidarında;

çiftçimiz,

2 kilo buğday ile 1 litre mazot alabiliyordu.

Değerli arkadaşlar,

Aradaki fark yalnızca bir fiyat farkı değildir.

· Bu;

üretenden çiftçiden yana olmakla

ithalat lobilerinden yana olmak arasındaki farktır!

· Bu;

çiftçiyi milletin efendisi görmekle

tüccarın ve aracının insafına terk etmek arasındaki farktır!

· Bu;

Milli Görüş’ün üretim politikasıyla,

bu iktidarın tüketim politikası arasındaki farktır!

5. TARIM POLİTİKASI

Haftalardır bu kürsüden, iktidarın tarım politikalarını konuşmuyoruz,

Burada;

ÇİFTÇİNİN EMEĞİNİN SİSTEMATİK BİÇİMDE SÖMÜRÜLMESİNİ KONUŞUYORUZ!

Değerli arkadaşlar,

Bir rakam vermek istiyorum,

Türkiye’de Ak Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından 2025 yılına kadar

2 milyon 600 bin hektar tarım alanımız yok oldu.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Türkiye bu iktidar döneminde

Ankara’nın yüzölçümünden daha büyük bir tarım arazisini kaybetti demek!

Ak Parti iktidarında Türkiye,

sadece tarım arazilerini değil

geleceğini kaybediyor.

Ülkeye zarar vermek isteyen biri Tarımı yönetse;

Ancak bu kadar başarılı olabilirdi.

Oysa gerçek bir tarım politikası uygulanmış olsaydı;

· Çiftçi daha tohumu toprağa atmadan,

önünü görebilirdi.

· Mazotun, gübrenin, elektriğin yarın kaç lira olacağını

bilirdi.

· Çiftçi,

tüccarın kapısında

boynu bükük beklemezdi.

6. PEKİ BİZ NE YAPACAĞIZ?

Değerli arkadaşlar,

Tüm bunların

en önemli sebeplerinden biri

-hiç şüphesiz- bu bereketli toprakları,

FAİZ POLİTİKALARINA TESLİM EDEN İKTİDARDIR.

Pekiiiiii

Biz ne yapacağız?

· Konya’da, Kastamonu’ya

· Adıyaman’dan, Adana’ya

· Rize’de, Niğde’ye

Çiftçimizle konuştuk, notlarımızı aldık, politikalarımızı belirledik.

· İlk olarak,

çiftçimizin başından şu faiz belasını defedeceğiz.

· Alım fiyatlarını;

çiftçinin gerçek maliyetini,

ve hak ettiği refah payını dikkate alarak belirleyeceğiz.

· Mazot ve gübre desteklerini

hasattan aylar sonra değil,

ekim yapılmadan önce çiftçimize ulaştıracağız.

· Toprak Mahsulleri Ofisini,

piyasayı uzaktan seyreden bir kurum olmaktan çıkaracak;

üreticiyi tüccarın insafına bırakmayan,

gerçek bir piyasa düzenleyicisi hâline getireceğiz.

· Sulamada kullanılan elektriği,

çiftçinin tarlasını söndüren bir maliyet olmaktan çıkaracağız.

Bir kez daha söylüyorum!

Tarım, Türkiye’nin beka meselesidir.

Çiftçiyi yaşatmadan, Türkiye'yi yaşatamazsınız.

7. GAZİLERİN HAKLI TALEPLERİ

Değerli arkadaşlar;

İktidarın görmezden geldiği konular arasında sadece çiftçiler, üreticiler, emekçiler yok.

Bu hafta sonu,

Güven Park'ta seslerini duyurmak için mücadele eden

şehit aileleri ve gazilerimizin yanındaydık.

İçinde bulunduğumuz Gazi Meclisle

Güven Park arasındaki mesafe sadece 500 metre.

Tam 16 gündür;

yağmur altında,

bankların üzerinde, yerlerde uyuyarak

seslerini Ankara’ya duyurmaya çalışıyorlar.

Londra ne diyecek,

Washington ne diyecek,

Brüksel ne diyecek diye sürekli kulak kabartanlar,

Vatan için bedenini siper eden

gazilerimizi ve şehit ailelerimizi başkentin göbeğinde duymamakta ısrar ettiler!

Tek bir talepleri var:

Canlarını hiçe sayarak korudukları bu ülkede

“İNSANCA BİR YAŞAM”.

Bir GAZİNİN vatan için feda ettiği uzvu ŞEREFTİR.

Onu hak aramak zorunda bırakan İKTİDARIN vicdan yokluğu ise UTANÇTIR.

İktidara Güven Park’tan seslendik:

Gazilerimizin, şehitlerimizin arasındaki statü ayrımını kaldırın!

Bu Meclisi, bu gazi Meclisi,

gazilerimizin feryadını görmezden gelen bir Meclis hâline getirmeyin.

Bu mücadelenin nihayetinde;

Ak Parti Grubu, dün

bu haklı taleplere yönelik bir çalışmaları olduğu yönünde

bir bilgiyi bizimle paylaştı.

Ümit ediyoruz ki sözlerinin arkasında dururlar.

Geç de olsa,

500 metre mesafede seslerini duyurmak için 17 gün çile çekmiş olsalar da,

Biz Saadet Partisi olarak;

şehit yakını ve gazilerimizin haklı taleplerini karşılayacak

her türlü düzenlemenin yanındayız ve destekliyoruz.

Süreci uzatmanın, bu hakları Meclis pazarlıklarının bir parçası haline getirmenin anlamı yok.

Bunu ayrı bir kanun teklifi olarak getirmenize gerek yok.

Gelin görüşülmekte olan kanun teklifine hep birlikte madde ihdas edelim ve hemen bugün kanunlaştıralım.

8. İKTİDARIN ELİNDE BEKLETTİĞİ KAÇ DOSYA VAR?

Değerli arkadaşlar

"Kendi öz evlatlarına, 'insanca bir yaşamı' çok gören anlayışın temelinde, adalet duygusunun tamamen yitirilmiş olması yatmaktadır.

Çiftçinin alın terini göz göre göre gasp eden,

gazisinin hakkını vermeyen bu düzen,

hukuku ve adaleti de zamanı geldiğinde kullanılacak

bir pazarlık unsuruna dönüştürmüştür.

Elinizde bilgi ve belge varsa,

bunu “zamanı gelince” açıklamak bir marifet değildir.

Bir dosyanın zamanı olmaz;

suçun öğrenildiği an, hukukun harekete geçmesi gereken andır.

Bugün suç sayılanın, yarın siyasi yakınlık nedeniyle görmezden gelindiği,

bugün korunanın, yarın gözden çıkarılınca dosyasının açıldığı bir düzende

kimse hukuka güvenemez.

Sözlerime dikkat buyurunuz

Böyle bir sistem;

SUÇLA MÜCADELE ETMEZ,

Ancak

SUÇU YÖNETİR!

DOSYALARI BEKLETİR,

GEREKTİĞİNDE KULLANIR.

Uyuşturucu meselesinin çözülememesinin sebeplerinden biri de budur.

· Dolandırıcılık ağlarının,

· çetelerin,

· mafyatik yapıların

büyümesinin nedeni

yalnızca polisiye yetersizlik değildir.

Birilerine dokunulmaz,

birileri korunur,

birileri zamanı gelene kadar saklanırsa

SUÇ ÖRGÜTLERİ CESARET BULUR.

9. GÜLİSTAN DOKU DAVASI

İşte, Gülistan Doku davası…

Çeteleri tasfiye etmesi gereken kamu idaresi,

-maalesef- çeteleşmenin merkezi hâline gelmiş…

Suçu ortaya çıkarmakla görevli olanlar,

suçun üzerini örten bir mekanizmanın parçası hâline gelmiş…

Şunu herkes bilmelidir:

Devlet hukuktan ayrılırsa, en büyük çete olur…

Sokaktaki çetenin elinde silah vardır.

Kamu içindeki suç çetesinin elinde ise

· makam vardır,

· mühür vardır,

· kamera kayıtları vardır,

· bilgi sistemleri vardır,

· soruşturma dosyaları vardır.

Sokaktaki çete insanları tehdit eder.

Kamu içindeki suç çetesi ise

· delilleri yok eder,

· kayıtları değiştirir,

· soruşturmaları yönlendirir,

· suçluları korur

· ve mağdurları yıllarca adalet kapılarında bekletir.

Gülistan Doku dosyasının bize gösterdiği tehlike tam da budur.

Bu konuyu daha önce bu kürsüden

“Türkiye’nin yeni Susurluk’u” olarak nitelendirmiştim.

Bugün görüyoruz ki; mesele çok daha vahim!

Sonuna kadar bu sürecin takipçisi olacağız!

Sadece Gülistan Doku’nun değil,

Rojin Kabaiş’in, Rabia Naz Vatan’ın, Yeldana Kaharman’ın takipçisi olacağız.

10. “AHBAP” – “ÇAVUŞ” İLİŞKİSİ

Başka bir vaka!

“Ahbaplar Suç Örgütü”…

Bizler Anadolu’nun evlatları;

· Vakıf medeniyetinin

· Dayanışma medeniyetinin mensuplarıyız.

Bir aç görürsek bırakın ekmeği bölüşmeyi,

ekmeğimizi ona veririz.

Ama şimdi görüyoruz ki;

· Birileri,

bu hassasiyet üzerine tezgah kurmuş.

· Birileri

çocukların kumbaralarını açıp gönderdiği paraları

kumar masalarına yatırmış.

Arkadaşlar -maalesef-,

Ülkemizin milli ve manevi değerlerine zar atılmış.

Elbetteee

sorumlu tek bir kişi değildir!

O yüzden iktidara soruyoruz;

Ahbap belli! İçeriye aldınız…

Pekiiiii…

Çavuş kim, çavuş?

Bir işte “ahbap” varsa

orada onu koruyup kollayan “çavuşlar” da vardır.

· Bürokraside bu yolsuzluğa göz yuman çavuş kim?

· İfadede isimleri alınmak istenmeyen çavuşlar kimler?

· Gazetecilerden, sanatçılardan, sosyal medyadan paylaşım yapanlardan

tek tek hesap soruyorsunuz…

Sorun, sonuna kadar da gidin!

· Peki makam odalarında boy boy fotoğraf verenleri,

belediyelerde ağırlayanları,

sahnelerde ödül verenleri ne yapacaksınız?

Bunları da ifadeye çağıracak mısınız?

· Yoksa her konuda olduğu gibi,

BENİM AHBABIM-SENİN AHBABIN diyerek kendinizi mi aklayacaksınız?

Arkadaşlar;

Cambaza bak oyunuyla ahbabı verip, çavuşları kurtaramazsınız.

Sayenizde şunu öğrendik,

bu kadar büyük bir yolsuzluk

BİRİLERİ GÖZ YUMMADAN ASLA GERÇEKLEŞEMEZ.

11. TAHT, TAYT, CAST KAVGASI

Değerli arkadaşlar;

Buraya kadar anlattığımız tabloya bir bütün olarak bakalım:

Bir tarafa bakıyorsunuz, mutfakta, pazarda yangın devam ediyor,

Diğer tarafta çiftçi, asgari ücretli, emekli hayatta kalma mücadelesi veriyor…

Bir yandan hakkını arayan gruplar sesini duyurmaya çalışıyor,

Diğer yandan her yeni gün bir yolsuzluk dosyası patlak veriyor…

Pekiii

bu sorunlara çözüm bulması gerekenlerin,

Yani siyasetin gündeminde ne var?

TAHT KAVGALARI,

TAYT KAVGALARI,

CAST KAVGALARI var…

Memleketi tiyatro sahnesine çevirdiler!

Ama bu tiyatronun faturasını milletimiz ödüyor!

Hiç kusura bakmayın;

· Bu ülkenin gerçek gündemi;

Valinin giydiği tayt değil

işçinin bakanlığın önünde yere vurmak zorunda kaldığı BARETİDİR.

· Bu ülkenin gerçek gündemi;

Salonların nasıl doldurulduğu değil PAZAR FİLESİNİN nasıl doldurulduğudur!

· Bu ülkenin gerçek gündemi;

5 kilo buğday satıp bir litre mazot alamayan ÇİFTÇİDİR.

Değerli Arkadaşlar,

Bu ahbap-çavuş düzenini yıkmak zorundayız!

· Onlar sahne kuracak,

biz ADİL DÜZENİ kuracağız!

· Onlar rol dağıtacak,

biz HAKKI SAHİBİNE teslim edeceğiz.

· Onlar gündemi değiştirmeye çalışacak,

biz bu SÖMÜRÜ DÜZENİNİ değiştireceğiz!

12. ÇERÇEVE YASA

Değerli Arkadaşlar,

Ülkemizin bir diğer önemli gündem maddesi

Terörsüz Türkiye süreci ve çerçeve yasa…

Türkiye'nin onlarca yıldır ağır bedeller ödediği sürecin

sona ermesine yönelik her adımı

kıymetli buluyoruz.

Terörün bitmesi,

Silahların susması,

sorunların hukuk ve siyaset zemininde çözülmesi,

hepimizin ortak temennisidir.

Bu yönüyle yürütülen sürecin

başarıya ulaşmasını diliyoruz.

Aynı şekilde,

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin

ülkenin temel meselelerinin çözüm adresi olması

gerektiğine inanıyoruz.

Ancak kalıcı çözümler,

kapalı kapılar ardında değil;

şeffaf,

katılımcı

ve toplumsal meşruiyeti yüksek

yasama süreçleriyle üretilir.

Burada temel bir hatırlatmayı yapmak zorundayız.

Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca

belirli bir gruba ya da şahsa ilişkin hukuki düzenlemeler değildir.

Bu ülkenin ihtiyacı,

hak ve özgürlüklerin

hiçbir ayrım gözetilmeksizin herkes için

güvence altına alındığı gerçek bir hukuk devletidir.

Hak,

yalnızca bir kesim için talep edildiğinde

eksik kalır.

Yasalar, ilkesel değil de

seçici biçimde işletildiğinde

toplumsal güven üretemez.

Bugün bu ülkede

farklı nedenlerle mağduriyet yaşayan,

haksızlığa uğrayan,

özgürlükleri kısıtlanan,

yaşama sevinçleri çalınan,

çok geniş toplumsal kesimler bulunmaktadır.

KHK ile ihraç edilenler,

Kayyum tartışmaları

Barış Akademisyenleri,

Tutuklu gazeteciler,

Uzun tutukluluk uygulamaları nedeniyle hak ihlallerine uğrayan insanlar,

Sendikal hakları sınırlandırılan emekçiler,

Ve daha birçok toplumsal kesim

adalet arayışı içerisindedir.

En önemlisi ise, toplumun önemli bir kesiminde

yargının tarafsızlığı

ve bağımsızlığı konusunda

ciddi kaygılar bulunmaktadır.

Aynı hukuki olaylara,

farklı siyasi kimliklere göre farklı uygulamaların yapılması,

hukuk devletine duyulan güveni zedelemektedir.

Oysa adalet,

kişiye, kimliğe veya

siyasi görüşe göre değişemez.

Hukuk herkes için aynı şekilde işlemelidir.

Türkiye'nin ihtiyacı

yalnızca silahların susması değildir.

Türkiye'nin ihtiyacı,

herkes için işleyen bir hukuk düzenidir.

Türkiye'nin ihtiyacı,

ifade özgürlüğünün güvence altında olduğu,

yargının bağımsız olduğu,

sendikal hakların korunduğu,

basının özgür olduğu,

akademinin baskı görmediği,

kamu görevine erişimin liyakat esasına göre belirlendiği,

hiçbir vatandaşın düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı

gerçek bir demokratik düzendir.

Bu nedenle

Meclis'e getirilen

her türlü çerçeve düzenlemenin

yalnızca belirli bir sürecin,

teknik ihtiyaçlarını karşılayan

dar kapsamlı bir metin olmasını yeterli görmüyoruz.

Beklentimiz,

Türkiye'nin demokratikleşmesini güçlendiren,

hukukun üstünlüğünü pekiştiren,

temel hak ve özgürlükleri herkes için güvence altına alan,

farklı toplumsal kesimlerin,

birikmiş mağduriyetlerini gidermeyi hedefleyen

kapsayıcı bir iradenin ortaya konulmasıdır.

Bu iradenin adresi Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

Türkiye, yalnızca belirli bir dosyayı kapatacak düzenlemelere değil;

bütün vatandaşların

kendisini eşit, özgür ve güvende hissedeceği

kararlı adımlara ihtiyaç duymaktadır.

13. BİR TERZİ EDASI

Bizler adaletin terazisini bilirdik!

İktidar ise adalete artık BİR TERZİ EDASIYLA yaklaşıyor.

Ölçüyor, biçiyor, kime uyacaksa ona göre kanun dikiyor.

Ama unutulmamalıdır:

Adalet,

kişiye göre biçilen bir elbise değildir.

Hukuk,

iktidarın elinde, bir kesim için daraltılıp, bir başka kesim için genişletilemez.

14. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN İTİBARI

Değerli arkadaşlar;

Konuşmamın bu bölümünde,

Dış politikamızın tamamen kilitlendiği,

NATO zirvesi ve sonrasında yapılan ilginç açıklamalara değinmek istiyorum.

NATO zirvesi bitti,

Ama iktidarın zirve güzellemesi bir türlü bitmiyor.

Efendim, kaburganın tarifini istemişler.

defileden çok memnun kalmışlar,

Hala izzet ve ikramdan duydukları memnuniyeti anlatıyorlarmış.

Efendim çok güzel bir organizasyon olmuş…

İktidardaki arkadaşlar, bir dakika!

Kendinize gelin!

SİZ,

ORGANİZASYON ŞİRKETİ DEĞİLSİNİZ;

SİZ;

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ YÖNETİYORSUNUZ!

· Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin itibarı,

sofraların ihtişamıyla değil;

müzakere masasında korunan

MİLLÎ MENFAATLERLE ÖLÇÜLÜR.

· Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarı,

misafirlere sunulan ikramlarla değil;

parasını ödediğimiz F-35’lerin

Türk Hava Kuvvetlerine

TESLİM EDİLMESİYLE ÖLÇÜLÜR.

· Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarı,

Havalı karşılama törenleriyle değil;

Toprak bütünlüğüne “sarsılmaz destek” sözü verdiğiniz Ukrayna’ya

“1000 km öteden niçin İran’ı vuruyorsun” diye

HESAP SORABİLMEKTİR

15. TRUMP’IN HEDİYE KUTUSU: PANDORA KUTUSU

Biliyorsunuz günlerce acaba trump ne hediye getirecek diye bekledik,

Ama;

Trump’ın hediye kutusu dediği

Pandora’nın kutusu çıktı.

Nitekim ;

· Trump; Ankara’da Erdoğan’a övgüler dizdi.

ABD’ye döner dönmez ne yaptı?

Türkiye’ye uygulanan vergileri artırdı.

· F-35 meselesinde Türkiye lehine hiçbir sonuç çıkmadı.

· CATSA yaptırımlarıda olduğu gibi duruyor.

· Yetmedi;

yaptığı silah anlaşmasıyla İsrail’i NATO’ya dahil etti.

Meşhur sözdür, dost acı söyler;

Ama ne gariptir ki

sizin dostunuz Trump, tatlı tatlı söylüyor, acı acı tatlı sözlerinin karşılığını bizden alıyor!

16. HAMAS'IN ÇAĞRISI KARŞILIKSIZ KALAMAZ

Değerli arkadaşlar,

Sizlerin de malumu;

Türkiye, Gazze için imzalanan ateşkesin garantör ülkelerinden biri.

İsrail ateşkesi her gün ihlal ediyor.

Bu süreçte tam 3878 kez ateşkes İsrail tarafından ihlal edildi.

Yine bu süreçte 1198 Filistinli şehit edildi.

İsrail, her gün sivilleri katletmeye ve insani yardımları engellemeye devam ediyor.

Bu gelişmeler karşısında

Hamas Siyasi Büro Başkanı Dr. Halil el-Hayye

garantör ülkelere açık çağrı yapmak zorunda kaldı.

Tek isteği, taahhütlerin yerine getirilmesi…

İşte!

· Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarı,

Gazze için kurulan süslü cümlelerle değil;

Hamas’ın çağrısına verilecek

CEVAPLA ÖLÇÜLÜR!

Ateşkesin garantörleri;

katliamlara sessiz kalamaz!

Türkiye artık sadece açıklama yapmakla yetinmemeli;

ateşkes anlaşmasının uygulanması

ve Gazze’de akan kanın durması için derhal harekete geçmelidir.

Garantörlük, sadece imza atmakla olmaz.

Garantörlük, o imzanın arkasında durmayı gerektirir.

17. SİYASET DİKKAT DAĞITMA YARIŞINA DÖNDÜ

Değerli arkadaşlar;

buraya kadar anlattığımız bütün meseleler bize aynı gerçeği gösteriyor:

Türkiye’de sorun, devleti kimin yönettiği değil;

devletin hangi zihniyetle yönetildiğidir.

Hep söylüyoruz bizim kişilerle işimiz yok, zihniyetlerle işimiz var

Sorun,

Her meseleyi krize dönüştüren

SİYASAL ZİHNİYETİN ta kendisidir.

Aktörler değişebilir,

ittifaklar değişebilir, amaa;

· Zihniyet değişmediği sürece

kriz yalnızca el değiştirmiş olur.

· Zihniyet değişmediği sürece

her seçim yeni bir başlangıç değil,

aynı hikâyenin yeni oyuncularla yeniden sahnelenmesidir.

Hepinizin malumu,

Türkiye’de siyaset

çözüm üretme yarışından çıktı

“dikkat dağıtma yarışına” döndü.

Bir milletin enerjisini dedikoduyla tüketmek,

geleceğini ipotek altına almaktır.

Biz diyoruz ki;

Siyasetin yapısal sorunları artık pansuman tedbirleri geride bırakmıştır.

Tıp diliyle ifade edecek olursak,

İhtiyaç küçük bir tedavi değil;

Türkiye'nin yeniden ayağa kalkabilmesi için siyasal bir organ naklidir.

Biz tam da burada

Türkiye’ye

“ONARICI SİYASET ANLAYIŞINI” teklif ediyoruz.

18. ONARICI SİYASET

Onarıcı Siyaset,

rakibini yok ederek değil,

kimsenin kendini öteki hissetmediği bir toplum ile kazanmayı hedefler.

Bu çerçevede biz kendimizi

iktidar-muhalefet kutuplaşmasının bir parçası olarak görmüyoruz.

Türkiye'nin ihtiyacı bir kutbun diğerine galip gelmesi değildir.

Asıl ihtiyaç,

KUTUPLAŞMAYI SİYASAL SERMAYEYE DÖNÜŞTÜREN ANLAYIŞIN

TASFİYE EDİLMESİDİR.

Bu sebeple

bizim için seçimler, stratejiler, ittifaklar;

"Kim kazanacak?" sorusunun değil,

"Türkiye nasıl yeniden ayağa kalkacak?" sorusunun cevabıdır.

Elbette, %50+1 sisteminin olduğu bir ülkede

hiçbir siyasi parti tek başına iktidar olamaz.

Bu yüzden ittifaklar, sistemin doğal bir sonucu olarak karşımızda duruyor.

O zaman;

İttifaklar,

seçim kazandıracak geçici bir çıkar ortaklığı değil;

devleti yeniden ayağa kaldıracak, tarihî bir yeniden inşa mutabakatı olmalıdır.

19. ÇAĞRIMIZ MİLLETİN TAMAMINADIR

Bizim en büyük sermayemiz,

vatandaşının devlete duyduğu güvendir.

Biz;

Devleti, güç mücadelelerinin sahnesi olmaktan çıkarıp

adaletin, liyakatin ve ortak geleceğin güvencesi hâline getirmek istiyoruz.

Öncelikle “güven sermayesini” yeniden inşa etmek istiyoruz.

Bizim çağrımız

yalnızca siyasi partilere değil, MİLLETİN TAMAMINADIR.

Gerçek ittifaklar,

devlet ile millet arasında yeniden tesis edilecek

GÜVEN SÖZLEŞMESİNDE hayat bulacaktır.

Derdimiz

geçmişle hesaplaşmak değil, GELECEKLE SÖZLEŞMEKTİR.

Biz, dün üzerinden siyaset üretmek yerine yarını birlikte kurmayı teklif ediyoruz.

Bizim derdimiz

Gündemi köpürtmek değil, ülkeyi büyütmek!

Algı üretmek değil, değer üretmek!

Şov yapmak değil, tencereyi doldurmak!

20. KAPANIŞ

Değerli arkadaşlar;

Ülke olarak içeride ve dışarıda pek çok sorunla karşı karşıya olduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

Ama biz, bütün bu sorunlara rağmen Türkiye’nin geleceğine umutla bakıyoruz.

· Bu ülkenin gücüne,

· Bu milletin ferasetine,

· Ve Türkiye’nin büyük potansiyeline inanıyoruz.

Bugün yaşadığımız sıkıntılar ne kadar ağır olursa olsun,

Türkiye’nin önünde hâlâ büyük bir gelecek var.

· Bu ülkenin toprağında bereket,

· Milletinin kalbinde merhamet,

· Gençlerinde enerji,

· Ve geleceğinde büyük bir umut var.

Bizim görevimiz,

bu umudu büyütmek,

ve Türkiye’nin sahip olduğu büyük imkânları milletimizin refahına dönüştürmektir.

İhtiyacımız olan her şeye sahibiz.

· Yeter ki

birbirimize güvenelim.

· Yeter ki

ortak akıldan güç alalım.

· Yeter ki

milletimizin iradesine ve Türkiye’nin geleceğine inanalım.

Bu vesileyle sözlerimi bitiriyor,

Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum."

Kaynak: Haber Merkezi