Küresel sermayenin aşıkları sık sık, "Globalleşen dünyada sermaye hareketlerini sınırlandırmak, yabancı sermayeden korkmak çağın gerçeğine ters düşer" yollu görüşlerini tekrarlarlar. İlk bakışta insana bu sözler doğru gibi gelebilir ve hemen destek bulabilir. Gerçekten iletişim vasıtalarının bugün ulaştığı nokta dikkate alınırsa tüm ülkeler birbiri ile birleşmiş ve tümü birden de ABDdeki gözlem merkezinin kontrolü altına girmiştir. Diyebiliriz ki, bugün dünyamız iletişimin küresel istilası altındadır. Meseleye bu açıdan bakınca millici yaklaşımlar küreselciler nazarında çağın gerisinde kalmış, dünya gerçeğini kavrayamamış insan durumuna düşmektedir.

Enternasyonalciler milliciliğe karşı çıkarken tüm dünyanın ABDnin ulusal çıkarlarına teslim olmaya başladığını görmezden geliyorlar. Bu işi bir kısmı uzağı göremeyişin, gelişmeleri kavrayamayışın bir sonucu olarak desteklerken, bazıları da önlerine atılan kemik parçalarını yalamanın meşguliyeti ile gelişmeleri görmekte zorlanıyorlar ya da zorlanmıyorlar, gönüllü olarak ABD çıkarlarının hizmetçiliğini yapıyorlar. İnsanların kalplerini bilmemiz mümkün olmadığına göre gerçek niyetlerini elbette en iyi kendileri bilirler.

Yabancı sermayeye methiyeler düzenler öylesine bir hava estiriyorlar ki, sanki sermaye sahipleri paralarını Türkiye ya da ihtiyacı olan bir başka ülkeye hayır için getiriyorlar. Artık herkes biliyor ki, sermaye sahipleri hangi ülke kendilerine en az risk karşılığı en fazla kârı sağlıyorsa oraya gidiyorlar. Türkiye de bu ülkelerden birisidir. Bugün  yabancı sermaye elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan, hiçbir riziko üstlenmeden para ile en yüksek parayı kazanıyor. Bunun sonucudur ki, ülkemiz bankaları yabancılar tarafından kapış kapış satın alınmaya başlandı.

Peki küresel sermayenin bir ülkeye gelişinin tek sebebi yüksek kazanç mı Elbette kazanç sermaye sahipleri için çok önemli. Ama, yabancı sermayenin başka hedefleri de var. Söz gelimi bir ülke ekonomisini ele geçirmenin o  ülkenin bağımsızlığını büyük ölçüde yitirmesi, sermayenin istekleri karşısında sessiz kalamayacağı biliniyor. Yani, ekonomik kazanç kadar siyasal etkinlik de önemli. Hatta bazı durumlarda siyasal etkinlikler kazançtan öne geçebiliyor.

Küresel semaye küresel çıkarlarını koruma hususunda verdiği borçlar ve ele geçirdiği finans kurumları ile ulusal hükumetleri kullanabilmektedir. Bunun için yabancı sermayeye karşı gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor. "Ne yapalım dövize ihtiyacımız var, nereden gelirse gelsin yeterki gelsin" mantığı ile hareket etmek ileride yabancı sermayenin bir takım oyunlarına hazırlıksız yakalanmak anlamına gelebilir.

Bu noktada bir gazetenin dünkü sayısında manşetten verdiği bir haberi okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Gazetenin "Ambargo hesapları" başlığı altında manşete taşıdığı haberde şöyle deniyordu:

"Citibank Türkiyedeki müşterilerinden ABDnin ambargo uyguladığı ülkelerle ticaret yaparsanız bizdeki hesaplarınız bloke edilebilir diye sözleşme istedi. Banka, ABD şirketiyiz, normal prosedür açıklaması yaptı."

Sanıyorum bu haberin açıklamaya ihtiyacı yok. Ülkemizde faaliyet gösteren bir Amerikan bankası eğer Türk müşterileri ABDnin isteklerine uymazlarsa  bankadaki paraları bloke edilebilecekmiş. Sanıyorum böyle bir uygulama sömürge ülkesinde bile düşünülemez. Ama, dünya jandarmalığına ve küresel hakimiyete soyunmuş olan Amerika ve sermaye grupları ortak hareket ediyor. Kısacası, küresel sermayenin tek hedefi kâr değil, bir bakıma bir taşla iki kuş vuruyor. Bu bakımdan yabancı sermaye sevdalıları düşüncelerinin doğru olup olmadığını gözden geçirmek durumundadırlar.