Bundan 110 yıl önce Hâtemü’l-Hulefa (Ondan sonrakiler sûrî

halifedir) Sultan Abdülhamid Han-ı Sânî hazretleri iktidarda idi. O hem Halife

hem Padişah idi. Onun zamanında bütün okullarda her sabah din ve Kur’an dersi

okutulur, öğrencilere beş vakit namaz kıldırılırdı. Bütün İslam kadınları, bir

tek istisna olmaksızın tesettürlüydü. Kadılıklarda ve nizamiye mahkemelerinde

şer’î kanunlarla hükm edilirdi. Örfî kanunlarda Şeriata ve dine aykırı maddeler

yoktu. Cuma günü Müslümanların hafta tatiliydi. İslam medreselerinde icazetli

ulema ve fukaha yetişirdi. Tarikatlar, tekkeler açıktı, zikrullah yapılır, iyi

Müslümanlar yetiştirilirdi. Bazı bid’atler ve aksaklıklar vardı ama devlet yine

de İslam devletiydi

Farmasonlar, Dönmeler, Jön Türkler dış düşmanlarımızla

işbirliği yaparak o dindar Halifeyi devirdiler ve zincirleme felaketler sökün

etti, büyük ve korkunç yıkımlar oldu.

Bu devlet, bu ülke, bu halk ne büyük zelzelelere maruz

kaldı. Siyasî, sosyal, kültürel zelzeleler… Şeriat elden gitti, arkasından din

ve iman elden gidiyor.

Halkı ve gençliği bozmak için her yolu denediler ve maalesef

bir irtidat-dinden dönüş çığırı başlattılar. Ümmet birliğini yıkmak için bin

parçalı bir İslam Protestanlığı çığırı açtılar. Müslüman kılıklı birileri

Sünnetsiz bir İslam türetme çabası içinde… Hadîsleri ayıkladılar…

Yıllardan beri sürekli manevî zelzeleler ve yangınlar

içindeyiz.

Küfür, nifak, şikak, fısk, fücur, isyan, tuğyan, azgınlık,

bin türlü şehvet…

Allahtan korkan taqvalı, şuurlu ve vicdanlı Müslümanlar bu

facialar içinde ve karşısında nasıl gününü gün edip keyfine bakabilir

Bir kısım halk ve gençlik imanını kaybederken biz mü’minler

nasıl yan gelip yatabiliriz

Maddî bir zelzele olmuş, binaların yarısı yıkılmış, yarısı

ayakta… Ayakta kalanların sakinleri felakete seyirci kalabilir mi Enkazın

altından yaralıların feryatları gelirken biz bana ne diyebilir miyiz

Mânevî, dinî, kültürel, sosyal zelzeleler maddî ve fizikî

olanlara benzemiyor.

Şu çocuklar, şu gençler, şu kızlar zelzele-zede ama biz fark

etmiyoruz. Dıştan gayet sıhhatli görünüyorlar, lakin içleri harap olmuş. İmanlı

olarak yetiştirilmiyorlar.

Bir İslam memleketinde halkın ve gençliğin bir kısmı

Kur’anın emirlerine ve yasaklarına, İslam ahlakına bîgâne ise orada zelzele ve

yangın var demektir.

Mânevî zelzelenin şiddeti hakkında size bir fikir vereyim:

On gün boyunca sabah namazlarında İstanbul camilerine gidiniz ve durumun

fecaatini görünüz. Genellikle beş on ihtiyardan başka gelen olmamış. Nerede

imanlı ve dindar üniversite ve lise talebeleri Nerede şu bizim İslamcılar ..

Ramazanda İstanbulun caddelerine, meydanlarına bakınız.

Mübarek Ramazan gününde alenen yiyip içenin haddi hesabı yok.

Ülke büyük bir meyhaneye dönmüş…

Riba yaygın… Kumar… Çıplaklık, müstehcen yayınlar… Hele şu

malum ve mahut televizyonlar… Yasal genelevlerde TC vesikalarıyla fahişelik

yapan seks köleleri…Yasal fuhşun yanında yüz misli yarı gizli fuhuş var… Haram

yeme yaygın hale gelmiş…

Evet bunca zelzele ve yangın içinde Müslüman nasıl

umursamazca keyfine bakabilir

Manevî zelzele ve yangın felaketine uğramışların niçin

yardımlarına koşmuyoruz

Niçin var gücümüzle ve en uygun ve etkili şekilde iman

kurtarma hizmetleri başlatmıyoruz

Niçin bilenler bilmeyenleri güzelce uyarmıyor,

aydınlatmıyor

Şu gence anlayacağı şekilde nasihat etsek belki düzelecek.

Şu genç kıza öğüt versek doğru yola girecek belki.

Çalışsak belki yüzde bir, belki yüzde on, belki de yüzde

ellisini kurtulmasına vesile olacağız ama biz Müslümanlar, biz az çok bilenler

vazifelerimizi yapmıyoruz.

Bizim ev yıkılmadı ya keyfimize bakıyoruz; komşularımızı,

vatandaşlarımızı manevî zelzelenin enkazı, yangının alevleri içinde

bırakıyoruz.

Yapılmasını istediğim hizmetler elbirliğiyle Ümmet çatısı

altında yapılabilir.

Müslümanlar ehliyetli, taqvalı, ihlaslı, muktedir bir İmam-ı

Kebir’e biat ve itaat ederler ve herkes aklına ve servetine göre vazife alır,

üzerine düşeni yapar.

İman kurtarma çalışmalarını herkes münferiden veya küçük

cemaatler halinde kendi re’y ve hevalarıyla yapamaz.

Ümmet birliği ve teşkilatı olacak, Ümmetin başında bir İmam

bulunacak ki, işe yarar hizmet yapılabilsin.

Yazık ki böyle bir hizmet seferberliğimiz yok.

Yaptıklarımızı yeterli buluyoruz ve kendimizden çok razıyız.

Acaba öyle mi

Her sene en az yirmi beş adet iman kurtarıcı konuda küçük

fakat çok faydalı ve etkileyici broşürler yayınlamamız gerekir. Her broşür beş

milyon basılacak, yekun 125 milyon. İslamın en temel, en hayatî, en lüzumlu

bilgileri işlenip halka duyurulmalıdır.

Halk ve gençlik fevc fevc namaza başlayacak… Her yıl

milyonlarca kadın ve kız tesettüre girecek… Müslüman halk ilmihalini öğrenecek…

Ahlak düzelecek… Emr-i maruf ve nehy-i münker yapılacak… Azgınlıklar azalacak…

Karz-ı hasen sandıkları kurulacak… Öğrencilerinin beş vakit namazı topluca

cemaatle kıldığı İslam mektepleri açılacak… Genel bir iyileşme olacak…

Zelzelelerin, yangınların yaraları sarılacak.

Nice insanımızın imanları kurtulacak…

Niçin mânevî zelzele ve yangın felaketine uğramış

milyonlarca insanımızın yardımına koşmuyoruz

Oooof, beynim zonkluyor!..

* (İkinci yazı)

İmam-ı Kebir Olabilecek Kimse Var mı

Müslümanlar bir İmam-ı Kebir’e biat edebilirler ama böyle

bir şeyin önündeki en büyük engel cemaat, hizip, fırka taassubudur.

Hiçbir cemaat veya fırka kendi hocasından başkasının

İmametini kabul etmez.

Birinin başı İmam olsa, ötekiler kesinlikle biat ve itaat

etmez.

İmam konusunda doğru olan şudur:

Cemaatler, tarikatler, hizip ve fırkalar üstü, herkesin

sevdiği ve saydığı bir zatı bulup İmam yapmak.

İmam seçimi demokraside olduğu gibi genel seçimlerle

yapılamaz.

On veya on iki kişilik bir aqiller ve bilgeler Şûrası

kurulacak, onlar birkaç aday üzerinde müzakere edecek ve birini seçip

Müslümanlara bildirecekler.

Söylemeye hacet yok, önce kendileri biat ve itaat edecekler.

Bu zat Selahaddin Eyyubî, Şeyh Şâmil ayarında biri olacak.

Günümüz Müslümanları birleşmemek konusunda ittifak

etmişlerdir.

Hele bazı cemaatler…

Küfür ve nifak derin güçleri Müslümanların birleşememesi

için İslam Protestanlığı çığırı açmışlardır.

Müslümanlar Ehl-i Sünnet dairesi içinde birleşebilir.

İmam-ı Kebir seçmek ve Müslümanların ona biat ve itaat

etmesi çok zordur diye bundan vaz mı geçelim Böyle bir vaz geçiş intihar olur,

İslamın temel bir prensibini üstü kapalı da olsa inkar manasına gelir.

Çok önemli bir soru: Günümüz Türkiyesinde güçlü ve ehliyetli

bir İmam-ı Kebir adayı var mıdır Bendeniz böyle bir aday bilmiyorum.

Aramalıyız…

Bir takım küçük ve mutaassıp adamların gönlünde İmamlık

hayali vardır ama avuçlarını yalasınlar.

Hanedan-ı Âl-i Osman içinde mütedeyyin, musalli, muktedir,

ehliyetli bir kimse var mıdır Bu konuda da bir fikrim yok.

İmamet meselesini Müslümanlar mutlaka gündemlerine

koymalıdır.

İslamî kesimin âqil ve bilge kişileri bu konuyu müzakere

etmelidir.

Böyle bir İmam bulunur ve başa geçirilirse bendeniz biat ve

itaat ederim.

Lakin bazı şartlarım var:

1. Ehl-i Sünnet itikadında olacak… 2. Ehliyetli olacak… 3.

Muttaqi olacak… 4. Hizip ve fırka fanatiği olmayacak… 5. Hâdimü’l-mille

ve’l-Ümme olacak… 6. En az üç tarikattan hilafeti olacak… 7. Hem İslam’ı

bilecek, hem çağdaş kültüre sahip olacak… 8. Ahlakının ve karakterinin

yüksekliğini düşmanları da kabul edecek… 9. Birleştirici, toplayıcı,

kucaklayıcı olacak…

28.12.2012