Tarla kenarında o küçük istasyon.

Saat başı geçen trenler.

Lâhana tarlaları.

Pıtrak gibi ağaç dallarında sallanan armutlar.

Bahçelerde mevsim sebzeleri. Susuzluğa inat yeşil kalabilenler

Sarı mimozalar. Pembe ve mavi son yaz çiçekleri. Suları azalsa da, inceden akan dereler. Kumunu çoğaltarak geçen çaylar.

Ah Ağustos!

Gidiyorsun işte

Hızla yerleştirmektesin bohçana mor lavantaları. Bizi sarı bir güze emanet edip çıkıp gideceksin, şu iyice daralan ömür kapısından. Kış boyu şelâlerinin ve çam ormanlarının hayali ile avunacağız.

Mavi gökyüzü ile de.

Nasıl yaz esenliğine eşlik etmişti öyle; mavi tülden bir tablo gibi açılıp kapanarak.

"Birbirinin üzerinde yedi kat olan semayı yaratan O dur. O Rahman ın bu yaratmasında hiçbir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, semada bir çatlak dahi görebilir misin "*

Mısır koçanından ot bebekleri uyuttuğumuz çocuk yüreklerimiz kadar temiz bir gökyüzü durur, her birimizin muhayyilesinde. Meryem yüzlü kız resminin gülümsediği kupalarla su koşturan neneleri uğurlamaktan dönmekte idi o gün ağlamaklı bulutlar. Gökler katıla katıla ağlamış, yağmur sel olup boşalmıştı. Viyolonselin sesinin maviliğine sindiği lekesiz semalar şahitti, düğünlerimize

Eski bir şehrin turkuaz bohçasına bakıyorum, bir kalenin yıkık duvarları arasından.

Harap kilisenin bahçesinde solmuş otlar arasında, bulutların gölgesi idi sanki gökyüzünün kalemi

Manastırın su damlayan duvarları, ağanın sefalı konağı, "mezire"nin "içme"leri hep bir sağanak eşliğinde izlenirdi.

Cami kubbelerinin kestiği ufuk çizgisinde verilen sözleri toplar biriktirirdi. O en büyük laciverd kubbe. Sandık içinde hazine gibiydi; sur içindeki şehir, gözü gibi korumakta vazifelerinden biri.

Kaç kez takılmıştır yüreklerimiz o laciverd örtüye serpiştirilmiş pırlanta damlacıkları gibi parıldayan yıldızlara.

"Biz dünyaya en yakın olan semayı, sayısız yıldızlarla donattık."*

Hayretle izliyorum mezarlıklara okul gezileri düzenleyen gençleri Güneşli bir gökyüzü altında, pırıl pırıl yüzlerinde, kıpırdayan dudaklarında dualar. Kırık kabir taşlarını onarmaktalar.

Genç ve ölüm ne kadar aykırı diye düşünüyorum, onlara bakarken Gencin biri sevgiyle okşuyor, bir öte ehlinin yirmi yıl kaldığı dünya toprağını

Ah ihtiyarlık diyemeden;

Eyvah gençlik denmiştir.

Sanki hangi yaşlı, bir çocuk değildir ki daha, şu gök kubbe altında:

"Hem ölümü, hem hayatı yaratan O dur."*

(* Mülk Suresi)