Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca, 1974’te koalisyon hükümetinin Başbakan Yardımcısı olarak göreve başladı. O güne kadar, İmam Hatip Okulları birkaç istisnasıyla illerde açılmıştı. Erbakan Hoca’nın gayretiyle bu okullar ilçelere kadar yayılmaya başladı. Onun için İmam Hatip Okulları’nın ilk öğrencileri ağırlıklı olarak köylerden şehre okumaya gelmiş öğrencilerden oluşuyordu.
Köy hayatı, sade bir yaşantı üzerine kurulmuş arazi çalışmaları ile şekillendiği için, şehir hayatı ve yepyeni bir okulla karşılaşan Anadolu çocukları bir uyum ve bocalama dönemi yaşadılar. Çoğunda sık sık, davranış bozuklukları görülüyordu. Fakat aldıkları eğitim ve öğretmenlerinin şefkatli muameleleri sebebiyle kısa sürede kendilerini toparladılar. Okudukları Kur’an-ı Kerim onlara istikamet verdi ve olgunlaştırdı.
Kur’an-ı Kerim Allah’ın son kitabıydı. Mesajı evrenseldi. Hükümleri her zaman ve mekâna hitap ediyordu. İnsanlık için hidâyet rehberi ve kopmaz bir ipti. Doğru haber ve sağlam bir delildi. Ona sarılanlar hidâyete ulaşırdı: “Bu kitap (Kur’an), içinde şüphe olmayan bir kitaptır. O, müttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için yol göstericidir.” (Bakara, 2)
Kur’an Allah’ın kelâmıdır. Allah’ın indirdiği bir kitaptır. Bunda hiçbir şüphe yoktur. Kur’an bu konuda şüphesi olanlara meydan okumuş, onları âciz bırakmıştır: “Eğer kulumuza indirdiğimizden (Kur’an ayetlerinden) herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre meydana getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayrı şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da yardıma çağırın. Bunu yapamazsınız, kesinlikle yapamayacaksınız.” (Bakara, 23 - 24)
KUR’AN’IN GÜCÜ
Mûcize olan Kur’an-ı Kerim’in insana muazzam bir tesir gücü vardır. İyi niyetli ve temiz kalbli insanların ondan etkilenmemesi mümkün değildir. Çorak topraklarda yetişen tertemiz Anadolu çocuklarını istikamet veren ve onları hayırlı işlerde koşturan asıl sebep Kur’an’ın bu mûcizevî özelliğidir.
Benim de öğrencisi olduğum Rıza Tosun Hoca, 1967 - 1971 yıllarında Denizli İmam Hatip Okulu’nda idareci ve öğretmen olarak görev yaptı. Bazı öğrencilerin kavga edip çevreyi rahatsız ettiği günlerdi. Babayiğit ve hatip olma özelliğine sahip olan Rıza Bey, hafta sonu bayrak töreni münasebetiyle toplanan öğrencilere nasihat etti. Konuşmasının sonunda, kendine has üslûbuyla İmam Hatip Okulları’nın önemi ve eğitim gücünü ortaya koyan şu sözü söyledi: “İmam Hatip Okulu’nun bahçesinde otlayan bir eşek, diğer eşeklere fark atar.”
İmam Hatip Okulu’nun orta kısmını okuduktan sonra başka okula giden Uğur Fidan isimli bir arkadaşımız vardı. Biraz da kavgacılığı ile tanınırdı. 70’li yıllarda bir gazetenin magazin ekinin açtığı yarışmayı kazanarak sinema oyuncusu oldu. Filmlerinde Bulut Aras mahlâsını kullandı. İstanbul’dan, hocası Rıza Bey’e mektup gönderip bayrak töreninde söylediği sözü hatırlatarak şöyle yazmıştı: “Hocam, sinema oyuncusu oldum. Sözünüz gerçek oldu. Ben, Yeşilçam’ın diğer oyucularına fark atıyorum.”
***
Kur’an öğretip talebe yetiştirmeye kendisini adayan hocalarımızdan biri de Gönenli Mehmet Efendi’dir. Kur’an’la meşgul olmanın bereketini bir de ondan dinleyelim:
“Fatih Camii’nde talebeleri topladım, ihtiyaçlarını tespit edeceğim. Bu arada paralarını dağıtacağım. Fakat cebimde hiç para yok. “Allah’ım, bu Kur’an senin, bu talebeler senin, hiç kimseden bir şey istemeyeceğim” deyip camiden çıktım, talebeler beklemede.
Fırıncının yanından geçerken “istemeyeceğim”, helvacının yanından geçerken “istemeyeceğim”, “Sen’in işin” diye kendi kendime mırıldanırken Haliç Caddesi’ne doğru yöneldim. Tam caminin dış duvarının köşesinden dönmüştüm ki, muhterem bir zat karşıma dikildi. Elinde bir tomar para vardı. “Al, götür talebelerine” dedi. Dilimden “Kur’an hoş tutar boş tutmaz” sözü döküldü.” (İzzet Ay, Gönenli Mehmet Efendi, Sh. 102)
KUR’AN NASIL OKUNMALI
Kur’an’ın yanık sevdalılarından biri de, çocukluğundan itibaren Kur’an öğrenerek Reis-ül Kurra ünvanını almış, pek çok camide görev yapmış ve 33 yıl Beyazıt Camii’nde İmam Hatiplik, 23 yıl Haseki Eğitim Merkezi’nde Kıraat İlmi okutup Kur’an ikliminde yoğrulmuş olan Abdurrahman Gürses (1901 - 1999) Hoca’dır. Abdurrahman Hoca, engin tecrübesiyle Kur’an’dan faydalanma yolları konusunda şu bilgileri verir:
“Kur’an-ı Azimüşşan’ı okumak isteyen kimsenin riayet etmesi lâzım gelen şartlar vardır. Okuyan için de vardır, dinleyen için de. Ben besmeleyi çektiğim zaman, “Şimdi Allah’ın kitabını okuyorum” diye düşünmem lazım. Evvelâ, Kur’an-ı Kerim’in elfâz-ı celilesinin hususiyetlerine riayet etmek lâzım: Tecvit meselesi. Başta buna riayet edecek. Ondan sonra, mânâsını biliyorsa, -ne güzel- mânâsını düşünecek. Mânâsını bilmiyorsa, mânâsını biliyor gibi, onun mânevî varlığı içerisinde farz edecek kendisini. Tecellisini düşünecek. Kur’an Allah kelâmıdır. Allah’ın kelâmını okuyan kimse, ne okuduğunu düşünürse tecellisi olur. Sanki Kur’an, şimdi nazil olmuş gibi farz edecek. (…) Bir şey var ki, o hepsinin üstünde. O da, “Bu Allah’ın kelâmıdır” diye kendisini verdi mi, bakarsın buradan damlalar iner. “Niye ağlıyorsun ” diye sorsan, bir şey bilmez. Ama, “Bu okunan Kur’an’dır. Onun için ağlıyorum” demek ister. Kur’an gaflet ile okunmayacak. Okuyan kimse uyanık olacak, dinleyen de öyle olacak. O zaman tesiri başkadır.” (Altınoluk Dergisi, Sayı: 15, Mayıs 1987)
Evet, Kur’an’ın kalblere nüfûz etme gücü var. Okuyan ferahlar, ilmini öğrenen istikamet bulur. Bu yüzdendir ki, Anadolu’nun nice bağrı yanık çocuğu Kur’an’ın nuruyla aydınlandı; hamlıktan kurtulup olgunlaştılar. Hep, Rabbimizin kelâmı olan Kur’an’ın feyiz ve bereketi sayesinde.