Sayın Abdullah Gül e, bir AB yetkilisi "Kozmopolit bir kimsedir" demişti. Basını takip ettim, bu zata karşı hiçbir reaksiyon gösterdiğine şahid olmadım.
Demek ki kozmopolitlik artık kanıksanan bir özellik haline gelmiş ya da getirilmiş.
Mehmed Özgüneş anlatmıştı, 27 Mayıs tan sonra kurdukları hükümetin bakanlarını, Millî Birlik Komitesi (yani ihtilali yapanlar) mülakata çağırmışlar, çiçeği burnunda yeni bakanlardan birine:
-Söyle bakalım, sen liberalist misin, sosyalist misin diye sormuşlar, bakan ezilerek büzülerek:
"Efendim ben liberalistim amma emrederseniz sosyalist de olurum" cevabını vermiş. İşte size kozmopolitliğin ve Erbakan Hoca nın deyimiyle renksizliğin başka bir tezahürü.
Ama asıl söylemek istediğim, bu noktasal izlenimler değil.Asıl maksadım, şu son seçimlerde hemen hemen, Saadet Partisi hariç, bütün siyasî partilerin ve bu partilere, tüzük program, sistem vesaire gözetmeden aday olmak için nefes nefese koşanların durumu...
Aday olanların ve daha doğrusu, ille de bir partiden Meclis e gireyim de ne olursa olsun diyenlerin durumu, ülkemizde particiliğin ne derece yozlaştığını ve ne derece kozmopolitleştiğini gösteriyor.
Halbuki bir partiye nasıl girilir, ya da nasıl çıkılır Bunun vazgeçilmez prensipleri vardır. O partinin program ve tüzüğü incelenir. Kendi görüş ve idealleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı tespit edilir, ondan sonra girilir.
Ama şu seçim furyasında gözüken o ki, önce tüzüğünü ya da programını inceledikten sonra, transfer yarışına girenlerin hiçbirisi, ne tüzüğü incelemiştir, ne de porgramı. buna kalıbımı basarım.
İş gelip gelip hangi tarife giriyor "Ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu" sloganında noktalanıyor.
Hele hele tek seçici olarak şu AKP Genel Başkanı Tayyip beyin "Hücre yeniliyorum" diye, partiden bir darbede tırpanla attığı 153 kişi üzerinde yaptığı operasyonun karakteri, bu partinin, az istisnası ile ister istemez kozmopolitleştiğini ispat ediyor.
AKPöyle de diğerleri değil mi Hepsini incelemeye kalkarsanız bir kitap yazmanız gerekir. Gerisini siz düşünün.
İtiraf etmek gerekir ki, resmî ideolojinin basmakalıp uygulamaları, siyasî partilerimizin, "yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Bankası yız" deyiminde olduğu gibi, giderek kozmopolitleşmesinde etkili olmuştur.
12 Eylül darbesinden sonra kurulan MamakAskerî Mahkemesi nde askerî savcılar beni de sanık sıfatıyla sorguya çekmişler idi. İlk sualleri:
-Siz niçin Atatürkçü değilsiniz şeklindeydi. Ben cevab vermiştim ve "Bakınız savcı beyler, biz sistemi ve programı olan bir partiyiz ama diğerleri öyle değil. Meselâ Ecevit ortanın solunu anlatıyor, Atatürk de böyle söyledi diyor, Türkeş ırkçılığı anlatıyor, Atatürk de böyle söyledi diyor, İşçi Partisi lideri M.Ali Aybar Marksizmi anlatıyor, Atatürk de böyle söyledi diyor ve nihayet Demirel, karma ekonomiyi anlatıyor o da Atatürk de böyle söyledi diyor.
Ama bizler, öyle demiyoruz. Bizim hedeflerimiz programımızda yazılıdır. Siz bizim program ve tüzüğümüzün mevcud kanunlara uygun olup olmadığına göre hüküm vermek durumundasınız. Biz Atatürk ü bu şekilde parti propagandalarında, slogan malzemesi yapmıyoruz diye vermiştim.
Bilindiği gibi arkadaşlarımızın da katıldığı bu savunmalar sonucunda askerî yargıtay bu ciddi savunmalarımız istikametinde bizleri berât ettirmişti. "Kenan Evren in baskılarına rağmen."
İşte bu ciddi ve gerçekçi açıklamalar karşısında diyoruz ki, milletimizin dert ve ihtiyaçlarına ve uzun vadeli büyük problemlerine cevap verecek ve bu problemleri kalıcı çözümlere kavuşturacak tek parti SAADETPARTİSİ dir. Karakteri, söylemleri, hedefleri değişmemiştir.Bu bakımdan başımız dik, anlımız açık, yüzüm aktır.
Milletimiz er geç KOZMOPOLİT partilerle SAADETPARTİSİ nin farkını farkedecek, onu hizmete çağıracaktır.