Bu memlekette halkın seçtiklerinin iş yapamaz hale gelmesini
bazı bürokrat ve yüksek yargının mensuplarının sağladığı herkes tarafından
biliniyor. Bu yapıya herne ad verirseniz verin sürekli olarak halkın iradesini
etkisiz kılacak gerekçeler bulduğunu da söyleyebiliyoruz. Hatta, darbeciler
bile kendilerine bir takım yasal dayanaklar buldular bu ülkede. Kısacası
ülkemizdeki sistem kuvvetler ayrılığı
olarak tarif edilse de bu kuvvetlerin yetki ve sorumluluklarının sınırları tam
olarak belirlenmediği için bir takım asker-sivil bürokratlar kendilerini
seçilmişlerden kuvvetli ve üstün gördüklerinden olacak seçimler göstermelik
olmaktan öte geçmedi. Yani sistemin hastalıkları biliniyor. İlk defa da sistemi
bu hastalıklardan temizleme imkanı ortaya çıkmış görünüyor. Sanıyorum
darbeciler ve darbe teşebbüsünde bulunanlar hakkında açılmış mahkemeler
sonuçsuz kalmadığı takdirde bu hastalıkları temizleme yönünde atılmış önemli
bir adımdır. Elbette, sorumsuz yetkililerin konumlarını gönül rızası ile
kaybetmelerini razı olmalarını beklemek mümkün değildir. Elbette yıllarca
hiçbir sorumluluk üstlenmeden sonsuz yetkilere sahip olarak halkın seçtiklerini
devre dışı bırakmış olanlar bugün seçilmişlerin hesap sorması karşısında tepki
gösterecek, eski konumlarını korumak adına bir takım girişimlerde
bulunacaklardır.
Bu noktada Başbakan Erdoğan’ın ısrarla geçmişin tüm
hastalıklarının kökünü kazıyacak sistem olarak Başkanlık Sistemi üzerinde
durmak istiyorum. Başbakan önceki gün yaptığı bir konuşmada kuvvetler ayrılığı
sistemini eleştirerek, “İşte bu kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya, o
geliyor sizin önünüze bir engel olarak dikiliyor” diyerek uygulamaya dikkat
çekiyor. Böyle olunca da kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetlerin
birleştirilmesini esas alan Başkanlık Sistemi ile ilgili arzusunu gündeme
geliyor.
Elbette herkesin kendine göre bir doğrusu olabilir. Bu
bakımdan hiç kimsenin ‘Sadece benim düşüncem doğrudur, benden başka düşünenler
ülkeyi ve milleti sevmiyorlar’ deme hakkı olamaz. Özellikle de demokrasilerde
böyle bir yaklaşım mantık dışıdır.
İlk bakışta sanki Başkanlık sistemi iyi olur gibi görünüyor.
Ancak, nedense Başkanlık Sistemi’ni önerenler hep kendileri ya da kendileri
gibi düşünenlerin seçimleri kazanacağı varsayımından hareket ediyorlar.
Kuvvetler ayrılığı s istemi içinde bu kurumların köşe başlarını ele geçirenler
nasıl halkın iradesini rafa kaldırma cesaretini bulmuşlarsa, yarın aynı
zihniyetin temsilcilerinin iktidar olması durumunda Başkanlık Sistemi’nin bu
ülkede nasıl bir felakete yol açabileceğini düşünmek gerekiyor. Cumhuriyetin
kuruluşundan bu yana insanımız hep ikili bir ayrıma zorlandı. Bu ayrım çok
partili sisteme geçildiğinde de aynen korundu. Kısacası ülkede ciddi bir
ötekileştirme uygulaması sergilendi. Başkanlık sitemine geçildiğinde bugün
çeşitli bahanelerle Müslümanlara saldıranlar iktidar olduklarında bu ülkede
nelerin olabileceğini şahsen düşünmek bile istemem.
Bu bakımdan Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini
esas alan Anayasa değişikliği ile bir adım atılmıştır. İkinci adım olarak
askerin darbe konusunda önünü açan bir takım hukuki dayanakların acilen anayasa
ve yasalardan temizlenmesi gerekiyor. Üçüncü çok önemli husus
ise,yasama,yürütme ve yargının yetki ve sorumluluklarının çerçevesi net bir
şekilde yeniden belirlenmelidir. Bürokratların belli noktalara gelişinin
sınırları belirlenmeli, hiçbir bürokrat amiri durumunda olan siyasilerin önünü
kesecek bir konuma sahip olmamalıdır. Elbette, bürokratlar yıllarını işlerini
vermiş olmanın bilgi birikimine dayanarak siyasileri atılacak yanlış adım
hususunda uyarmalıdırlar. Ama, millete hesap verme durumunda olan siyasilerin
önünü kesecek, onların yapacaklarını engelleyecek uygulamalara son verecek
düzenlemeler yapılmalıdır.
Başkanlık sistemi eğer neticede tek adamlığı gündeme
getirecekse –böyle bir sonuç ihtimal dahilindedir- bunun ciddi sıkıntılara yol
açacağını söylemek zor değildir. Kişilere bağlı sistem belirlemenin mantığı
olmaz.