Domino Taşı teorisini daha önce kaleme almıştık. Küresel sermaye sahiplerinin, dünyadaki tüm rant ve menfaat alanlarını kontrol etmek için, tüm dünya ülkelerindeki ekonomik parametreleri birbirine bağlayarak, herhangi bir kriz durumunda, bunun her yere yayılmasını sağlayacak şekilde dizayn edilen bir sistem. Amerika daki Coni ya da Bob, aldığı malikanesinin kredilerini ödeyemeyince ortaya çıkan kredi batağının tüm dünya ülkelerindeki ekonomilere yansımasını başka nasıl izah edebilirsiniz Dow Jones da rüzgar esince İMKB de fırtına kopuyor, Nasdaq ta kasırga oluşuyor Tek elden yönetilen, birbirine pamuk ipliğiyle bağlı olan bir ekonomik veriler atmosferi. Küresel krizin en derin boyutuyla hissedildiği Amerika da, tedbir üzerine tedbir alınıyor, ama nafile. Avrupa Birliği ülkeleri, Uzakdoğu ülkeleri ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Dolar ve Euro paritesi, asansör gibi.
Bizim dikkatimizi çeken şey, sanki bu kriz ortamı ülkemizde hiç hissedilmeyecekmiş gibi bir hava ve atmosfer oluşturuldu birileri tarafından. Hükümet, uzmanlar, ekonomistler hala gelen tsunaminin canımızı nasıl yakacağına dair ciddi bir şeyler açıklamadılar.
Şöyle bir hava var: "Biz şerbetliyiz Krizlere alışığız Bize bir şey olmaz Ekonomik dengelerimiz çok güçlü "Aylardır piyasalarda ciddi bir kırılmanın olduğunu, piyasa aktörleri çok yakından hissediyor. Nakit akışı yok Tahsilat yok İş var, para yok Bu bir kriz ortamı değil mi sizce Hükümet yetkilileri ağızlarını açtığında, "Türkiye krizden etkilenmez" Ya da "Bu kriz bizi Amerikan vatandaşları gibi etkilemez" edebiyatı yapıyorlar. Oysa, ekonomi bilimi, her zaman matematik bilimiyle eşdeğer değildir. Ekonomi görüntü olarak, matematikle yakından ilişkilidir ama, psikolojik ayağı, rakamsal ayağından çok daha önemlidir. Satın alma dürtüsü, iş yapma kabiliyeti, pazarlama, markalaşma, kurumsal kimlik Ekonominin psikolojik boyutu, bazı anlarda rakamsal verilerin bile önüne geçer. Zira ekonomilerde, piyasaların kendisine göre oluşturduğu algılar vardır. Bu eşik bir kere aşıldığında, ortaya çıkacak tabloyu geriye döndürmenizin imkanı yoktur. Bu eşik, 2001 krizinde devrin Başbakanı Bülent Ecevit in önüne atılan yazar kasa ile aşılmıştı. 2008 yılında, tüm dünya yanıp kavrulurken, bu eşiğin bir daha aşılmayacağını söylemek, kelimenin tam anlamıyla abesle iştigaldir. "Biz şerbetliyiz" teraneleriyle ekonomiyi daha ne kadar götürebileceğimizi zannediyoruz Htarafta kriz göstergeleri SOS verirken, bizim zaten kağıt üzerinde şişirilerek kamuoyunun algılarını iğdiş ettiğimiz parametrelerimiz bu cendereye daha ne kadar dayanabilecek Bendeniz, gazetemizin ilaveler editörüyüm. Her gün en az iki işadamıyla yüzyüze görüşüp röportaj yapıyorum. Bir senedir sürekli dolaştığım piyasada, işlerinin çok düzgün gittiğini söyleyen bir Allah ın kulu ile karşılaşmadım.
İşin tuhafı, akşam televizyonları açtığımda "Her şey tıkırında" edebiyatı yapan Başbakanı veya Bakanları dinleyince kendimi bir acayip hissediyorum. Acaba, benim yaşadığım ülkeyle, devletlülerimizin yaşadığı ülke farklı mı Yoksa ben bu röportajları zuzaylılarla mı yapıyorum