Sayın Başbakan, görevi devraldıktan sonra ilk ziyaret ettiği sayın Süleyman Demirel den lafla otuz yıl ülkeyi nasıl yöneteceğinin dersini almaya gitmişti.

Şeyh Sadi nin Gülistan ında anlattığı pehlivan hikayesi gibi yaşlı pehlivan her türlü oyunu genç pehlivana öğretir bir tanesini öğretmez. Genç pehlivan herkesi devirir sıra ihtiyara gelir. İhtiyar da o gün için gizlediği oyunla toy pehlivanı yener.

Laf ebeleri tartışma esnasında karşı tarafı tuzağa düşürecek laf ederler. Karşı taraf bir şey yapamamanın verdiği öfkeyle kalkar. Laf ebesinin istediklerini söyler. Alkışlama memurlarının alkışı karşısında çok güzel konuştuğu kanaatine varır ama cevap gecikmez:

"Bırak şimdi Avrupa yakasını. İktidarsınız, Türkiye de okutun. Sayın Başbakan bugün diyor ki, Türk evlatlarının okuyacağı adres Türkiye dir. Buyurun okutun. Niye okutamıyorsunuz Engeller var. Kaldırın bu engelleri... Niye kaldıramıyorsunuz, gücünüz yetmiyor, acizsiniz. Hem vaad ediyorsunuz, hem gücünüz yetmiyor. Ondan sonra da öfkelenip sağa sola bağırmaya çalışıyorsunuz. Sağa sola laf atmakla işin içinden çıkılmaz. Öfke, aczin ilacı değildir. Evvela siyasi iktidar olarak, iktidarınız varsa gücünüz kuvvetiniz varsa bu ülkenin başı sarılı kız çocuklarının Türk üniversitesinde okumasını sağlayın. Buna karşı çıkan yok ki.

Bir salonda konferans dinlerken, birisi elektriği kesiverse, salonda binlerce insan ve elektrik işlerine bakan görevli  "Elektriğe uzanan eller kırılsın" diye sabaha kadar bağırsalar elektrik yanmaz.

Bin tane karanlığa söven adam yerine, bir tane ışık yakan adamın olsun daha iyi demişler.

Karnı aç adama on tane yemek kitabını ezberletseniz karnı doymaz. Atalarımız "Lâfla peynir gemisi yürümez" demişler.

Açlık ve sefalet üzerine çok önemli eserler veren birçok adam yerine toprağa tohum atıp üretip insanları doyurduktan sonra onlara tohum atmasını, harman kaldırmasını öğreten daha iyidir.

"Din elden gidiyoooor" diye bağıranlar ve bağırırken boğazlarını yırtanlar yerine din için iman için bir adım atanlar daha iyidir.

İş yapanlar konuşmaz. Çünkü iş yapmaktan konuşmaya zaman bulamaz. Fazla konuşan da iş yapmaya zaman bulamaz.

Başkalarının yanlışlarını anlatarak israf edeceğimiz zamandan da sorumluyuz.

Kolları ağzına yakın sekiz kollu ahtapota "Niçin yutuyorsun " denmez. Akrebin görevi sokmak, ateşin görevi yakmak. Kafirin görevi kendi dünyasını yapmak için bütün insanların dünyasını yıkmaktır.

Trafik kazasının olduğu yere gelen yakınlarının ağlayıp sızlayanları olduğu gibi, görünce yere yığılıp kalanları olduğu gibi, elleriyle bağrını dövenler olduğu gibi acısını içine gömerek hemen müdahale edip acilen hastahaneye yetiştiren de vardır.

Şimdi burada bağırıp çağıran, yırtınan, döşünü döven, etrafa saldıran mı daha yararlı iş yapmaktadır, yoksa gözyaşını içine akıtıp veya dışına akıtıp hemen müdahale eden mi daha faydalıdır

Yangın haberi alan itfaiye görevlisi hemen yangın mahalline koşması gerekirken ihbarı yapanla kavgaya tutuşması ne kadar tutarlı değilse ise yetkililerin yetkilerini kullanma beceriksizliğini kapatmak için etrafa saldırması da doğru değildir.

Gündüz vakti kadınlar, koyun sürüsünü sağarken aç bir kurt sürüye saldırır. Korkudan bir araya gelen kadınlar hep birden: "Amanın aramızda bir erkek olsaydı." derlermiş. Bakmışlar ki çoban da kadınların arasında o da aynı şeyi söylermiş. "Amanın bir erkek olsaydı" dermiş. Kadınlar çobana dönüp: "Sen erkek değil misin " demişler. Çoban erkekliğini hatırladıktan sonra kurdun üzerine yürür ve kurt da kaçar gider.

Çoban, kurtla arkadaşlık yaparsa  kuzulara yazık eder. Devleti yönetenler, kurt gibi adamlarla arkadaşlık yapar, onların yazdıklarını okur, onlara kulak verir, mutabakatı halkla değil de kurtlarla yaparsa kendilerine de millete de yazık ederler.

İçimizdeki kurt bizi de yer bitirir. O, yün içinde gelişen kurt gibi içimizden büyür ve bizi kemirir.