Birleşmiş Milletler (BM) Teşkilatı’nın dünya üzerinde
barışın sağlanmasını için kurulduğu söylenir. Hatta buna bir de adaletin
sağlanmasını ekleyenler vardır. Yani BM genellikle dünya üzerinde barış ve
adaletin sağlanması için kurulmuş bir örgüt olarak tarif edilir. Ancak daha
işin başında yani bu teşkilatın kuruluşunda adalet olmadığı için görevleri
arasına dünya üzerinde adaletin sağlanması kısmı pek sayılmaz. Sayılması yanlış
olur. Çünkü, BM; 5 üyenin denetimi ve kontrolü altındadır. Bu beş üyeden
herhangi birinin kabul etmediği bir karar diğer tüm üye ülkeler tarafından oy
birliği ile kabul edilse bile uygulamaya konulamaz. Yani alınan karar geçersiz
olur. Böyle olunca da oluşumunda adaletin bulunmadığı bir teşkilatın adalet
dağıtması da düşünülemez. Elbette adaletin olmadığı yerde barışın tesisi de söz
konusu olamaz. Olaya bu açıdan baktığımızda BM, insanlığa afyon gibi
yutturulmuş kocaman bir yalandan ibarettir.
Elbette, bu tespiti yaptıktan sonra sadece kendilerini
imtiyazlı bir konuma sahip kılan Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesini
suçlayarak işin içinden çıkmak doğru olmaz. Bu adaletsizliğe 200’e yakın
ülkenin sessiz kalması, rıza göstermesi çok daha önemlidir.
Bu noktada başlıkta dikkat çekemeye çalıştığım hususa
geçmek istiyorum. BM genellikle dünya üzerinde yaşanan pek çok olay konusunda
istatistiki bilgiler ve rakamlar açıklamaktadır. Söz gelimi BM son olarak iki
yıldır Suriye’de yaşanan çatışmalarda 70 bin kişinin öldüğünü açıklamış. Olay
sadece 70 bin kişinin hayatını kaybetmesinden de ibaret değildir. Sayıları 700
bine ulaşan Suriyeli ülkelerini terk ederek komşu ülkelere sığınmış, Suriye
içinde de 2 milyonu aşkın insan oturdukları yerleri terk etmek zorunda
kalmışlardır. Bu rakamlar olayın boyutu göstermesi bakımından çok önemlidir.
Ancak, dünya üzerinde barışı sağlamakla görevli bir teşkilatın görevi bu tür
istatistiki rakamlar açıklama bitmez/bitmemelidir. Eğer bitiyorsa o teşkilat
varlık sebebini kaybetmiştir. Zaten yukarıya aldığım açıklamayı yapan BM İnsan
Hakları Yüksek Komiseri Pillay da,
“Hepimiz tarih önünde yargılanacağız” diyerek bu gerçeğe dikkat çekiyor.
Benzer şeyleri NATO içinde söylemek mümkündür. Çünkü,
NATO’da varlık sebebini yitirmiştir. Komünizmin yayılmasını engellemek, hür
dünyayı (!) bu beladan korumak için kurulduğu söylenmiş olmasına rağmen,
komünizmin iflasının ardından varlık sebebi de son bulmuştu. Ne var ki devam
ediyor. Bugün Afganistan NATO’nun işgali
altında.Terörü önlemek adına Afganistan işgal edilmiş olmasına rağmen, ABD’ye
ait NATO birlikleri hemen hergün çoğu bilerek bazen de kaza (!) ile sivilleri
vuruyor, insanları katlediyor. Böylece terörü engellemek adına işgal edilmiş
olan Afganistan’da NATO terörü hüküm sürüyor.
Denebilir ki, BM ile NATO birbirinden farklı örgütler,
kuruluş sebepleri ve hedefleri ayrı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu iki örgüt
birbirinden çok farklı da değildir. Aralarındaki en önemli fark BM, NATO’ya
göre üye sayısı bakımından daha kapsamlı. BM’de hakim ülke sayısı 5 iken
NATO’da bu sayı teke iniyor denebilir. NATO’nun da ABD’nin istemediği bir karar alması, harekete
geçmesi mümkün değildir. Hatta bazı konularda ABD’nin taleplerinin ülkelerin iç
kamuoylarına kabul ettirebilmeleri için bu talepler NATO kılıfına
sarılabilmektedir. Kürecik’e yerleştirilen radar üssü gibi. Çünkü, bu üs önce
ABD tarafından talep edildi ancak, iç tepkiler sebebiyle ikinci defa NATO adına
geldi ve kuruldu. Sonuçta gerek BM gerek NATO sömürgeci güçlerin istekleri
doğrultusunda hareket ediyor. Böyle olunca da Suriye’deki gelişmeler karşısında
BM’nin tek yaptığı istatistiki bilgiler açıklamakla sınırlı kalıyor. Halbuki
BM’nin görevi bu tür çatışmaları önlemektir. Bunu yapmıyor/yapamıyorsa varlık
sebebinin sorgulanması gerekir.