Kovid salgını, ilk ortaya çıktığı günlerden itibaren belirtileri genellikle gribe benzerliği ile tarif ediliyordu. Bunun da genellikle salgının hafife alınması sonucunu doğurduğunu düşünüyorum. Belki de bu sebeple ülkemizde hastalıkla ilgili olarak birtakım kampanyalar yürütüldü. Söz gelimi aşı konusunda aleyhte ciddi bir kampanya yürütüldü, hâlâ da yürütülüyor. Sonuç olarak diyebiliriz ki; daha başlangıçta salgın konusunda yapılan benzetmeler bir yandan aleyhte kampanyalar, diğer yandan salgınla mücadelede bir yetersizlik ortaya çıktı. Bunun da ötesinde resmi açıklamalarda da genellikle iyimserlik hâkim oldu. İyimser havanın hâkim olması toplumda panik oluşturmamak açısından iyi olabilir. Ancak bu iyimserlik, tehlikenin ciddiye alınmaması gibi bir sonuca sebep olmuş ise elbette yanlış olmuştur.

Son verilere göre Kovid salgınında ülkemizde yaklaşık 100 bin kişi hayatını kaybetti. Bu rakamın hafife alınacak bir yanı yoktur. Acaba daha başlangıçta toplumu panikletmemek adına salgın olduğu gibi topluma anlatılmadı mı, diye sormak mümkün olabilir. Özellikle salgın ile mücadelenin yeteri kadar sıkı tutulup tutulmadığı da sorgulanabilir. Genellikle vakalarda düşüşler başladığında sanki salgın ciddiyetini kaybetmiş havası estirildi. Bir yandan mücadelede başarılı olunduğu havası estirilirken açıklamaların bir yerinde mutlaka salgının ciddiyeti vurgulandı, her an yeni bir dalganın gelebileceği topluma hatırlatıldı. Şimdilerde ise salgının iyice zayıflaması sonucu sanki salgın son bulmuş havası estiriliyor. Söz gelimi Sağlık Bakanı’nın son açıklaması medyada, “Yeni dönemin gribi artık kovid” başlığı ile yer aldı. Buna göre Kovid grip olmuş, bir başka ifadeyle gribe dönüşmüş. Böyle olunca da artık Kovid aslına dönmüş oluyor. Çünkü baştan beri Kovid hep grip ile mukayese edilmişti. Böylece toplum da salgının tehdidinden kurtulmuş oluyordu. Dileriz böyledir. Ancak Sağlık Bakanı Koca’nın ifadesine göre toplum olarak salgınla yaşamayı öğrenmiş olsak da, günlük vaka sayıları 5-6 binlerin atına inmiş, hastaneye yatışlar da belirgin şekilde düşmüş, bazı hastanelerimizde Kovid klinikleri kapanmaya başlamış olsa da Sayın Bakan, sözlerini, “Ama bu, bir daha da olmayacak anlamına gelmiyor. Kasım-Aralık yeniden olabilir. Yeni dönemin gribi artık Kovid” şeklinde sürdürüyor. Kısacası görünen o ki, Kovid gribe dönüşmüş de olsa tehdidini sürdürüyor.

Tüm bunlar gösteriyor ki, günlerden beri salgından iz kalmamış gibi bir yaklaşım sergiliyor olunsa da, salgının her an yeniden patlayabileceğinin ifade edilmesi ister istemez, “İşin aslı nedir?” sorusunu akla getiriyor. Bunun da ötesinde Kasım-Aralık gibi yeniden artması karşısında insanların grip değerlendirmesi devam ettiği takdirde, hastaneler yeniden dolmaya başlarsa bunun sorumlusu kimler olacak? Çünkü grip benzetmesi Kovid’e yaklaşımı azaltıyor.

Hâlbuki salgının dünya üzerinde ilk çıktığı Çin’de vaka sayıları ve ölümler bizimle mukayese edilmeyecek rakamlarda kaldı. Yani Çin mücadele konusunda daha etkili oldu görüntüsü ortaya çıkıyor. Bunda da sanıyorum, izlediğimiz politikanın önemli rolü oldu.