Küreselleşme ve globalleşme kavramı, dünyaya menfaatleri doğrultusunda biçim vermek isteyen, tuzu kuru zengin ülkelerin sömürü düzenlerini devam ettirmek için son yıllarda insanlığın zihinlerine yerleştirmeye çalıştıkları en sihirli sözcüklerin başını çekiyor Kişi başına düşen milli gelirlerini 20-40 bin dolarlara çıkarmış, vatandaşlarına konforizm kuleleri inşa etmiş, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında her türlü rahatlığı sağlamış bu ülkelerin, zenginliklerini hangi yoldan sağladıklarını, dünyanın her yanına ulaşan ahtapot kollarıyla hangi ülkelerin kaynaklarını sömürdüklerini tarihin kanlı sayfalarında rahatça bulabiliriz

Bir medeniyet projesi masallarıyla takdim edilen, yıllardır kapısında kul köle bir şekilde beklediğimiz Avrupa ülkelerinin sahip oldukları zenginliği, kaynaklarını fütursuzca sömürdüğü Kuzey Afrika, Uzakdoğu ve Güney Amerika ülkelerinden devşirdiğini herkes biliyor Dünya zenginliğinin yüzde 80 ini kontrol eden güçler, bir zamanlar açıkça sömürdükleri ülkelerin kaynaklarını farklı stratejilerle, farklı yöntemlerle kontrol etmeye, küreselleşme ve globalleşme kavramlarının içine gizledikleri ekonomik ayak oyunlarıyla zenginliklerini devşirmeye devam ediyorlar Örneğin, küresel sermayenin girmeyeceği delik yoktur Sermayenin dini, milliyeti, ırkı olmaz şeklinde insanlığın zihnine yerleştirilmeye çalışılan sloganlar, aslında uluslararası sömürü düzeninin devam etmesi için üretilen şeytanca bir stratejiden başka bir şey değil

Aş, iş, istihdam diyerek her ülkenin kaynaklarına ulaşan, sanayi kuruluşlarına sahip olan uluslararası para imparatorları, bir zamanlar kan ve gözyaşı üzerine kurdukları sömürgelerini, şimdi "yatırım" kılıfıyla devam ettiriyorlar

Küreselleşme ve globalleşme kavramlarıyla, ülkelerin ekonomik varlıklarına, yer altı ve yerüstü kaynaklarına müdahele edildiği gibi, kültürleri, gelenekleri, görenekleri de deforme ediliyor İnsanların yaşantılarına, düşüncelerine, sosyal ve siyasal duruşlarına da değişik boyutlarda müdahele ediliyor İnsanların kültürel kodlarında yapılan dönüşümlerle, uluslar arası sömürge çarkının işlemesi, menfaat imparatorluğunun aynen devam etmesi sağlanıyor Önceki gece CNN Türk ekranlarında Tayfun Ertan ın sunduğu Söz Sizde programında küreselleşme kavramı tartışıldı Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi bir hanım, küreselleşme kavramıyla dünyanın sahip olduğu zenginliklerinin belli ülkelerin elinde toplandığını dile getirerek, "Teknoloji üretiminin ve büyüme kavramının yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor Bugün, teknoloji üretebilen ve bunu tüm dünyaya pazarlayabilen ülkeler, belli bir zenginliğe ulaşmış, kişi başına düşen milli geliri 30-40 bin dolarlara yükselmiş batılı ülkelerdir Bu ülkeler, kendi dışındaki ülkelerin teknoloji üretmesine imkan vermeyen bir kısır döngüyle hareket etmektedirler Hemen hemen her sanayi dalında gelişmeye çabalayan ülkeler, teknolojiyi elinde tutan bu güçlere mahkum durumdadır Bu durum, dünya üzerindeki ülkelerin zenginlikleri paylaşımında da adaletsiz bir tablonun ortaya çıkmasına yol açmaktadır Gelişmekte olan ülkeler, ne kadar hızlı büyürlerse büyüsünler, belli bir zenginlik çıtasına erişmiş, kişi başına düşen milli geliri 30 bin dolara ulaşmış bu güçlere yetişmesi mümkün değildir Bu adaletsiz tablonun düzeltilmesi için slogandan öteye giden çalışmalar yapmak lazım" diye konuştu. Konforizm bataklığında debelenen, vahşi kapitalizmin pençesine düşmüş sömürge imparatoru ülkelerin, "Bu zenginlik bize yeter Biraz da dünyanın fakir ülkelerine kaynak aktaralım" diyerek ellerini kımıldatacaklarını zannediyor musunuz

Hep almaya alışmışlar, vermeye yanaşırlar mı acaba