` Buna göre dünyanın merkezinde on kadar ilmî fırka
vardır. Bu fırkaların ülkelerde temsilcileri vardır. Onların da illerde
temsilcileri vardır. Herkes kendi ilmî fırkasında öğrenim yapar. Ülkesine
döndüğünde fırkası içinde faaliyette bulunur. Bucaktaki zakirler bucak
yöneticileri olurlar, ildeki fakihler il meclisini oluştururlar, ülkedeki
rasihler de millî meclisleri oluştururlar. Bunlar içtihad ve icmaları ile bir
yerin şeriatını tedvin etmiş olurlar.
Demek ki, öğrenme bakımından merkeze gidilip tedris
edilecek, uygulama bakımından ise ilim adamları birlik olup yani birlik
oluşturup ortak şeriatı oluşturacaklardır. Her ülkenin, her ilin, her bucağın
şeriatı ayrı olacaktır. Buradaki kavim kelimesi devletleri ifade eder. Her
devlet insanlık içinde ilim adamları gönderip fakihlerini rasih yapacaktır.
Dışarıdan öğretmen ithal edilmeyecek, merkezlere öğrenci ve öğretmen
gönderilecektir. Buna kıyasen ilde ve bucakta uygulama yapılacaktır...
Yeryüzü parsellenip herkes kendisine düşen yerlere sahip
olduktan sonra, üretilen mallar dünya piyasalarına sevk edilecek ve insanlık
bölüşecektir. Ayrıca insanlar ocak, bucak, il, ülke ve insanlıkta birleşerek
tüm insanlık bir bütün olacaktır...
Döndükleri zaman inzar etsinler demek, merkeze her
fırkadan taife gidecektir demektir. Bunun anlamı, merkeze gidenleri onları
gönderen fırka finanse edecektir demektir.
Burada böylece farzı kifayelerin hükümleri de konmuş
bulunmaktadır...
Bir topluluk içinde herkesin bir şeyi topluluk için
yapması gerekiyorsa, buna farz-ı ayn denir. Toplantılara katılmak ve vergi
vermek bu tür yükümlülüklerdendir. Bu tür yükümlülüğü yapmayanlar bu hususta
tesbit edilmiş cezaları ödemek zorundadırlar. Bu farzları tesbit etmek
ocaklarda ocak yönetimine, bucaklarda bucak yönetimine aittir. İstişare
ettikten sonra başkan karar alır. Bu karara karşı hakemlere gidilebilir,
hakemler kararı bozabilir. Yahut mağdur olanların mağduriyeti giderilir.
Yasalarla ilgili kararlar istişare sonunda alınır, belli itiraz müddeti vardır.
Ondan sonra yürürlüğe girer. Uygulama ile ilgili kararlar ise istişareden sonra
bazı konularda istişaresiz de alınabilir, mağdur olanlar hakemlere giderler ve
mağduriyetleri giderilir.
Toplulukta bazı işler vardır ki o işlerin yapılması
gerekir. Ancak biri yaparsa diğerlerinin yapması gerekmez. Örnek olarak cenaze
namazı böyledir. Cenazenin kaldırılması gerekir. Cenazeyi birileri kaldırırsa
diğerlerinin katılıp kaldırması gerekmez.
Bir topluluk içindekilerin bir kısmının gidip okuması
farzdır ama herkesin gidip okuması söz konusu değildir. Kimileri gittiğinde
diğerlerinin gitmesi gerekmez. Hattâ herkesin gitmesi caiz bile olmaz.
Bazı işler vardır ki onu iki kişi yapmaz. Biri yaptı mı
diğerlerinden sakıt olur, haram olur. Başkanlık böyledir. Bir topluluğun
başkanı olacaktır. Bunu yapmak topluluğa farzdır. Birisi topluluğun başkanı
olunca, artık başka birisinin başkan olması caiz değildir...
Toplulukta tahsil yapmaya giden kimselerin masraflarını
da topluluk karşılar, bu konuda mevcut olan fırka (dayanışma) karşılar.
Kimlerin gideceğine onu finanse eden fırkalar karar verir. O halde üniversite
giriş imtihanları yoktur. Partilere aldıkları oyları nisbetinde kontenjan
tanınır, onlar seçerler ve gönderirler, onlar finanse ederler...
Partilerin seçmediği kimselerden okumak isteyenler
olursa, onlar da kendi imkânları ile gidip okurlar. Fırkaların desteklediği
öğrencilerin velileri merkeze taşınır ve orada kendilerine iş verilir, işyeri
lojmanlarında oturtulur. Diğer öğrenciler ise kendi imkânları ile merkeze
gelirler, evlenirler ve oradaki işyerlerinde yerleşip okurlar ve çalışırlar.
Bizim kendi araştırma merkezimiz için de yapacağımız
budur. (s.8-9) Devamı var
Evet, tekrar hatırlatıyorum: KUR AN VE İLİM 774. hafta
TEFSİR (Tevbe Sûresi, 52. hafta) seminerimizden aktarı-YORUM Ve
İLMÎ-AHLÂKÎ-İKTİSADÎ-SİYASÎ-SOSYAL olarak çağımızdaki hayatın her alanında var
olan SOSYAL TUFAN a karşı gereğini yapmaya yani ADİL DÜZEN, ADİL EKONOMİK
DÜZEN GEMİSİNİ inşa etmeye DAVET EDİYORUM Bize düşen sadece açık tebliğdir
Ve s-selâm mea d-duâ