O nu kendi hayatlarına, düşüncelerine, kültürlerine,
davranışlarına ve çevrelerine yansıtmışlardır. Şanlı tarihimizi ve kültürümüzü
zenginleştiren bu örneklerden birkaç tanesine işaret etmekte yarar vardır:
1- Ne zaman ve nerede olursa olsun O nun ismi anıldığında,
bizim geleneğimizde salât ve selâm getirilerek sözlü, sağ el kalbin üzerine
götürülmek sûretiyle O na olan kalbî bağlılığımız ifâde edilmektedir.
2- Anadolu insanı Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimize olan
sevgisinden ve bağlılığından dolayı çocuklarına O nu hatırlatacak isimler
vermektedir. Erkek çocuklarına Mehmet, Ahmet ve Mustafa gibi isimleri tercih
ediyorlar. Bu hususta bir inceliği de dikkate alarak Muhammed ismini verecek
olursa ağzından çıkabilecek bir hatalı ifadeden dolayı Peygambere saygısızlık
olmasın diye daha çok Mehmet olarak isimlendirmeyi uygun görmüşlerdir.
Bu duygu ve hasret, kız çocukları için de geçerlidir.
Bilindiği gibi gül ve kokusu Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin teninden
hasıl olduğu söylenmekte, bu nedenle gül motifi O nun bir simgesi olarak kabul
edilmiş, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz güle benzetildiği için edebiyatımızda
gül motifi çok kullanılmıştır. Fuzûlî nin ifâdeleriyle: Bahçıvan ne kadar
uğraşırsa uğraşsın O nun gibi bir gül yetiştiremeyecektir. Ancak bizim
insanımız çocuklarına isim verirken içinde gül geçen isimlerin tercih edilmesi
de bundan dolayıdır. Gülnûr, Gülbû, Gülşen, Gülendâm v.s.
Gül, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin remzidir. Gül,
O nun sembolüdür, simgesidir. Biz çocuklarımıza Gül adını vermekle Hz.
Peygamber (S.A.V.) Efendimizin adını veriyoruz. Onları öpüp koklamakla Hz.
Peygamber (S.A.V.) Efendimizi koklamış oluyoruz.
3- Bilindiği üzere yüce dinimiz vatan, hürriyet, cihad ve
şehitlik gibi konulara önem vermektedir. Bunları korumaya çalışan bir milletin
ordusunun fertlerine, adeta Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz gözüyle
bakılmasından dolayı Küçük ve sevimli Muhammed manasına gelen Mehmetçik
ismi verilmiştir. O nun mensup olduğu askerlik mesleği ile icra ettiği görev ve
hizmetinin önemini vurgulamak için de, Peygamber Ocağı denmiştir.
4- Hâlen devam etmekte olan bir başka husus da
Anadolumuzun hemen hemen her tarafında kız isteme sırasında ALLAH Teâlâ nın
emri ve Peygamberin kavli... ile söze başlanması Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize
olan bağlılığın bir başka tezahürüdür.
5- Kültürümüzde Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz
sevgisinin şeklen de olsa çok önemli göstergelerinden biri de hemen her
vesileyle hayatımızın belli başlı noktalarında O nun doğumu üzerine yazılmış
olan mevlid manzumelerinin okunduğu mevlid merasimleri tertip etmektir.
Anadolu da yerleşmiş bir mevlid kültürü vardır. Doğum,
ölüm, sünnet, nişan, düğün, kandil, hacı uğurlama ve karşılama gibi akla
gelebilecek bir çok tören sırasında mevlid okunmaktadır. Bu geleneğin
Osmanlılar döneminde de MevIid Alayı şeklinde resmi bir merasim halini
aldığını görmekteyiz. Her yıl Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizin doğum gününe
rastlayan Rebiulevvel ayının on ikinci gününde Sultan Ahmet Camii nde bir
merasim yapılırdı. Burada devlet erkânı ve müderrisler protokol sırasına göre,
Vezirler, Yeniçeri Ağası, Defterdar, Reisü l-Küttap, Kapıcıbaşı Ağalar...
otururlardı. Daha sonra ferace giymiş Padişah, alay eşliğinde camiye
götürülürdü. Padişahı Yeniçeri ve Kapıcıbaşı Ağaları selâmladıktan sonra
yerlerini alırlardı.
Milletimizin asırlar boyunca sahiplendiği bu mevlid
kültürü, günümüzde de millî birlik ve beraberliğimizi korumada önemli bir yer
tutmaktadır. Bugüne kadar Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize olan sevgi, aşk ve
hasretlerini Na t lar halinde dile getirmek üzere yüzlerce mevlid metni
yazılmıştır. Fakat bunların arasında Süleyman Çelebi nin yazdığı mevlidin
müstesna bir yeri vardır. Merhaba bahrinden alınan şu mısralarda, bir yandan
Resûlullah (S.A.V.) Efendimize dünyayı şereflendirmelerinden dolayı hoş
geldiniz denilmekte, diğer yandan da âsi, günahkâr, çaresiz ve zor durumda
kalan bütün ümmet için bir kurtarıcı olduğu müjdelenmektedir:
Merhaba ey âsi ümmet melceî
Merhaba ey
çaresizler eşfeî
Ey cemali gül yüzü
bedr-i münir
Ey kamu düşmüşlere
sen destgir