Küresel ölçekteki gelişmiş ekonomi kaynaklı parasal

genişleme dalgalarının sebep ve sonuçları geleceğe yönelik kırılganlığı

arttırmaya devam ediyor. Gelişmiş ekonomilerde sorunların kökenine inilemiyor

ve ağırlaşması önlenemiyor, durgunluğun derinleşmesini geciktirmek başarı

sıyılıyor. Gelişmekte olan ekonomilerin sorunları ise farklılaşıyor: önceleri

yararlı olduğu düşünülen net sermaye girişlerindeki kontrolsüz artışın ciddi

tehlikelerin kaynağı haline geldiği dolaylı olaraka itiraf ediliyor: Mevcut

düzen içinde aşılması imkansız bir durgunluk tehlikesi onların da kapısını

çalıor. Türkiye de bu süreçten kontrolsüz şekilde olumsuz etkilenen gelişmekte

olan ekonomiler arasında ön safta yer alıyor.

Türkiye ekonomisinin son on yılına baktığımızda üretim

cephesindeki sorunlar hızla ağırlaşır iken hizmet sektörünün çok sağlıksız

şekilde genişlediğini görüyoruz. Bireysel ve kurumsal bazda faaliyet gelirleri

olumsuzlaşan rekabet koşulları nedeniyle geriler iken borçluluk düzeyi

balonlaşan varlık değerlerinin de katkısı ve yarattığı aldatmaca ile hesapsız

bir şekilde büyüyor. İç talebin gerilemesi, ihracatın artmaması, sağlıksız bir

şekilde büyüyen inşaat gibi sektörlerde ciddi sıkıntılar yaşanması gibi

olasılıklar kabusa dönüşüyor ve kırılganlığı arttırıyor.

Eğer iç talep olumsuzlaşan gelir-borç dengesizliğine

bağlı olarak gerilemeye başlarsa ekonominin küresel kriz sonrasında olduğu gibi

sert bir şekilde daralması kaçınılmaz olacak. Bütçe gelirleri azalacağı için

açık büyüyecek, bunun tehlikeli hale gelmesini önlemek için yapılacak harcama

kesintileri ekonomiyi iyice daraltacak ve olumsuz eğilimleri güçlendirerek

istikrarsızlığı besleyecek. Bu durum mali sektörü de etkileycek: Borç-alacak zinciri

kırılacak, paranın devir hızı değişecek, sorunlu kredi hacmi düzenli olarak

yeni rekorlar kırmaya başalayacak. Bu durum menkul ve gayrimenkul şeklinde

varlık değerlerini geriletecek, bilançıları yıpratacak, gizlenen gerçekleri

açığa çıkaracak ve istikrarsızlığı besleyecek. Bunlar bilindiği için nefesler

tutuluyor ama iç talep daralmasın, sıkıntıyı büyütecek artışlara da izin

verilmesin, içi talep ağırlıklı büyümeden vazgeçilsin!.. Cari açığın küçülmesi

böyle olacaksa küçülmesin!...

Eğer ihracat artamıyor ise iç talep de artamayacak, aksi

takdirde cari açığın büyüyor olmasının yarattığı sıkıntılar dayanılmaz

olabilir. Cari açığın büyümesi, dış finansman sıkıntısını ve Türkiye riskinden

kaçışı tetikleyebilir ve bu durum iç talepte ciddi daralmalar yaratarak yıkıcı

olabilir. Bu aşamada sormak gerekiyor; Dünya ticaret hacmi daha fazla artamaz,

sınai üretimde arz lehine dengesizlik büyür ve rekabet koşulları hızla

olumsuzlaşır iken mevcut ihracat düzeyini korumak mümkün müdür Orta vadede

kesinlikle hayır Bu aşamada Türk lirasının değeri önem kazanıyor; eğer değer

kaybeder ise ihracat azalmayabilir, belki geçici olarak da artabilir, fakat bu

kez de iç talebin daralması kaçınılmaz olur, her şeyin kontrolden çıkmasına

sebep olacak bir tetiklenme harekete geçer. Deyim yerindeyse boşa koysan

dolmuyor, doluya koysan almıyor Olumsuz seçenekler arasında en iyisi

durgunluğu ve yaratacağı sonuçları kabullenmek olarak karşımıza çıkıyor.

Peki bu durumda iç talep ve cari açık devasa boyutlara

ulaşan net sermaye girişleri sayesinde hızla büyür iken bu durumdan yararlanan

inşaat gibi sektörlerin durumu ne olacak Kesinlikle eskisi gibi olamayacak

Alınan önlemler de günü kurtarmaktan başka bir işe yaramayacak. Bu sektörde

yaşanacak muhtemel gelişmeler ise orta vadede istihdamı ve iç talebi

daraltacak!..

Haberiniz olsun Türkiye benzeri gelişmekte olan

ekonomiler durgunlaşacak ve bunun olmayacağı varsayımına göre yapılan hesaplar

tutmayacak. Kendi kendini besleyen bu tür durgunlukları görmezden gelerek

yapılan yatırımlar veya siyasi açılımlar tutmayacak. Koşulların değişmesi ile

birlikte verilen sözler tutulamayacak Evet net sermaye girişleri sorunları

farklılaştırdı, söz konusu ekonomileri kendilerine yabancılaştırdı.

Sürdürülebilir olmayan eğilimlerle azla kanaat edilemedi, kararlı olunamaması,

daha çoğunun getireceği zararlar açgözlülüğün de katkısı ile hesap edilemedi.

Artık pirincin içindeki taşı ayıklamak mümkün olamıyor Ne dersiniz ülkemizdeki

siyasi açılımlar, sosyo-ekonomik koşullardaki iyice büyümüş kırılganlığı hesaba

katıyor olabilir mi Öncelikli hedef barış olsa idi diğer yanlışlar yapılır

mıydı