Küresel finans krizi etkisini göstermeye başlamış. Reel sektörün üzerindeki olumsuz etkilerinin hızla hissedildiği bugünlerde üretimlerde ciddi düşüşler yaşanıyormuş. Tekstilde, otomotivde ve genel anlamda sanayi üretiminde gözlemlenen bu düşüşler gıda sektörüne de yansımış. Her geçen gün daha korkunç bir hal alan borç ödememe ve kredi vakaları ile bu finansal krizin, sonraki dünya savaşı olabileceği ifade ediliyormuş. Finansal krizin çözümünde aktif rol alınması önerisi destekleniyormuş, artık söz değil eylem zamanıymış. Bir varmış, bir yokmuş

Yukarıdaki masal, önceden çok hoşumuza giderdi ama şimdi hiç hoş değil. Çünkü deniz bitti. Hatta bazı yerlerde kum bile bitti. Nerden anlıyoruz bunu Bugün IMF bile kalkıp finans sistemi çökmenin eşiğinde diyorsa, bu; çok az kum kaldığına işaret değil mi Bu denizin biteceğini biz biliyorduk. Çünkü hazıra dağ dayanmaz. Ekmek elden su gölden mantığıyla gelinen bu nokta sadece bir finansal kriz değil, aynı zamanda bir zihniyet krizidir. Kuvveti üstün tutan, sömürüye dayanan bir zihniyet, sömüreceği bir şey kalmadığında krize girer. Yaşanılan hadise budur.

Değeri değil fiyatı ön plana alan bir anlayışın sonu olan kriz, rakama dayalı ekonomilerin geldiği son noktayı ifade eder. Ekonomiyi; fayda üretmekten uzaklaştırarak kendi hegomanyası doğrultusunda kârlılığa dönüştüren bir zihniyet, üretmeden tüketmenin karşılığını bulmuştur. Toprağın kira, emeğin ücret olarak karşılık bulduğu ekonomide sermayenin karşılığı faiz olamaz. Çünkü risk almayan bir şey karşılık alamaz. Eğer bir karşılık bulacaksa bunun adı kriz olacaktır ve olmaktadır.

İnsanı tanımadığı için, insanı insanın kurdu olarak gören bir zihniyetin kriz ortamında yapacağı tek şey vardır: fırsatçılık. Hatta bu fırsatı beklediğini ve krizi bunun için tetiklediğini söylemek abartı olmaz. Kriz denilince panik ve önlem gibi kelimeler telaffuz edilmesi gerekirken fırsat kelimesinin sık sık kullanılması hayra alamet değildir. Düşünün bir kere: krizde fırsat, güçlü olandan başka kimin elinde olabilir ki Güçlünün ekonomisinin güçlü ekonomi diye anlatıldığı bir hayatta, fırsat da elbette güçlünün olacaktır. Güçsüzlere ise sadece laf etmek kalacaktır: krizi fırsata çevir, krizi fırsata çevir Atalarımız ne güzel söylemiş: lafla peynir gemisi yürümez.

Krizin bize sağlayacağı hiçbir fırsat yok. Olsa bile, önce krizin sebebini değil de neden fırsatını konuşalım Bu krizi niye çıkardın arkadaş! Ben biliyorum niye çıkardığını: çünkü kurt puslu havayı sever. Yatla konferansını bunun için yaptın, IMF yi bunun için kurdun, ülkeleri bunun için borca esir ettin. Şimdi kalkmış, ulusal planlardan, mali genişlemelerden, destek programlarından bahsediyorsun. Bir bebeğin 1200 dolar borçla doğduğu bir dünya, krizlere mahkûm bir dünyadır. Bu hapishaneden kaçış planınız var mı Fırsat, bu fırsattır.

Krizi üretenler, krizi çözemezler. Yeni bir dünyadan bahsetmenin vaktidir. Güçlünün değil haklının yanında olan,  faizsiz bir dünya için çalışan, bunun için D-8 leri kuran bir zihniyet, kriz fırsatçılığı yapmaz, adil bir paylaşım gerçekleştirir. Herkese hakkını verir, üretir, ürettirir, yaşanabilir bir ülke kurarak dünyaya örnek olur. Çalışmalarını, toplantılarını hatta kongrelerini bile bunun için yapar, 2. Yalta için çabalar.

Kriz geldiğinde toptan gelir, ayrım yapmaz. Bu açıdan fırsatçılara fırsat verenleri uyarmak bizim görevimizdir. Çünkü krizi hep beraber yaşayacağız. Birimizi değil, hepimizi kurtaracak formüller peşinde koşmalıyız. Faiz dünyanın gerçeği diyerek, krizin eş başkanlığını yapanlara hesap sormak, krizi fırsata çevirmenin tek yoludur. Durmak yok, fırsatı değerlendirmeye devam.