Üstad yorum yapmaya ve anlatmaya devam ediyor: “Reşat

Nuri Erol, İzmir Akevler’e daha lise talebesi iken katıldı. Partide (MSP İzmir)

M. Gündüz Sevilgen ve M. Adil Aktuğ ile çalıştı. Akevler’de matbaa işletti. 12

Eylül müdahalesinden sonra Suudi Arabistan’a gitti, Akevler’le ilgisini

kesmedi, Erbakan’ın Riyad/Arabistan temsilcisi ve tercümanı oldu. Başından beri

kendi kararı ile bizim yazılarımızı topladı, düzeltti, yayımladı. 1997’den beri

de seminer notlarımızı düzeltmekte ve katkıda bulunmaktadır. Allah razı olsun.

Bir işte devam ettiğinizde sonunda mutlaka meyvesini devşirirsiniz.

Hüseyin Kayahan yorumunda yine mevcut düzenin ıslah

edileceğine kanidir.

Mevcut işletmeler paradan kâr ve kârı maksimize eden

işletmelerdir. İşletme ona hammadde satanlarla, kiraya verenlerle, çalışanlarla

ve devletle devamlı çatışma içindedir. Müşterileri ile de kavgadadır. İşte

sizin delisi dediğiniz kimse bu savaşçı kişidir. Tek başına insanlıkla

savaşmaktadır. Diğer insanlarla da savaşmaktadır.

`ADİL (EKONOMİK) DÜZEN’ ise ortaklık düzenidir. Kurallar

içinde projeye göre herkes işletmeye katkı yapar, katkısı nispetinde pay alır.

Herkes dayanışma içinde üretimi artırır ve paylarını çoğaltır. İşletmenin kârı

sıfırdır. İşletme kendisi kâr etmez, katkıda bulunanlara kazandırır. Bu

sebepledir ki işletmenin merkezinde bir girişimci yoktur, işletmenin delisi

yoktur. İşletmenin delisi projedir, plandır.

Sizin anlayışınıza göre İstanbul, Kadir Topbaş delisinin

eseridir. Tam tersine, Kadir Topbaş İstanbul’a yarar değil zarar vermektedir.

Bu ortakların olmadığı yerde gelişme daha ileridedir. Bir yerde trafik polisi

varsa orada trafik tıkanmıştır.

Cengiz ve Hüseyin kendi başlarına başarılı işletmeleri

olan kardeşlerimizdir. Bunlar Adil Düzen’i kavrarlarsa Adil Düzen’e göre

işletme kuracak güçtedirler. Bir gün imana yani Adil Düzen işletmesine

gelmelerini bekliyorum.

Bazı arkadaşlarımız mevcut faizli düzen içinden

çıkamamış, düşünemiyor.

İnsanlar yıllık ihtiyaçlarını gidermek için yeter

zamanlarını harcarlar. Zamanları artar. Artan zamanları değerlendiremezlerse

işsizlik olur. Artan zamanlarını da imarda değerlendirirler. Böylece tam

istihdam sağlanır. Bu kural ekonominin değişmez kuralıdır.

Kapitalistler diyorlar ki; artan zamanlarını insanlar

sermayeye versinler, sermaye memleketi imar etsin, insanlara aş ve iş imkânları

sağlasın.

Sosyalistler diyorlar ki; artan zamanlarını halk devlete

versin, devlet memleketi imar etsin, halkına aş ve iş imkânlarını geliştirsin.

Bu sistemler çalışmıyor. Çalışsaydı Türkiye 600 milyar

dolar borç içinde kıvranmaz, köyler boşalıp tarlalar kıraçlaşmazdı.

Halk artan zamanlarını bankaya mevduat olarak bildirsin,

mevduat kadar yatırım olsun. `ADİL DÜZEN’ diyor ki; artan emektir, artan para

değildir. Artan emek imarda harcansın. Üretilen yapılar ne sermayenin ne de

devletin olsun, halkın olsun.

Halk bunu nasıl işletecek

İşte bunun için Kur’an iki çeşit mülkiyet teşri etmiştir.

a) İşletme mülkiyeti, Kur’an buna kıyam mülkiyeti diyor. b) Yararlanma

mülkiyeti, Kur’an buna mesa mülkiyeti diyor. Kıyam mülkiyeti ehil olan

işletmecilerin mülkiyetidir. Sermayesi olanı değil, bilgisi ve yeteneği olanın

mülkiyetidir. Yararlanma mülkiyeti ise artık emeklerin yani tasarruf edenlerin

mülkiyetidir. Bunlar faiz değil de kira paylarından yararlananlardır.

Çalışma arkadaşlarımız bu yazımı dikkatlice okumalıdır.

Anladıklarını önce anlatmalıdırlar. Anladıklarını görmeliyim. Sonra da kendi

görüşlerini ortaya koymalıdırlar. O zaman sağlıklı ve yararlı tartışmaya girmiş

oluruz.

Böyle bir tartışma alanına imkân verdiklerinden dolayı

Hüseyin ve Cengiz’den Allah razı olsun. Bu durumda bize hamd etmek düşer.”

KRAL ÇIPLAK (MI ) tartışmasının bir bölümü böyle geçti.

Müsadem-i efkârdan barika-i hakikat doğar. Nitekim “ADİL DÜZEN, ADİL EKONOMİK

DÜZEN” doğuyor…